Klasik İslâm düşüncesinde tekâmül kavramı, hem kullanım hem de yazınsal anlamda oldukça geniş bir muhtevaya sahiptir. Tamamlanma ve mükemmelleşme anlamlarına gelen bu kavram, zamanla Batı düşüncesinde ortaya çıkan evrim (évolution) terimiyle yer yer ilişkilendirilmiştir. Evrim, genel olarak canlı organizmaların en basit hallerinden başlayarak giderek daha gelişkin ve yetkin bir yapıya ulaşmaları şeklinde değerlendirilmektedir. Bu çalışma, İslâm düşüncesi içinde özgün bir konuma sahip olan İhvân-ı Safâ’nın Risâleleri bağlamında tekâmül düşüncesini biyolojik bir perspektiften ele almaktadır. Literatürdeki mevcut çalışmaların aksine bu makale, İhvân-ı Safâ’nın düşüncelerini yalnızca ahlâkî ve felsefî yönlerden değil, aynı zamanda erken dönem evrimsel biyolojiye dair öncü yorumların bulunup bulunmadığı kavramsal benzerlikler ve düşünce tarihindeki yeri açısından incelemektedir. Bu bağlamda, İhvân’ın canlıların oluşumu, sınıflandırılması, türler arası ilişkileri ve gelişimleri hakkındaki görüşlerinin ne düzeyde sistematik bir evrim düşüncesine karşılık geldiği araştırılmaktadır. Bu amaca ulaşmak için makalede metin çözümlemesi ve karşılaştırmalı felsefe tekniğini kullanmıştır. İhvân’ın Risâleleri’ndeki ilgili metinler, canlıların gelişimine ve dönüşümüne dair ifadeler açısından titizlikle analiz edilmiştir. Elde edilen veriler, modern evrimsel biyolojinin doğal (natural selection) ve sunî seçilim (artificial selection), ortak ata, ara türler ve mutasyonlar gibi temel ilkeleri açısından karşılaştırılarak kavramsal düzeyde benzerlik ve farklılıkları belirlenmiştir. Burada anakronizme düşmemek için her iki düşünce de kendi dönemsel koşulları içerisinde ve bilimsel kesinlikten uzak, felsefî ve tarihsel bir değerlendirme perspektifiyle ele alınmıştır. Yapılan analizler neticesinde, öncelikle İhvân’ın canlılığın kökenine dair savunduğu biyolojik yaratılış sürecine değinilmiştir. Nitekim risâlelerde, cansız maddeden canlı varlıkların türediği ve bunların zamanla jeolojik, coğrafi ve iklimsel koşullara bağlı olarak değişime uğradığına dair bazı ifadeler yer almaktadır. Bu tür açıklamalar, türlerin çevresel ve beşerî etkenlerle farklılaşabileceğine işaret etmekle birlikte, modern anlamda doğal seçilim ve sunî seçilim kavramlarıyla sınırlı düzeyde bir benzerlik göstermektedir. Ancak İhvân’a göre, her varlık kendi türüne ait özsel suretin sınırları içerisinde kalmaktadır. Bu nedenle seçilimler yoluyla varılacak ortak ata söylemi biyolojik bir köken birlikteliğini değil, ilk akıldan gelen ve dört unsura bağlı daha çok ruhsal bir birlikteliği vurgulamaktadır. Yine fiziksel bir ara form kavramına açıkça yer verilmese de, canlılar arasında duyusal, aklî ve nefsî potansiyellerin kademeli olarak geliştiği savunularak türler arasında işlevsel geçişlere işaret eden bir yapı kurulmuştur. Özellikle hayvanlar âlemindeki bazı canlılara atfedilen gelişkin duyusal yetiler ve sınırlı rasyonel kabiliyetler, bu canlıları insan türüne yaklaşan ara düzey varlıklar olarak konumlandırmalarına olanak tanımıştır. Bu bakımdan İhvân, türlerin yalnızca dış görünüşleriyle değil, aynı zamanda içsel, bilişsel ve ruhsal yetkinlikleriyle de sınıflandırılabileceği yönünde özgün bir gelişim sürecini ortaya koymuştur. Bu gelişim süreci içerisinde türlerin işlevsel düzeyde bir geçişine işaret edilse de söz konusu geçişler türler arasındaki mutasyon temelli dönüşümleri değil, metafiziksel ve teleolojik bir gelişim süreciyle açıklanmaktadır. Bu çerçevede İhvân’ın canlıların oluşumu ve gelişimine dair görüşleri, modern evrim kuramıyla doğrudan örtüşmemekle birlikte, sınırlı kavramsal paralellikler taşımaktadır. Özellikle canlıların hiyerarşik bir düzen içinde sıralanması, çevresel koşullara bağlı farklılaşma vurgusu ve varlıklar arasındaki işlevsel benzerliklerin kabulü gibi noktalar bu paralelliklerin başlıca örnekleridir. Ancak İhvân’ın yaklaşımı, deneysel verilere dayalı bilimsel bir teori olmaktan ziyade, metafiziksel bir varlık düzeni içerisinde yer alan felsefî bir sistemdir. Dolayısıyla İhvân’ın düşünceleri, evrimsel süreçlere ilişkin bazı sezgisel gözlemler içermekle birlikte, bu gözlemler modern evrimsel biyolojiden kavramsal ve yöntemsel açıdan farklılaşmaktadır. Onların sisteminde canlılık, ilk akıldan sudûr eden kozmik düzene ve dört unsurun etkileşimine dayalı ruhsal bir tekâmül süreci olarak kurgulanmıştır. Bu yönüyle İhvân, İslâm düşüncesi içinde canlılığın oluşumu ve gelişimi üzerine geliştirdiği özgün yaklaşımla, evrim düşüncesinin tarihsel ve felsefi arka planına dair dikkate değer bir katkı sunmaktadır.
