1948 yılında Orta Doğu ülkelerinin İsrail’in varlığını kabul etmemesi Arap-İsrail savaşlarına yol açarken Tel Aviv Filistin toprakları aleyhine genişlemesini sürdürmüştür. 1990’lı yıllardan itibaren çeşitli barış girişimleri olmasına rağmen Batı Şeria ve Gazze’nin abluka altında tutulması nedeniyle kayda değer bir ilerleme kaydedilememiştir. 2020 yılında ise ABD'nin öncülüğünde İsrail ve bazı bölge ülkeleri arasında bir normalleşme süreci başlatılmıştır. Ancak Filistin meselesini giderek “Filistinlilerin iç meselesi” haline indirgeyen bu süreç, 7 Ekim sonrası yaşanan gelişmelerle birlikte kendi içinde tutarsızlıklar barındırmaktadır. 7 Ekim saldırıları ve İsrail’in orantısız misillemesi, Filistin meselesinin Filistin halkının meşru hakları temelinde siyasal bir çözüme duyduğu ihtiyacı bir kez daha açığa çıkarmıştır. İsrail’in sahip olduğu ileri teknolojik ve askeri kapasiteye rağmen, ülkenin istikrarı ve geleceği büyük ölçüde eşit statüye sahip bağımsız bir Filistin devletinin varlığına bağlı görünmektedir. Filistin sorununu tarihsel perspektifi ile ele alan bu çalışma, Arap devletlerinin pasif tutumunun İsrail saldırganlığının temel nedenlerinden biri olduğunu savunmakta ve Arap milliyetçiliğinin söylemselliğinin altını çizmektedir. Bu kapsamda çalışmada, Yeni Orta Doğu’nun şafağı olarak adddilen normalleşme çabaları, 7 Ekim sonrasında yaşanan gelişmeler çerçevesinde değerlendirilmektedir.
In 1948, the refusal of Middle Eastern countries to recognize the existence of Israel led to the Arab-Israeli wars, while Tel Aviv continued its expansion at the expense of Palestinian territories. Despite various peace initiatives since the 1990s, no significant progress has been achieved due to the blockade imposed on the West Bank and Gaza. In 2020, however, a normalization process was initiated between Israel and several regional countries under the leadership of the United States. Yet, this process, which increasingly reduced the Palestinian question to an “internal matter of the Palestinians,” has revealed its own inconsistencies in light of the developments following October 7. The October 7 attacks and Israel’s disproportionate retaliation once again revealed the urgent necessity of a political resolution to the Palestinian question based on the legitimate rights of the Palestinian people. Despite Israel’s advanced technological and military capacity, the country’s stability and future appear to depend largely on the existence of an independent Palestinian state with equal status. Addressing the Palestinian issue from a historical perspective, this study argues that the passive stance of Arab states has been one of the main reasons for Israel’s aggressiveness and underlines the discursiveness of Arab nationalism. In this context, the study evaluates the normalization efforts, regarded as the dawn of a New Middle East, within the framework of the developments that occurred after October 7.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Uluslararası İlişkiler (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 9 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 26 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 4 Sayı: 2 |