Throughout the annals of human history, the notion of entities that transcend the tangible material realm-entities that elude perception through conventional physical senses yet are widely embraced as real-has persistently occupied a central position in both religious and philosophical discourse. While beliefs concerning such entities vary across cultures, revealed religions explicitly mention unseen entities like angels, devils, and jinn in their sacred texts. In Islamic theology, jinn are regarded as part of the unseen realm alongside angels. The Qur'an and Hadith provide detailed accounts of their characteristics and relationship with humans. However, in the modern period, traditional conceptions of such beings have undergone significant challenges, particularly under the influence of rationalist and positivist worldviews. Beginning in the 19th century, certain modern Muslim thinkers initiated a reinterpretation of the concept of jinn that diverged significantly from classical Islamic thought. This article analyzes the various approaches to the concept of jinn in modern Islamic thought, with a particular focus on the perspectives of Mawlâna Muhammad Ali al-Lāhūrī, a prominent figure who was active in the Indian subcontinent. Al-Lāhūrī is renowned for his Qur'anic exegesis, in which he presents unorthodox interpretations of Qur'anic narratives about jinn. Rather than interpreting the jinn as metaphysical beings, al-Lāhūrī interprets them within sociological and historical contexts. According to al-Lāhūrī, the term “jinn” in the Qur'an refers to unknown, distant, or non-Arab peoples-groups initially distant from Islam but not supernatural in nature. This perspective is supported by a thorough analysis of the linguistic and historical context of pertinent verses, frequently employing metaphorical interpretations to humanize the concept of jinn. For instance, he interprets the verses concerning the jinn who came to listen to the Prophet Muhammad as references to foreign tribes drawn to the Prophet's message. The term “jinn” is used to denote the subjects' unfamiliarity to the Arab audience. Another noteworthy interpretation by al-Lāhūrī concerns the jinn under the command of Prophet Solomon. Contrary to the perspectives of classical commentators, who portray these beings as metaphysical entities governed by divine miracles, al-Lāhūrī's analysis offers a human-centric perspective. In his interpretation, al-Lāhūrī regards these beings as human subjects, comprising both foreign and local communities operating within the political and administrative framework established by Solomon's reign. This approach endeavors to reframe Qur'anic miracle narratives within a historical and worldly framework. This article employs a critical lens to examine al-Lāhūrī's interpretive approach, positing that his exegesis is marred by methodological inconsistencies. Despite the author's attempts to substantiate his interpretations through the use of figurative language, his approach is devoid of a coherent hermeneutical system. Moreover, it frequently contradicts the literal interpretations of the Qur'anic text and the classical exegetical tradition. The study's findings indicate that al-Lāhūrī's attempt to reduce jinn to entirely human entities does not fully align with the Qur'anic concept of jinn. Consequently, the prevailing scholarly consensus, which identifies jinn as metaphysical beings, provides a more coherent and textually substantiated interpretation within the Qur'anic framework.
