Araştırma Makalesi

Medine Sözleşmesi Bağlamında Birlikte Yaşama Kültürü

Cilt: 25 Sayı: 1 15 Haziran 2021
PDF İndir
EN TR

Medine Sözleşmesi Bağlamında Birlikte Yaşama Kültürü

Öz

Küreselleşmenin ve köyden kente göçün doğal bir sonucu olarak şehirlerde bir arada yaşamak durumunda olan insanların barış, huzur ve mutluluğu son derece önemlidir. İnançlar, sistemler, ideolojiler ve kurumlar bunu sağlamayı hedef edinmiştir. Bu durum ister istemez bir arada yaşayan birey ve grupların birbirini tanımasını ve güven ortamında iletişim kurmasını gerekli kılmaktadır. Farklı özelliklere sahip toplum kesimlerini tanıyıp onlarla sağlıklı iletişim kurabilmeyi kolaylaştıran en önemli unsur, toplum bireylerinde birlikte yaşama kültürünü geliştirmektir. Birlikte yaşama, farklı kimlik ve aidiyetlere sahip insanların vatandaşlık paydasında kenetlenmesi ve birlik ve beraberlik içerisinde sosyal hayatın devamına katkı sağlaması demektir. Bu anlayış, toplum bireylerinde kültürel bir bilince dönüştürülmelidir. Çünkü birlikte yaşama kültürünün ve vatandaşlık bilincinin gelişemediği toplumlarda bireyler arasında kutuplaşma, ötekileştirme, ayrımcılık ve şiddet olağan hale gelmektedir. Birlikte yaşamayı sadece yasalarla sağlamak mümkün değildir. Birlikte yaşama kültürünün geliştiği toplumlarda farklılıklar ayrışma nedeni değil, toplumu çeşitlendiren ve sosyal hayata dinamizm kazandıran bir zenginlik olarak görülmektedir. Siyasal, sosyal, ekonomik ve ahlaki sorunların yaşandığı toplumlarda din, dil, ırk, etnik kimlik ve bölgesel aidiyet duygularının şiddete ve teröre kanalize edilme ihtimali yüksektir. Sağlıklı dini bilginin bireylere kazandıracağı özgüven, böyle bir ihtimali zayıflatabilir. İslâm dini, toplum bireylerinin barış ve huzur içerisinde yaşamasını kolaylaştırıcı bir sosyal sistemi öngörmektedir. Kur’an-ı Kerim’de sevgi, saygı, hoşgörü, adalet, istişare, yardımlaşma ve dayanışma gibi ilkelere önem verilmesi bu sisteme duyulan ihtiyacın bir göstergesidir. Kur’an’da öngörülen bu sistemin bir örneğini Hz. Peygamber Medine’de uygulama fırsatı bulmuştur. Hicretten sonra Hz. Peygamber’in Medine’de yaşayan değişik kesimlerin temsilcileriyle imzaladığı Medine Sözleşmesinde birlikte yaşamanın temel kurallarıyla ilgili bazı ilkelere yer verilmiştir. Bu ilkelerin günümüze ışık tutacak özellikte olması oldukça önemlidir. Hz. Peygamber döneminde yaşanan birlikte yaşama tecrübesinin nesillere doğru bilgilerle tanıtılması gerekir. Çünkü Müslümanların tarihinde önemli bir yere sahip bulunan Medine Sözleşmesi, toplumun bütün bireylerinin farklılıklarını koruyarak barış ve huzur içerisinde birlikte yaşayabilmesi konusunda önemli bir örnektir. Medine Sözleşmesi, Medine’de yaşayan farklı insan gruplarının bir arada yaşayabilmesine imkân sağlayan ilk yazılı belge olma özelliğine sahiptir. Hz. Peygamber'in hicretten sonra Medine'deki Yahudi, Hıristiyan ve çok tanrılı kabilelerle yaptığı bu anlaşmanın temel amacı, aynı şehirde yaşayan farklı inanç ve kültür değerlerine sahip insanların vatandaş olmaktan kaynaklanan temel haklarını korumaya çalışmaktır. Öyleyse Medine Sözleşmesi, günümüzde din, dil, ırk, siyasi düşünce ve daha başka özellikleri nedeniyle uyumsuzluk ve huzursuzluk yaşayan pek çok toplum için örnek teşkil edebilir. İşte bu makalede, Medine Sözleşmesi bağlamında birlikte yaşama kültürünün önemi ve bu kültürün oluşum süreci üzerinde durulmakta, farklı grupların aynı toplumda barış ve huzur içerisinde yaşamasını kolaylaştıracak bazı öneriler sunulmaktadır. Söz konusu önerilerden bazıları şöyledir: Toplumsal hayatın gerçekleri arasında yer alan dil, din, ırk, kültür, siyasal düşünce gibi farklılıklar ayrımcılık unsuru olarak görülmemeli, herkes vatandaşlık ortak paydasında birleşerek toplumun huzur ve refahına katkıda bulunmalıdır. Eğitim kurumlarında insan sevgisi, ötekine saygı, hoşgörü, düşünce özgürlüğü, empati ve barışseverlik gibi değerlerin işlenmesine özen gösterilmelidir. Eğitim kurumları yanında hukuk, siyaset, ekonomi, din ve medya alanında faaliyet yürüten bütün kesimler güç birliği yapmalı ve böylece toplumda ırk, din, dil, kültür ve siyasal görüş farklılıklarının zenginlik olarak görüldüğü bir vatandaşlık bilinci geliştirilmelidir.

Anahtar Kelimeler

Kaynakça

  1. Arvas, Serhat. Kılıç Hakkı Ayasofya. İstanbul: IQ Yayınları, (2019).
  2. Aşıkoğlu, Nevzat Y. “Hoşgörü ve Tolerans Kavramları Üzerine”. MEB Din Öğretimi Dergisi 39 (1993), 41-43.
  3. Bardakoğlu, Ali. İslâm Işığında Müslümanlığımızla Yüzleşme. İstanbul: Kuramer Yayınları, (2017).
  4. Başgil, Ali Fuat. Din ve Lâiklik. İstanbul: Yağmur Yayınları, (1991).
  5. Bayraklı, Bayraktar. “İslâm ve Millet Kavramı”. Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi 2 (1995).
  6. Beydavî, Ömer b. Muhammed. Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl. İstanbul: Dersaadet Yayınları, (ts.).
  7. Bilgin, Beyza. “İslâm ve Hoşgörü”. Diyanet İlmi Dergi 34/1 (1998), 115-128.
  8. Buhârî, Muhammed b. İsmail. el-Câmiu-s-Sahîh. İstanbul: Çağrı Yayınları, (1992).

Ayrıntılar

Birincil Dil

Türkçe

Konular

Din Araştırmaları

Bölüm

Araştırma Makalesi

Yayımlanma Tarihi

15 Haziran 2021

Gönderilme Tarihi

24 Ocak 2021

Kabul Tarihi

12 Haziran 2021

Yayımlandığı Sayı

Yıl 2021 Cilt: 25 Sayı: 1

Kaynak Göster

ISNAD
Yılmaz, Hüseyin. “Medine Sözleşmesi Bağlamında Birlikte Yaşama Kültürü”. Cumhuriyet İlahiyat Dergisi 25/1 (01 Haziran 2021): 239-258. https://doi.org/10.18505/cuid.867558.

Cited By

Cumhuriyet İlahiyat Dergisi Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.