This article examines the Sufi thought of Abd al-Ḥalim b. Lutfullâh (d. 1072/1662), a significant yet overlooked Sufi-scholar of the 17th-century Ottoman intellectual tradition who followed the Akbarian school, through his Sharh on Abdallâh Bosnevî’s (d. 1054/1644) the qasida concerning the levels of existence (marâtib al-wujûd), as well as his commentary on Subḥânaka. Due to the lack of information in classical biographical sources and confusions arising from name similarities, he has been mistaken in some modern studies for contemporaries such as Sharîḥ al-ManarʿAbd al-Ḥalim (d. 1051/1641) or Abd al-Ḥalim b. Pir Qadam (d. 1088/1677). However, dedications in his works and colophons in manuscript copies have enabled the accurate identification of his scholarly and Sufi persona. These records reveal that he was active in the second half of the 17th century and maintained relations with prominent political figures of the period such as Köprülüzâde Fâdıl Aḥmad Pasha (d. 1087/1676). This study aims to shed light on his multifaceted scholarly identity by analyzing his works in both exoteric sciences such as grammar, rhetoric, and logic as well as in Sufism. Abd al-Ḥalim b. Lutfullâh stands out as the fourth author in the tradition of utilizing the classification of the forty levels of existence, following Abd al-Karim al-Jîlî (d. 832/1428), Shaykh Gars al-Din al-Khalil, and Abdallâh al-Bosnawî. His Sharḥ on Bosnawî’s qasida represents an original contribution to Ottoman Sufi thought by reinterpreting the forty-level ontology originally formulated by Jîlî and subsequently revised by Bosnevî largely through the lens of Bosnevî’s modifications. The commentary deeply explores key Akbarian concepts and notions such as ʿamâʾ, nafas al-Rahmân, al-a’yân ath-thâbita, and al-insân al-kâmil, while also addressing practical dimensions of Sufism, including the balance between the apparent (ẓâhir) and the hidden (bâtin), the unity of sharîʿa and haqîqa, and the reconciliation of human effort (kasb) and trust in God (tawakkul). Abd al-Ḥalim b. Lutfullâh adopts a critical stance toward extremist tendencies in contemporary Sufi circles, emphasizing that esoteric knowledge (ilm al-bâtin) can only be completed when integrated with the exoteric sciences (ulûm al-ẓâhir). For him, neglecting the exoteric rulings of sharîʿa in pursuit of truth is as deficient as limiting oneself solely to exoteric sciences. Thus, he opposes interpretations that reduced Sufi experience to mere theoretical speculation or entirely disregard its practical dimension. The Sharh al-Subhânâka reveals another significant aspect of his intellectual world. While largely compiled from his commentary on Bosnawî’s qasîda, this work is notable for simultaneously engaging with the intellectual lines of Fakhraldîn al-Râzî (d. 606/1210) and Ibn al-Arabî. In the Sharh al-Subhânaka, he conducts a semantic analysis of the terms ism (name), musammâ (named entity), and tasmiyya (naming) in alignment with Râzî’s methodology, while maintaining his adherence to the degrees of existence as developed in the Jîlî-Shaykh Gharsaldîn al-Khalîlî-Bosnawî tradition, particularly on topics like al-insân al-kâmil and the secret of lordship (sirr al-rubûbiyya). This dual-layered approach reflects his scholarly identity as both a theologian (mutakallim) and an Akbarian Sufi. As a key representative of the Akbarian tradition in 17th-century Ottoman lands, Abd al-Ḥalim b. Lutfullâh stands out as a scholar-Sufi embodying the Jîlî-Bosnawî interpretation of Akbarian thought. However, the lack of biographical records and name confusions have hindered a full assessment of his intellectual legacy. This study serves as a preliminary step for future research, highlighting the need for further examination of this overlooked figure in the history of Ottoman intellectual and Sufism.
