Canlı olduğu için eskiyen ve eskidiği için de anlaşılma oranı düşen dille üretilen eserler, sonraki kuşakların anlaması için, içinde bulunulan dönemin dil koşullarına göre yeniden üretilir. Sadeleştirme, lehçe içi aktarma, dil içi çeviri, yeniden yazım, öz yazım gibi adlarla ifade edilen çabaların, değişik adlandırmalarla da olsa, buluştuğu bir nokta vardır: Metnin okunduğu dönemde hedef kitle tarafından anlaşılır olması. Zaman içerisinde kültürel, sosyolojik, politik nedenlerle kültürde oluşan farklılaşmalar dilin sonraki kuşaklar için anlaşılma düzeyinde kalıcı değişiklikler meydana getirebilir. Kaynak dilde bulunan kelime/kelime grupları ve imla düzeyindeki başkalaşmalar metnin anlaşılmasını zorlaştırır. Dilin farklılaştığı her dönem ve yerde metnin okuyanlar tarafından anlaşılır olması için çeviri faaliyetlerine ihtiyaç duyulmuştur. Aynı dilin tarihî dönemlerinde anlam bakımından eskiyen, yeni kuşaklar için bir şey ifade etmeyen metinler dil içi çeviri ile yeni kuşaklara anlaşılır kılınır. Roman Jacobson’un bir dildeki göstergelerin yine aynı dildeki başka göstergelerle anlatılması olarak ele aldığı bu çeviri türünün edebiyatımızda pek çok uygulaması bulunmaktadır. Osmanlı döneminde Doğu lehçesi ile yazılmış metinlerin Batı lehçesine aktarımlarıyla başlayan süreç, Cumhuriyetin ilanından sonra alfabe değişikliği ile eski yazılı eserlerin anlaşılması hedefine evrilmiştir. Alfabe değişikliği ve aradan geçen zaman ile eski yazılı metinlerin okunması ve özellikle anlaşılması ve bunların yeni nesillere aktarılması zorlaşmıştır. Bu yüzden eski yazılı metinleri anlamak için pek çok dil içi çeviri yapılmıştır. Klasik Türk edebiyatı mensur eserlerinin bir kısmı ise, sadeleştirme adı altında günümüz Türkçesine aktarılmıştır. Bu çalışmaların bazılarında metin tenkidi basamağının atlanıp doğrudan dil içi çeviriye geçildiği görülür. Bu basamağın atlanması metni ele alan kişi tarafından metnin ne kadar doğru okunduğu, günümüz Türkçesine ne denli doğru aktarıldığı, araştırıcının metne ne derece vâkıf olduğunu anlamayı zorlaştırmaktadır. Çalışmada Mevzûatü’l-ulûm’un müellif dîbâcesi esas alınarak, sadeleştirme incelenmiş, çalışma üzerine düşüncelerimiz aktarılmıştır.
Klasik Türk edebiyatı Mevzûatü’l-ulûm dil içi çeviri mensur eserler sadeleştirme
Works produced in a language that ages because it is alive, and whose comprehensibility declines as it ages, are reproduced according to the linguistic conditions of the current era so that subsequent generations can understand them. Efforts such as simplification, intra-dialect transfer, intra-language translation, rewriting, and paraphrasing all converge at one point, albeit under different names: the text must be understandable to the target audience in the period when it is read. Over time, cultural, sociological, and political changes in a culture can cause permanent changes in the level of comprehensibility of the language for subsequent generations. Changes in words/word groups and spelling in the source language make the text difficult to understand. Translation activities have been necessary to ensure that texts are understandable to readers in every period and place where the language has changed. Texts that have become outdated in meaning over the historical periods of the same language and no longer mean anything to new generations are made understandable to new generations through intra-lingual translation. This type of translation, which Roman Jakobson defines as the description of signs in one language using other signs in the same language, has many applications in our literature. The process that began with the translation of texts written in the Eastern dialect during the Ottoman period into the Western dialect evolved after the proclamation of the Republic into the goal of making old written works understandable through alphabet reform. With the alphabet reform and the passage of time, reading and especially understanding old written texts, penetrating the old culture, and passing them on to new generations became difficult. For this reason, many intra-linguistic translations have been made to understand old written texts. Some of the prose works of classical Turkish literature have been translated into modern Turkish under the name of simplification. In some of these works, it is seen that the text criticism stage has been skipped and a direct intra-linguistic translation has been made. Skipping this stage makes it difficult for the person dealing with the text to understand how accurately the text has been read, how accurately it has been transferred into modern Turkish, and how well the researcher is familiar with the text. In this study, the simplification based on the author's preface to Mevzûatü’l-ulûm was examined, and our thoughts on the work were conveyed.
Classical Turkish literature Mevzûatü’l-ulûm intralingual translation prose works simplification
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Osmanlı Sahası Klasik Türk Edebiyatı |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 28 Ocak 2026 |
| Kabul Tarihi | 5 Mart 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Mart 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.34083/akaded.1873510 |
| IZ | https://izlik.org/JA92EE83EM |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 10 Sayı: 1 |
Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası lisansı ile lisanslanmıştır.
This work is licensed under Attribution-NonCommercial 4.0 International