The rapidly developing technology and industrialization after the Second World War, along with the rapidly increasing population, resulted in societies increasing their search for resources and ultimately creating serious pressure on natural resources. Thus, it became necessary to meet today's needs without endangering the needs of future generations that should be met from natural resources. This understanding forms the basis of the Brundlant Report, published by the United Nations in 1987 and referred to as "Our Common Future".The Brundtland Report presented a management approach focusing on equality, justice, effective participation and institutional change in sustainable development. This new management approach was first included in the literature with the concept of "governance", which was first highlighted by the World Bank in 1989 and in which the state, private sector and civil society organizations take part in cooperation.
Today, governance is no longer solely state-oriented; it has evolved into a multi-stakeholder management approach that includes the participation of civil society and the private sector. The Twelfth Development Plan outlines policies aimed at enhancing public administration within the framework of good governance principles. This study offers a broad conceptual framework from the traditional management approach to governance.Within the scope of the study, the concept of environmental governance, which emerged as a result of the search for common solutions to environmental problems following the presentation of a conceptual framework from management to governance, was examined.
The study is expected to shed light on the concepts of management, governance and environmental governance.
Bu derleme çalışması, yönetim anlayışındaki dönüşümleri ve çevresel yönetişim olgusunu incelemektedir. Yönetim, insanlık tarihi kadar eski bir olgu olup, Sanayi Devrimi ile bilimsel bir disiplin haline gelmiştir. Klasik yönetim yaklaşımı, verimlilik ve hiyerarşiye odaklanırken; neoklasik yaklaşım, insan davranışlarını merkeze almıştır. Modern yaklaşım, sistem, durumsallık, amaçlara göre yönetim ve stratejik yönetimi içerirken; post modern yaklaşım, toplam kalite yönetimi, yalın yönetim ve değişim mühendisliği gibi yenilikçi perspektifler sunmuştur.
Geleneksel merkeziyetçi yönetim anlayışının yeterli olmaması, sivil toplum ve özel sektör gibi aktörlerin yönetim sürecine dâhil edilmesini gerektirmiştir. Bu bağlamda, merkeziyetçi yönetimden; katılımcılık, şeffaflık, hesap verebilirlik, etkinlik, tutarlılık, eşitlik ve adalet, hukukun üstünlüğü ilkelerine dayalı yönetişime geçiş yaşanmıştır. Türkiye’de yönetişim anlayışı, 1980'lerden itibaren Avrupa Birliği, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarla yürütülen ilişkilerle şekillenmiştir.
Çevresel yönetişim, çevre ve doğal kaynak meselelerinin sınır aşan etkileri nedeniyle uluslararası süreçlerle küresel bir çerçeve kazanmıştır. Çevresel yönetişim olgusu, çevre sorunlarıyla mücadelede küresel iş birliği, ademi merkeziyetçilik, pazar odaklı ve ölçekler arası yaklaşımlarla ele alınmaktadır. Ancak, çevresel yönetişimin etkinliği, politik irade ve ekonomik çıkarlarla sınırlıdır. Sonuç olarak, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için yönetişim ilkelerinin (katılım, şeffaflık, hesap verebilirlik) güçlendirilmesi ve sistemik dönüşümlerin gerekliliği vurgulanmıştır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Ormancılık Politikası, Ekonomisi ve Hukuku |
| Bölüm | Derleme |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 5 Mayıs 2025 |
| Kabul Tarihi | 19 Haziran 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Haziran 2025 |
| DOI | https://doi.org/10.58816/duzceod.1691976 |
| IZ | https://izlik.org/JA72NS65MK |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 21 Sayı: 1 |