el-Fārābī ve İbn Bācce Düşüncesinde Yabancılaşma Üzerine Bir İnceleme
Öz
Bu çalışma, el-Fārābī ve İbn Bācce’nin siyaset düşüncesinde yer alan ġarīb, fāḍıl, nevābit ve mutevaḥḥid kavramları/figürleri üzerinden bireyin toplum, siyasal düzen ve hakikatle kurduğu ilişkinin, modern yabancılaşma tartışmalarıyla tematik düzeyde nasıl ilişkilendirilebileceğini incelemektedir. Yabancılaşma, el-Fārābī ve İbn Bācce’ye doğrudan atfedilmeden çalışma kapsamında incelenen literatür doğrultusunda, bireyin içinde yaşadığı siyasal-toplumsal düzen ile akli ve ahlaki yönelimi arasında ortaya çıkan gerilimi çözümlemeye imkan veren bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bu doğrultuda, el-Fārābī’nin Kitābu’l-Mille ve el-Medīneti’l-Fāḍıla adlı eserlerinde yer alan ġarīb ve fāḍıl kavramları ile İbn Bācce’nin Tedbīru’l-Mutevaḥḥid’inde geliştirdiği münzevi bilgesi, erdemli şehrin siyasal ve toplumsal bütünlüğüne fiilen katılamayan bireyin cahili rejimlerde yaşasa dahi onların bozuk kanaat ve yaşam tarzına tabi olmayarak erdemli şehir mensuplarına özgü hayat tarzını sürdüren şahsiyet (filozof) olarak siyasi ve ahlaki konumunu açıklamak üzere yorumlanmıştır. Bu çalışma, Klasik İslam siyaset felsefesinde yer alan söz konusu figürleri, modern düşüncede bireyin yabancılaşma biçimleriyle ilişkilendirirken, bu irtibatı bireyin akli-ahlaki öz-varlığı ile içinde yaşadığı siyasal-toplumsal düzenin meşruiyeti, örgütlenişi ve ontolojik istikameti arasında ortak bir varoluşsal ve siyasal zemin üzerinden değerlendirmektedir. Bu zeminde, siyasal düzen ile öz-benlik arasındaki uyumsuzluğun farklı tarihsel bağlamlarda aldığı biçimler karşılaştırmalı olarak incelenmektedir. Bu nedenle Ludwig Feuerbach’ın Tanrı düşüncesinde nesneleşen insan anlayışı, Erich Fromm’un öz-yabancılaşma kavramı, Albert Camus’nün absürd insanı ve Ḥasan Hanefī’nin benliğin sömürgeleşmesine dair eleştirileri, bireyin kendi özünü, eylem ilkesini ve değer yönelimini belirleme imkanının siyasal-toplumsal yapılar karşısında nasıl zayıfladığına dair sistematik açıklamalar sundukları için seçilmiştir. Bu perspektifler el-Fārābī ve İbn Bācce’nin siyasal-ahlaki şahsiyetleriyle, bireyin içinde yaşadığı düzenin ontolojik ve epistemik niteliğine bağlı olarak konumlanışını karşılaştırmalı olarak çözümlemeye imkan tanıdığı için tematik karşılaştırma yöntemiyle analiz edilmiştir. Bireyin yabancılaşması, toplumsal yapıların ve bireyin varlık tasavvurunu oluşturan temel metafizik kabullerin iç içe geçtiği bir kriz olarak ele alınmıştır. Çalışmanın temel iddiası, el-Fārābī’deki hicret ve İbn Bācce’deki inziva kavramlarının, modern bireyin yalnızlaşma, kimlik kaybı ve anlam arayışı karşısında etik bir direnç biçimi sunduğudur. Bu yönüyle makale, klasik İslam düşüncesi ile modern yabancılaşma kuramları arasında felsefî bir diyalog kurarak, geçmişin siyasal-ontolojik kavrayışlarının bugünün bireysel ve toplumsal sorunlarını anlamada halâ geçerli bir değer taşıdığını ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler
An Examination of Alienation in the Thought of al-Fārābī and Ibn Bājja
Öz
This study aims to discuss the problem of alienation arising from the dissolution of the individual's relationship with society, political authority, and truth through the lens of al-Fārābī and Ibn Bājja's political thought, namely, gharīb, fāḍil, nawābit, and mutawaḥḥid. Alienation is viewed as the individual's separation from the political order, but also as an ontological rupture resulting from the shattering of existential references such as identity, faith, truth, and belonging. In this context, the concepts of gharīb and fāḍil, found in al-Fārābī’s Kitāb al-Milla and al-Madīna al-Fāḍila, and the solitary sage developed by Ibn Bājja in his Tadbīr al-Mutawaḥḥid, are interpreted to explain the political and moral position of the individual who is not subject to the worldview and lifestyle of the virtuous city or who cannot actively participate in this integrity, as a figure (philosopher) who maintains a lifestyle characteristic of members of the virtuous city, even if living in ignorant regimes. This study relates these figures in classical Islamic political philosophy to forms of individual alienation in modern thought, evaluating this connection from a common existential and political perspective. This common ground aims to analyze the tension between the political-social order in which an individual lives and their own rational/moral self-existence, that is, the dissonance between the political/social order and the self-self, and its forms taken in different historical contexts. Therefore, Ludwig Feuerbach's understanding of humanity as objectified in the idea of God, Erich Fromm's concept of self-alienation, Albert Camus's concept of the absurd man, and Hasan Ḥanafī’s critique of the colonization of the self were selected because they offer systematic explanations of how the individual's ability to determine their own essence, principles of action, and value orientation is weakened in the face of political-social structures. These perspectives, along with the political-moral figures of al-Fārābī and Ibn Bājjah, are analyzed using thematic comparative methods because they allow for a comparative analysis of the individual's positioning in relation to the ontological and epistemic nature of the order in which they live. Thus, individual alienation is viewed not as a personal psychological state, but rather as a crisis intertwined with the tension between social structures, cultural affiliations, and the fundamental metaphysical assumptions that constitute an individual's conception of existence. The study's fundamental argument is that the concepts of hijra in al-Fārābī and seclusion in Ibn Bajja offer a form of ethical resistance to the modern individual's isolation, loss of identity, and search for meaning. In this respect, the article establishes a philosophical dialogue between classical Islamic thought and modern theories of alienation, demonstrating that the political-ontological understandings of the past still hold a valid and transformative value in understanding today's individual and social crises.
Anahtar Kelimeler