This study explores the constitutive role of language in the formation of human selfhood and examines how the self is articulated through its relation to the world and the other. Language is not merely a tool for conveying thoughts; it is a fundamental medium for interpreting the world, establishing relations with others, and structuring self-awareness. Following the linguistic turn of the 20th century, language moved to the center of philosophical inquiry, with thinkers such as Wittgenstein, Russell, and Chomsky offering deeper insights into the nature of mental processes and linguistic meaning. In this context, the concept of intentionality—the capacity of both mind and language to be directed toward objects—plays a central role in analyzing the self. The acquisition of language is shown to shape selfhood not only through inner awareness (self-consciousness) but also through linguistic access to the world and dialogical engagement with others. This study is situated within the discipline of philosophical anthropology, which seeks to ground an understanding of the human being not solely as a biological or psychological entity, but as a meaning-producing, relational, and reflective subject. Accordingly, the self is conceptualized as not merely individual, but one that is formed on the ground of language through its relationship with the world and social interaction. Thus, the relationship between the self, the world, and the other is not prior to language but emerges through it.
Bu çalışma, insan benliğinin oluşumunda dilin kurucu rolünü ele almakta ve benliğin, dünya ve ötekiyle ilişkisi bağlamında nasıl biçimlendiğini tartışmaktadır. Dil yalnızca düşünceleri aktaran bir araç değil, aynı zamanda dünyayı anlamlandırma, ötekiyle (the other) ilişki kurma ve kendilik bilincini yapılandırma sürecinin temel unsurudur. 20. yüzyıldaki dilsel dönüşle birlikte dil, felsefi düşüncenin merkezine yerleşmiş; Wittgenstein, Russell ve Chomsky gibi düşünürler aracılığıyla zihinsel süreçlerin ve dilin doğası daha derinlemesine ele alınmıştır. Bu bağlamda, yönelimsellik (intentionality) kavramı, hem zihnin hem de dilin nesnelere yönelim kapasitesi olarak benlik analizinde belirleyici bir yer edinmiştir. Dilin kazanımıyla birlikte içsel farkındalığa (özbilinç) ek olarak, benliğin dil aracılığıyla hem dünyaya açılarak hem de sosyal etkileşim ile nasıl kurulduğu irdelenmiştir. Bu çalışma aynı zamanda felsefi antropoloji disiplini içinde konumlanmakta; insanı, yalnızca biyolojik ve psikolojik bir varlık olarak değil, düşünen, anlam üreten ve ilişki kuran bir özne olarak temellendirmeyi amaçlamaktadır. Benliğin yalnızca bireysel değil, dünya ile ilişki ve toplumsal etkileşim içinde, dil zemininde oluşan bir yapı olduğu savunulmaktadır. Böylece benlik, dünya ve öteki arasındaki ilişkinin dili aşan değil, dil aracılığıyla kurulan bir örüntü olduğu ileri sürülmektedir.
Çalışma bilimsel ve etik kurallara uygun bir şekilde hazırlanmıştır.
Destekleyen kurum bulunmamaktadır.
Teşekkür bulunmamaktadır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Felsefe Tarihi (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 16 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 4 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 15 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 82 |