From the earliest periods of hadith history, determining the authenticity of hadiths has been a continuous religious endeavor. This process continued with the emergence of the science of jarḥ wa-taʿdīl and the training of specialized scholars. In this discipline, scholars such as Yahyā ibn Maʿīn and Aḥmad ibn Ḥanbal stand out. Some authors also present Abū Ḥanīfa as a scholar of jarḥ wa-taʿdīl. His evaluations of some narrators confirm the opinion that he was a critic of the narrators. However, in terms of the number of narrators they evaluated, it is evident that he did not reach a significant level in this science, according to the classification made by scholars of criticism and evaluation. In addition, it is understood that most of the limited number of assessments that Abū Ḥanīfa made about some scholars and narrators of his time were not made with the effort of analyzing a hadith narrator in terms of his qualifications for narration, but rather within the framework of their jurisprudential abilities or theological views. On the other hand, it can be seen that the few evaluations of Abū Ḥanīfa largely coincide with the evaluations of the scholars of rijal, in terms of whether they are positive or not. This demonstrates his balanced approach to criticizing the narrators.
Hadislerin güvenilirliğini belirlemek hadis tarihinin ilk dönemlerinden itibaren dinî bir çaba olarak varlığını sürdürmüştür. Bu süreç cerh ve ta’dîl ilminin doğmasıyla ve alanda uzman âlimlerin yetişmesiyle devam etmiştir. Söz konusu ilimde Yahyâ b. Maîn ve Ahmed b. Hanbel gibi bilginler öne çıkar. Bazı müellifler Ebû Hanîfe’yi de cerh ve ta’dîl âlimi olarak gösterirler. Kendisinin bazı râvîler hakkında yaptığı değerlendirmeler bir ricâl tenkitçisi olduğu kanaatini doğrulamaktadır. Ne var ki değerlendirdikleri râvîlerin sayısı bakımından cerh ve ta’dîl âlimleri hakkında yapılan tasnife göre onun söz konusu ilimde önemli bir düzeyde olmadığı görülmektedir. Ayrıca Ebû Hanîfe’nin, devrinin bazı ilim adamları ve râvîleri hakkında yaptığı sınırlı sayıdaki değerlendirmenin büyük kısmının bir hadis râvîsini, rivayet ehliyeti bakımından tahlil etme gayretiyle değil, bunların fıkhî kabiliyetleri veya itikâdî görüşleri çerçevesinde yapılan değerlendirmeler olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan Ebû Hanîfe’nin az sayıdaki değerlendirmesinin, olumlu olup olmamaları noktasında ricâl âlimlerinin değerlendirmeleriyle büyük oranda örtüştüğü görülür. Bu da onun râvî tenkidindeki dengeli tutumunu göstermektedir.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Hadis |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 2 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 10 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 25 Sayı: 2 |