Taṣawwuf Abdulhalīm b. Luṭfullāh Abdallāh al-Bosnawī waḥdat al-wujūd Sharḥ of Subhānaka Ottoman Sufism
Bu makale, XVII. yüzyıl Osmanlı entelektüel geleneğinde Ekberî düşünceyi takip eden ancak akademik literatüre girmemiş önemli bir sûfî-âlim olan Abdülhalîm b. Lütfullah’ın (öl. 1072/1662 sonrası) tasavvuf anlayışını, Abdullah Bosnevî’nin (öl. 1054/1644) varlık mertebelerine dair kasidesine yazdığı Şerh ve Sübhâneke Şerhi ekseninde incelemektedir. Klasik biyografik kaynaklardaki bilgi eksiklikleri ve isim benzerlikleri nedeniyle bir kısım modern araştırmalarda Şârihu’l-Menâr Abdülhalîm (öl. 1051/1641) veya Abdülhalîm b. Pîr Ḳadem (öl. 1088/1677) gibi çağdaşlarıyla karıştırılan Abdülhalîm b. Lütfullah’ın ilmî ve tasavvufî kişiliği, eserlerindeki ithaf ve yazma nüshalarındaki istinsah kayıtları sayesinde tespit edilmiştir. Bu kayıtlar, onun ilmî faaliyetlerini XVII. yüzyılın ikinci yarısında sürdürdüğünü ve dönemin Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa (öl. 1087/1676) gibi siyâsî figürleriyle ilişkiler kurduğunu göstermektedir. Makale, müellifin hem nahiv, belagat ve mantık gibi zâhirî ilimler hem de tasavvuf alanındaki eserlerini ele alarak onun çok yönlü ilmî kişiliğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Abdülhalîm b. Lütfullah, kırklı varlık mertebesi tasnifini esas alan yazarlar silsilesinde Abdülkerîm Cîlî (ö. 832/1428), Şeyh Garseddin el-Halîlî ve Abdullah Bosnevî’den sonra dördüncü isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun Bosnevî’nin kasidesine yazdığı Şerh, Abdülkerîm Cîlî tarafından ortaya konan, Bosnevî tarafından takip ve tadil edilen kırklı varlık mertebesi anlayışını büyük oranda Bosnevî’nin tadilini esas alarak yeniden yorumlayarak Osmanlı tasavvuf düşüncesi araştırmalarına özgün bir katkı sunmaktadır. Bu şerhte, amâ, nefes-i Rahman, a’yân-ı sâbite, insân-ı kâmil gibi onlarca Ekberî kavram ve düşünce derinlemesine incelenirken, aynı zamanda zâhir-bâtın dengesi, şerîat-hakîkat bütünlüğü ve kesb-tevekkül uzlaşısı gibi tasavvufun amelî boyutuna ilişkin önemli meselelere de yer verilmektedir. Abdülhalîm b. Lütfullah, özellikle dönemin sûfî çevrelerinde görülen aşırılıklara karşı eleştirel bir tavır takınarak, bâtınî bilginin ancak zâhirî ilimlerle bütünleştiğinde tamamlanabileceğini vurgulamaktadır. Abdülhalîm b. Lütfullah’a göre, hakikate ulaşmak için şerîatın zâhirî hükümlerini ihmal etmek, tıpkı sadece zâhirî ilimlerle yetinmek gibi eksik bir yaklaşımdır. Bu nedenle tasavvufî tecrübeyi sırf nazarî bir eyleme indirgeyen veya amelî boyutunu tamamen görmezden gelen anlayışlara karşı çıkmaktadır. Sübhâneke Şerhi ise Abdülhalîm b. Lütfullah’ın düşünce dünyasının diğer önemli boyutunu ortaya koymaktadır. Büyük ölçüde Bosnevî kasîdesinin şerhinden derlenmiş olmakla birlikte, bu eser Fahreddin er-Râzî (öl. 606/1210) ve İbnü’l-Arabî çizgisine aynı eserde yer vermesiyle dikkat çekmektedir. Abdülhalîm b. Lütfullah, Sübhâneke Şerhi’nde isim, müsemma ve tesmiye kelimelerinin semantik tahlilini Râzî çizgisinde yaparken, insân-ı kâmil ve rubûbiyet sırrı gibi konularda Cîlî-Bosnevî çizgisinde oluşan varlık mertebeleri görüşüne bağlılığını sürdürmüştür. Bu çift katmanlı yaklaşım, onun hem bir kelâm âlimi hem de Ekberî olarak ilmî kimliğini yansıtmaktadır. XVII. yüzyıl Osmanlısında Ekberî geleneğin önemli bir temsilcisi olan Abdülhalîm b. Lütfullah, Ekberîliğin Cîlî-Seyh Garseddin el-Halîlî-Bosnevî yorumunu temsil eden bir âlim-sûfîdir. Ne var ki biyografik kayıtların eksikliği ve isim karışıklıkları, onun düşünce mirasının tam olarak değerlendirilmesini engellemektedir. Bu çalışma, gelecek araştırmalar için bir başlangıç niteliği taşırken, Osmanlı ilim ve tasavvuf tarihinin bu karanlıkta kalmış önemli isminin ileri okumalara tabi tutulması gereğini ortaya koymaktadır.
Tasavvuf Abdülhalîm b. Lütfullah Abdullah Bosnevî vahdet-i vücûd Sübhâneke Şerhi Osmanlı tasavvufu
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Tasavvuf |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 1 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 16 Ağustos 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 27 |
Amasya İlahiyat Dergisi-Amasya Theology Journal ile lisanslanmıştır.