Tarihsel süreçte metodolojik yaklaşımları birbirinden farklı olan Basra ve Kûfe dil okulları teşekkül etmiştir. Bu ekollere mensup bazı dil âlimleri, kıraat farklılıklarını değerlendirirken Arap dilinin ilkelerine uymadığı veya fasîh kabul etmedikleri muhtelif vecihleri eleştirmekten kaçınmamışlardır. Meseleye salt metinsel çözümleme bağlamında yaklaşan dil âlimlerinin, zaman zaman Mushaf hattını merkeze aldıkları ve kıraat farklılıklarında bunu temel bir hareket noktası olarak değerlendirdikleri görülmektedir. Bu kabulden hareketle bazı kıraat vecihlerinin kıraat imamlarının şahsî tercihi olduğunu ileri sürmektedirler. Öte yandan dil ekolleri, muhtelif kıraat vecihlerini naklî hüccetinin bulunup bulunmamasına bakmaksızın mensup oldukları ekolün lügavî kıstaslarına uymadığı gerekçesiyle eleştirebilmiş; başka bir ifadeyle kendi dilsel kıyaslarını rivayet unsuruna tercih etmişlerdir. Kıraatleri eleştirenlere karşıt bir tavır sergileyen âlimler ise kıraat farklılıklarının ilâhî bir hikmete dayandığını ve sahîh senedle Resûlullah’a (s.a.s.) ulaştığını savunmaktadırlar. Öyle ki bazı dil âlimlerinin kıraat vecihleri hakkında yanlış saydıkları hususların aslında Arap dilinin ya gündelik kullanımında ya da lehçe ve şive olarak ifade edilen bir kabilenin pratiğinde yer aldığını belirtmektedirler. Ayrıca dil bilimcilerin tenkitlerine kıraatlerin vahiy kaynaklı olması ve kendine özgü dil yapısı ilkelerinden hareketle karşı çıkılmaktadır. Nitekim kıraatleri ihticâc bağlamında temellendiren âlimler, kıraatlerin Arap dil biliminin kaideleriyle bir şekilde uzlaştırılabileceğini, tutarlı ve genel kurallarla uyumlu olduğunu, muhtelif okuma biçimlerinin/vücûhâtın imamların içtihatları neticesinde ortaya çıkmadığını ispatlama gayretleri göze çarpmaktadır. Tarihin akışında belli bir öğretim metodolojisine kavuşan kıraatlerdeki muhtelif vecihlerin hüccet ve tevcîhi bağlamında, öncelikle naklî hüccet unsurları merkeze alınmakta, ardından Arap dil biliminin kuralları kıraat farklılıklarını temellendirmede bir argüman olarak kullanılmaktadır. Bu bağlamda birçok kıraat ve tefsir eserinde kıraatlerin tabii bir mecrada geliştiğine işaret eden hüccet unsurlarına yoğunlukla yer verildiği görülmektedir. Bunu genellikle tevcîhini yaptıkları kıraat ihtilafının meşruiyetine ve anlam zenginliğine işaret etmenin yanı sıra bazı mütevâtir kıraatlere yöneltilen eleştirilere cevap vermek amacıyla gerçekleştirmektedirler. Bu bakımdan çalışmada kıraatleri temellendirme faaliyeti etrafında dile getirilen görüşlerin ele alınması ve aynı zamanda öne sürülen delillerin örneklerle desteklenerek teorik ve pratik açıdan derinleştirilmesi amaçlanmaktadır.
Throughout the course of history, the Basran and Kufan linguistic schools, each characterized by distinct methodological approaches, emerged as two major centers of Arabic linguistic thought. Some scholars affiliated with these schools did not refrain from criticizing certain Qur’ānic recitations (qirāʾāt) that they deemed inconsistent with the principles of the Arabic language or that they did not consider eloquent (fasīḥ). It is observed that some linguists, who approached the issue primarily through textual analysis, occasionally centered their assessments on the orthography of the Muṣḥaf, taking it as a fundamental point of reference in evaluating variant readings. Based on this assumption, they argued that certain modes of recitation were merely the personal preferences of the imams who recited. Moreover, linguistic schools often criticized various readings not because of the absence of their transmitted authority (ḥujjah naqliyyah), but rather for failing to conform to the linguistic criteria of their own school; in other words, they prioritized their linguistic analogy (qiyās) over transmitted reports (riwāyah). In contrast to those who criticized certain Qur’ānic readings, other scholars adopted a defensive stance, maintaining that the variations among the qirāʾāt are grounded in divine wisdom and transmitted through authentic chains (isnād) reaching back to the Messenger of Allah (peace be upon him). They asserted that what some linguists considered errors in specific recitational modes were, in fact, attested in the natural usage of the Arabs or reflected the speech patterns of particular tribes and dialects. Moreover, scholars who rejected the linguistic critiques emphasized that the qirāʾāt derives from revelation and possess a unique linguistic structure that cannot be confined to later grammatical conventions. Accordingly, the scholars who sought to substantiate the qirāʾāt within the framework of ḥujjah (linguistic and transmitted proof) endeavored to demonstrate that the readings can be reconciled with the principles of Arabic linguistic, that they are coherent and rule-consistent, and that their various forms (wujūh) did not originate from the personal reasoning (ijtihād) of the reciters. Throughout history, as the teaching methodology of qirāʾāt developed, scholars prioritized transmitted evidence (al-ḥujjah al-naqliyyah) in justifying and interpreting the variants, while employing linguistic principles as a secondary means of support. Consequently, many works on qirāʾāt and tafsīr extensively include evidences (ḥujaj) pointing to the natural and divinely guided development of these recitations. Such discussions not only underscore the legitimacy and semantic richness of the qirāʾāt differences but also aim to refute criticisms directed at certain mutawātir readings. In this regard, the present study seeks to examine the perspectives surrounding the justification of qirāʾāt, supporting the arguments presented with illustrative examples to provide both theoretical depth and practical insight.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Kuran-ı Kerim Okuma ve Kıraat |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 1 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 7 Ekim 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 27 |
Amasya İlahiyat Dergisi-Amasya Theology Journal ile lisanslanmıştır.