Tiyatro türünün Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla öldüğü ve en az 11. yüzyıla kadar yeniden ortaya çıkmadığı, yaygın olarak söylenir. Bu fikir; aydınlanmış Avrupalıların klasik dünyanın değerlerinin tamamen kaybolduğu, dinin hâkim olduğu Orta Çağ için sunduğu “karanlık” imajının derinleşmesine hizmet etmiştir. Ancak, bu tamamen doğru bir imaj değildir. İkinci yüzyılın sonlarına kadar İmparatorluğun her yerinde klasik tarzda oyunlar oynanmaya devam etmiş; ancak, daha sonra çoğu, entelektüellerin ve uzmanların kütüphaneleriyle sınırlı kalarak sahneden kaybolmuş ve bunların yerini, halkın beğenisine çok uygun olmasına rağmen, oldukça bayağı ve hatta müstehcen içeriğe sahip kaba komediler almıştır. Çeşitli nedenlerden dolayı gerileyen ve yok olan bu tiyatrodur. Bunun yanı sıra, yüzyıllar boyunca Kilise’nin uyguladığı güçlü baskıya rağmen hayatta kalmayı başaran, edebi niteliğe daha az önem verip günlük olaylara odaklanan ve çok çeşitli sanatçıları bir araya getiren gezici tiyatro temsilleri de görülmektedir. Bu oyunlara katılma alışkanlığının, sokakta sergilenen gösterileri geliştirmek için kullanılan tekniklerin ve bunlarda rol yapan oyuncuların, Avrupa Ortaçağı’nda dinsel drama adıyla anılan ilk dini oyunların -dolaylı olarak da olsa- ortaya çıkmasına büyük olasılıkla katkıda bulunduğu söylenebilir.
It is commonly said that the theatrical genre perished after the fall of the Western Roman Empire and that it did not emerge again up until at least the eleventh century. This idea served to deepen the European Enlightenment's provided image of the Middle Ages as a period dominated by religion in which the values of the classical world had been completely lost. However, this is not a totally accurate image. Theatrical plays in the classical style would be performed until the end of the second century, but after this historical period most of them started to disappear from the stage and to be confined to the libraries of intellectuals and specialists, thus being substituted by rough comedies of rather vulgar or even obscene content, albeit much to the audience’s liking. This is the theatre that would decline and disappear for several reasons. Nevertheless, there was also another type of theatrical representations of an itinerant character bringing a diverse range of artists together which focused not so much on their literary quality as on everyday occurrences that would indeed survive despite the pressure exerted by the Church throughout the centuries. It is quite possible that the custom of attending such plays, the techniques used for developing the street performances and the actors who interpreted them collaborated to some extent, even if only indirectly, in the emergence of the first plays of a fundamentally religious character that appeared in the European Middle Ages, i.e., the liturgical dramas.
Birincil Dil | İngilizce |
---|---|
Konular | Ortaçağ Avrupa Tarihi |
Bölüm | Makaleler |
Yazarlar | |
Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2024 |
Gönderilme Tarihi | 3 Eylül 2024 |
Kabul Tarihi | 15 Eylül 2024 |
Yayımlandığı Sayı | Yıl 2024 Cilt: 10 Sayı: 2 |