In seventeenth-century Ottoman society, the Kadizādelis–Khalwatis conflict -shaped around the boundaries of religious authority, the implementation of sharīʿa rulings, and the public legitimacy of Sufi orders- represented not merely a scholarly dispute but a profound struggle with political, social, and cultural implications. This article aims to illuminate the historical background of this conflict and its reflections in the Ottoman intellectual milieu. The study demonstrates that the Kadizādelis, drawing primarily on Birgivī Mehmed Efendi’s Ṭarīqat al-Muḥammadiyya, developed a staunch anti-innovation (bidʿa) discourse and, by targeting Sufi practices such as samāʿ, devrān, and vocal dhikr, promoted an idealized return to the norms of the Prophetic age. This discourse gained substantial support within the palace and state bureaucracy during the reign of Mehmed IV, and interventions such as the Yasāğ-i Bed endowed anti-Sufi measures with an institutional character. The study seeks to examine the intellectual, political, and social components underpinning this religious controversy, to evaluate the influence of the Kadizādelis on the Ottoman tradition of thought, and to reveal the scholarly and moral resistance formulated by Sufi circles -particularly by figures such as Abdülmecid Sivāsī, Abdülahad Nūrī, and Niyāzī-i Misrī- who practiced vocal dhikr and devrān. Through historical analysis and content examination, primary sources of the period are assessed in comparison with modern academic literature. The findings indicate that the Kadizādelī movement operated not only within scholarly arenas but also wielded significant political influence, pursuing a policy al- amr bi al-maʿrūf aimed at regulating the daily lives of the populacean approach that gradually evolved into systematic pressure on certain Sufi orders. Conversely, leading Sufi scholars countered this unilateral understanding through treatises and sermons grounded in intellectual rigor and ethical reasoning. Ultimately, the Kadizādelī–Khalwatī conflict emerged as a focal point of debates on religious pluralism, authority, and legitimacy in the Ottoman Empire. Events such as The Çınar İncident and the Yasağ-i Bed embodied the state’s long-term effort to adopt a moderating stance toward these tensions and to establish a balance among competing religious groups. Within this framework, the Ottoman state avoided policies of eradication and instead adopted an approach seeking to secure the loyalty of diverse ethnic and religious communities, while simultaneously taking measures to prevent any group from gaining excessive influence over state authority.
Islamic History Ottoman 17th Century Religious Tension Kadızâdelîs Sivâsîs Ban on Dhikr and Sama
XVII. yüzyıl Osmanlı toplumunda dinî otoritenin sınırları, şer‘î hükümlerin uygulanış tarzı ve tarikatların kamusal meşruiyeti çerçevesinde şekillenen Kadızâdelî-Halvetî çatışması, yalnızca ilmî bir tartışmadan ibaret olmayıp, aynı zamanda siyasî, toplumsal ve kültürel yansımaları olan derin bir mücadeleyi temsil etmektedir. Bu makale, söz konusu çatışmanın tarihsel arka planını ve Osmanlı düşünce dünyasındaki yansımalarını ortaya koymak amacıyla kaleme alınmıştır. Araştırmada, Kadızâdelîlerin özellikle Birgivî Mehmed Efendi’nin “Tarîkat-ı Muhammediyye” adlı eserinden ilhamla bid‘at karşıtı bir söylem geliştirdikleri, semâ, devrân, cehrî zikir gibi tasavvufî uygulamaları hedefleyerek Asr-ı Saâdet’e dönüş idealini esas aldıkları tespit edilmiştir. Bu söylem, IV. Mehmed devrinde saray ve devlet erkânı nezdinde destek görmüş, “Yasağ-ı Bed” gibi düzenlemelerle tasavvufî uygulamalara yönelik müdahaleler kurumsal bir mahiyet kazanmıştır. Araştırmanın hedefi, söz konusu dinî ihtilâfın temelinde bulunan fikrî, siyasî ve içtimaî unsurları incelemek; Kadızâdelîlerin Osmanlı düşünce geleneği üzerindeki etkilerini ve cehrî zikir ve deverân ehli olan tasavvuf erbabının bu etkilere karşı geliştirdikleri İlmî mukavemeti ortaya koymaktır. Bulgular, Kadızâdelî hareketinin yalnızca ilmî zeminde değil, aynı zamanda siyasî alanda da etkinlik kazandığını; halkın gündelik yaşamını denetlemeye yönelik bir “emr-i bi’l-ma‘rûf” siyaseti izlediğini ve bunun zamanla bazı tarikatlara yönelik sistemli bir baskıya dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Öte yandan, Abdülmecid Sivâsî, Abdülahad Nûrî ve Niyâzî-i Mısrî gibi mutasavvıflar, risâleleri ve vaazları aracılığıyla bu tek yönlü anlayışa karşı bir duruş sergilemişlerdir. Netice itibariyle Kadızâdelî-Halvetî çatışması Osmanlı'da dinî çoğulculuk, otorite ve meşruiyet tartışmalarının odak noktası olarak değerlendirilmiştir. Çınar Vak‘ası ve Yasağ-ı Bed gibi hadiseler, devletin uzun vadede bu gerilimlere mutedil bir yaklaşım geliştirme ve merkezî otoritenin dinî zümreler arasında denge kurma çabasının bir tezahürü olmuştur. Bu minvalde Osmanlı Devleti, yönetimi altındaki farklı etnik ve dinî gruplara karşı tamamen yok etme politikası gütmektense, onların devlete bağlılığını temin etmeyi amaçlayan bir anlayış benimsemiş; bununla birlikte söz konusu grupların devleti bütünüyle kendi etkileri altına alabilecek faaliyetlerini engellemek için de çeşitli tedbirler almıştır.
İslam Tarihi Osmanlı XVII. Yüzyıl Dinî İhtilaflar Kadızâdelîler Sivâsîler Zikir-Semâ Yasağı
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | İslam Tarihi |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 12 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 15 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 27 |
Amasya İlahiyat Dergisi-Amasya Theology Journal ile lisanslanmıştır.