The fundamental concept of "existence" in existentialist philosophy, which is the issue of self-recognition and knowledge, is as old as human history itself. It is a subject that is constantly being updated in different dimensions. The wars of the 20th century, technological developments, and the transformation of social needs and representations, along with the ruptures created within the era itself, have given rise to a profound sense of uncertainty. In this context, the sense of disharmony experienced by individuals in this age of transformation has led them to engage in internal questioning and a search for meaning, giving rise to a need to express their emotional world through themes such as alienation, loneliness, identity crisis, and the struggle to make sense of life. These themes are regarded as foundational elements that reflect the existential experiences of the individual across various disciplines, including literature, philosophy, art, and cinema.
Franz Kafka’s literary works are characterized by an in-depth exploration of elements that are unique to existential philosophy, including themes such as loneliness, alienation, absurdity, and identity crisis. This exploration led to the development of his distinctive "Kafkaesque" narrative style, which is characterized by its use of surrealism and absurdist techniques to explore profound philosophical questions. Conversely, cinema, with its potent amalgamation of existential and Kafkaesque themes, possesses the capacity to convey the individual's existential inquiries and experiences of social alienation in a multifaceted manner through visual and auditory narration. The themes of meaninglessness, alienation, and helplessness are profoundly explored through cinema, unveiling the intricacies of the inner worlds of the characters and the external systems in which they are ensconced. Cinema, in this sense, serves as a medium for dramatizing the tension between an individual's pursuit of freedom and the constraints imposed by bureaucratic, absurd, or totalitarian systems. This representation of obstacles to the creation of meaning is a critical aspect of cinematic analysis. The objective of this study is to examine the fundamental principles of existentialist philosophy within the framework of the Kafkaesque narrative form and in the context of cinematic narratives. In this context, Orson Welles’s film The Trial (Le Procès, 1962) is analyzed using the descriptive analysis method, which is one of the qualitative text analysis methods. The results of this analysis indicate that the narrative presents representations that correspond to both the fundamental arguments of existentialist philosophy and the Kafkaesque style.
Absurd/Nonsense. Alienation Existentialism Identity Crisis Kafkaesque.
Varoluşçu felsefenin temel aldığı ‘‘var olma’’ insanın kendini tanıma, bilme meselesi insanlık tarihi kadar eski olup, kendini farklı boyutlarda güncelleyen bir konudur. 20.yüzyıl yaşanan savaşlar, teknolojik gelişmeler toplumsal ihtiyaçların ve temsillerin dönüşümü gibi dinamikler, çağın kendi içinde yarattığı kırılmalarla birlikte derin bir belirsizlik ortamı doğurmuştur. Bu bağlamda, bireyin içinde bulunduğu dönüşüm çağında yaşadığı uyumsuzluk hissi, onu içsel bir sorgulamaya ve anlam arayışına yöneltmiş; yabancılaşma, yalnızlık, kimlik bunalımı ve yaşamı anlamlandırma çabası gibi temalar aracılığıyla duygu dünyasını ifade etme ihtiyacını doğurmuştur. Söz konusu temalar; edebiyat, felsefe, sanat ve sinema gibi disiplinlerde bireyin varoluşsal deneyimlerinin yansıtıldığı temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır.
Franz Kafka, varoluş felsefesine özgü yalnızlık, yabancılaşma, absürtlük ve kimlik bunalımı gibi öğeleri eserlerinde yoğun biçimde işleyerek, kendine özgü “Kafkaesk” anlatı biçimini oluşturmuştur. Sinema ise, varoluşçu ve Kafkaesk temaların güçlü bir birleşimi olarak, bireyin varoluşsal sorgulamalarını ve toplumsal yabancılaşma deneyimlerini görsel ve işitsel bir anlatımla çok katmanlı biçimde aktarma potansiyeli taşımaktadır. Bu temaların doğasında yer alan anlamsızlık, yabancılaşma ve çaresizlik duygusu; sinema aracılığıyla derinleştirilerek karakterlerin içsel dünyaları ile içinde bulundukları dışsal sistemler arasındaki çatışmalar görünür kılınır. Böylelikle sinema, bireyin özgürlük arayışı ile bürokratik, absürd ya da totaliter sistemlerin baskısı arasındaki gerilimi dramatik bir yapı içerisinde sunarak, anlam yaratma çabasının önündeki engelleri temsilleştirme olanağı sağlar. Bu çalışmanın amacı, varoluşçu felsefenin temel ilkelerini Kafkaesk anlatı biçimi çerçevesinde ve sinema anlatıları özelinde incelemektir. Bu doğrultuda, Orson Welles’in yönetmenliğini yaptığı Dava (Le Procès,1962) adlı film, nitel metin çözümlemelerinden biri olan betimsel analiz yöntemiyle ele alınmış ve anlatının hem varoluşçu felsefenin temel argümanlarıyla hem de Kafkaesk biçemle örtüşen temsiller sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Absürd/saçma Kafkaesk Kimlik Bunalımı Varoluşçuluk Yabancılaşma
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Film Eleştirisi |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 2 Mayıs 2025 |
| Kabul Tarihi | 2 Haziran 2025 |
| Erken Görünüm Tarihi | 19 Haziran 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 23 Haziran 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 1 |