İnsanlık tarihi boyunca, görünen maddi âlemin ötesinde, fiziksel olarak algılanamayan ancak varlığına inanılan birtakım varlıkların mevcudiyeti konusu hem dinî hem de felsefî düşünce sistemlerinin temel meselelerinden biri olmuştur. Bu tür varlıklara yönelik inançlar, çeşitli kültürlerde farklı biçimlerde şekillenmişse de özellikle semavî dinlerin kutsal metinlerinde melekler, şeytanlar ve cinler gibi gaybî varlıkların mevcudiyeti açık biçimde dile getirilmiştir. İslam inanç sisteminde de cinler, meleklerle birlikte gayb âleminin bir parçası olarak kabul edilmekte, bu varlıkların özellikleri ve insanlarla ilişkileri Kur’an ve hadislerde detaylı bir şekilde anlatılmaktadır. Ancak modern dönemle birlikte bu geleneksel anlayışa yönelik bazı eleştiriler ortaya çıkmış, özellikle rasyonalist ve pozitivist düşünce yapılarının etkisiyle gaybî varlıkların mevcudiyeti yeniden tartışma konusu haline gelmiştir. Bu bağlamda, özellikle XIX. yüzyıldan itibaren bazı modern İslam düşünürleri cin kavramına klasik İslam düşüncesinden farklı anlamlar yüklemeye başlamıştır. Bu makale, modern İslam düşüncesinde cin kavramına yönelik yaklaşımları incelemekte, özellikle de Hindistan alt kıtasında faaliyet göstermiş olan Mevlâna Muhammed Ali el-Lâhûrî’nin görüşlerine odaklanmaktadır. El-Lâhûrî, Lahor Ahmediye Cemaati’nin önde gelen isimlerinden biri olup, tefsir çalışmalarıyla tanınmaktadır. O, Kur’an’da yer alan cin anlatılarına alışılmışın dışında yorumlar getirerek, bu varlıkları metafizik varlıklar olmaktan ziyade sosyolojik ve tarihsel bir bağlamda anlamlandırma yoluna gitmiştir. El-Lâhûrî’nin bu yaklaşımı, sadece klasik yorumlarla değil, aynı zamanda Kur’an’ın lafzi yapısıyla da doğrudan bir karşılaştırma yapılarak ele alınmaktadır. El-Lâhûrî’ye göre, Kur’an’da “cin” olarak ifade edilen varlıklar, aslında bilinmeyen, yabancı, uzak topluluklar ya da çoğu zaman Arap olmayan milletlerdir. Bu bağlamda cinler, soyut, görünmeyen varlıklar değil; Müslüman toplumun dışında kalan ve başlangıçta İslam’a mesafeli duran çeşitli insan gruplarıdır. El-Lâhûrî, cin kavramını yorumlarken özellikle ayetlerin tarihsel bağlamını ve dilsel yönünü dikkate almakta, mecazî anlamlara başvurarak cinleri insanî kategorilerle özdeşleştirmektedir. Bu yaklaşımına örnek olarak, Kur’an’da geçen ve Hz. Muhammed’i dinlemek üzere gelen cinlerle ilgili ayetleri göstermektedir. El-Lâhûrî’ye göre bu “cinler”, gerçekte uzak bölgelerden gelen ve Hz. Peygamber’in mesajına ilgi duyan bazı yabancı kabilelerdir. Ona göre bu ayetlerdeki cin tasviri, bilinmeyen bir halkın İslam mesajıyla ilk defa karşılaşmasını anlatmakta; bu halkın “cin” olarak adlandırılması ise, Arap toplumunun onları tanımamasıyla ilgilidir. Onun dikkat çeken bir diğer yorumu da Hz. Süleyman’ın emrindeki cinlerle ilgilidir. Klasik yorumlarda bu varlıklar, Hz. Süleyman’ın mûcizevi kudretiyle yönetilen metafizik varlıklar olarak tanımlanırken, el-Lâhûrî bu varlıkları da insanlar olarak değerlendirmektedir. Ona göre, Hz. Süleyman’ın hizmetinde çalışan cinler; onun otoritesine boyun eğmiş, onun siyasal ve idarî gücüne tâbi olmuş, yerel ve yabancı topluluklardan oluşan gruplardır. Bu yorum, Kur’an’daki mûcizevî anlatımların daha dünyevî ve tarihsel bir zemin üzerine oturtulması anlamına gelmektedir. Bu çalışma, el-Lâhûrî’nin bu görüşlerini eleştirel bir bakış açısıyla analiz etmekte ve onun yaklaşımının metodolojik tutarlılık açısından eksiklikler taşıdığına dikkat çekmektedir. Her ne kadar el-Lâhûrî, Kur’an’daki bazı ifadeleri mecazî olarak yorumlayarak kendi görüşlerine dayanak oluşturmaya çalışsa da bu yorumların sistematik bir metodolojiye dayanmadığı görülmektedir. Ayrıca onun yorumlarının, Kur’an’ın lafzi anlamıyla ve klasik tefsir birikimiyle çeliştiği görülmektedir. Sonuç olarak makalede, el-Lâhûrî’nin cinleri tamamen insanî varlıklarla özdeşleştiren yaklaşımının, Kur’an’daki cin kavramıyla örtüşmediği, bu nedenle geleneksel anlayışın -yani cinlerin metafizik varlıklar olarak kabul edilmesinin- Kur’ânî bağlama daha uygun ve tutarlı bir yorum biçimi sunduğu tespit edilmiştir.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Kelam |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 13 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 17 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 27 |
Amasya İlahiyat Dergisi-Amasya Theology Journal ile lisanslanmıştır.