In classical Islamic thought, the concept of takāmul possesses a comprehensive scope in both its usage and literary sense. This concept, signifying completion and perfection, has, over time, been associated with the Western notion of evolution (évolution). Evolution is generally understood as the progression of living organisms from their most rudimentary forms toward increasingly sophisticated and proficient structures. This study examines the concept of takāmul from a biological perspective, specifically within the context of the Epistles of the Ikhwān al-Ṣafā’, a group holding a unique position in Islamic intellectual history. Contrary to existing literature, this article analyzes the ideas of the Ikhwān al-Ṣafā’ not solely from moral and philosophical standpoints, but also in terms of whether they contain pioneering interpretations of early evolutionary biology, exploring conceptual parallels and their place in the history of thought. Within this framework, the research investigates the extent to which the Ikhwān's views on the formation, classification, interspecies relationships, and development of living beings correspond to a systematic evolutionary thought. To achieve this objective, the article employs textual analysis and comparative philosophy techniques. Relevant texts within the Epistles of the Ikhwān have been meticulously analyzed for statements concerning the development and transformation of living beings. The obtained data were compared with fundamental principles of modern evolutionary biology, such as natural selection, artificial selection, common descent, intermediate species, and mutations, to identify conceptual similarities and differences. In order to avoid anachronism, both sets of ideas have been approached from a philosophical and historical evaluation perspective, considering their respective historical contexts and without assuming scientific certainty. The analyses conducted first address the biological creation process advocated by the Ikhwān concerning the origin of life. Indeed, the Epistles contain certain statements suggesting that living entities emerged from inanimate matter and underwent transformations over time, influenced by geological, geographical, and climatic conditions. While such explanations indicate that species can differentiate due to environmental and human factors, they exhibit only a limited similarity to the modern concepts of natural and artificial selection. However, according to the Ikhwān, every being remains within the essential boundaries of its own species' form. Consequently, the discourse of a common ancestor, reached through selection, emphasizes a spiritual unity stemming from the first intellect and tied to the four elements, rather than a biological unity of origin. Furthermore, although a concept of physical intermediate forms is not explicitly present, a structure pointing to functional transitions between species has been established by asserting that sensory, intellectual, and spiritual potentials develop gradually among living beings. Specifically, the advanced sensory faculties and limited rational capacities attributed to certain animals allowed them to be positioned as intermediate beings approaching the human level. In this regard, the Ikhwān proposed a unique developmental process in which species could be classified not only by their external features but also by their internal, cognitive, and spiritual capabilities. Although functional transitions between species are evident within this developmental process, these transitions are explained through a metaphysical and teleological framework, rather than transformations resulting from mutations between species. Within this framework, the Ikhwān's views on the formation and development of living beings, while not directly aligning with modern evolutionary theory, bear limited conceptual parallels. Key examples of these parallels include the arrangement of living beings in a hierarchical order, the emphasis on differentiation based on environmental conditions, and the acceptance of functional similarities among entities. However, the Ikhwān's approach is a philosophical system embedded within a metaphysical order of existence, rather than a scientific theory grounded in empirical data. Consequently, although the Ikhwān's ideas contain some intuitive observations regarding evolutionary processes, these observations diverge conceptually and methodologically from modern evolutionary biology. In their system, life is conceptualized as a process of spiritual takāmul, stemming from the first intellect and based on the interaction of the four elements within the cosmic order. In this respect, the Ikhwān, with their unique approach to the formation and development of life within Islamic thought, offer a significant contribution to the historical and philosophical background of evolutionary thought.
Islamic Philosophy Ikhwān al-Ṣafā’ Biology Perfection Evolution
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | İslam Araştırmaları (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 12 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 22 Eylül 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 69 |