Mitolojik anlatılarda tanrılara atfedilen cinsiyet rolleri, toplumların sosyo-kültürel yapılarıyla yakından ilişkilidir. İnsanlar, tanrıları tanımlarken yaşadıkları toplumda gücü elinde bulunduran cinsiyete göre tasnif yapmış; böylece tanrı ya da tanrıça figürleri ortaya çıkmıştır. Doğurganlık gücünden dolayı ilk toplumlarda yaratıcılar kadın (tanrıça) olarak betimlenmiştir. Ancak toplumsal örgütlenmenin değişmesiyle birlikte ataerkil düzenin hâkim olması, bu olumlu kadın imgesini sorgulatmış; kadın, insanlığın ilk günahının kaynağı olarak görülmeye başlanmıştır. Kadının zayıf, günaha yatkın ve şeytanla ilişkilendirilen bir figür olarak tasvir edilmesi, onu toplumsal hafızada edilgen, tehlikeli ve itaatkâr olması gereken bir konuma yerleştirmiştir. Özellikle kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığı inancı, onun ikincil bir varlık olarak algılanmasını güçlendirmiştir. Bu süreçte doğaüstü güçlere sahip özellikle kadın şaman figürleri, zamanla kötü niyetli ve tehditkâr karakterlere dönüşmüştür. Böylece ilk kadının işlediği günah, tüm kadınlarla özdeşleştirilmiştir. Kadın hem yaratıcı hem yıkıcı özellikleriyle toplumda çelişkili roller üstlenmiş; iyiliğin ve kötülüğün temsilcisi olmuştur. Başlangıçta mitolojik metinlerde şefkat ve güzellikle kutsal bir tanrıça olarak tasvir edilen kadın, erkek egemen anlayışların etkisiyle kurnazlık ve şehvetle damgalanmış bir cadıya dönüşmüştür. Bu dönüşüm, yalnızca Türk anlatılarıyla sınırlı kalmamış; Batı kültüründeki cadı tasvirleriyle de benzerlik göstermiştir. Türk halk anlatılarında cadı figürü, toplumsal dönüşümün ve cinsiyet rollerindeki değişimin simgesidir. Eski destanlarda anaerkil toplum izlerini taşıyan, liderlik rollerini üstlenen güçlü kadınlar, zamanla ataerkil toplum etkisiyle olumsuz ve tehditkâr biçimde “cadı kadın” olarak nitelenmiştir. Halk anlatılarında cadı, doğaüstü güçlere sahip, kötülüğe hizmet eden ve kahramanlara büyü ya da hileyle zarar veren bir varlık olarak karşımıza çıkar. Kadınların bu güçlerle ilişkilendirilmesi, ataerkil toplumda tehdit olarak algılanmalarının yansımasıdır. Özellikle kadın şaman figürü, tarihsel olarak doğayla kurduğu bağ ve toplumsal gücüyle ön plandayken, zamanla cadıya dönüşerek kötü ve şeytani bir varlık olarak betimlenmiştir. Türk halk anlatılarında cadı, Batı’daki geleneksel tasvirlerle (süpürgeli, ormanda yaşayan, uzun şapkalı vb.) benzerlik taşısa da, toplum içinde sıradan bir kadın olarak sunulmaktadır. Dışarıdan sıradan görünen bu kadın, gizemli büyü gücüyle kahramanı kandırmak, tuzağa düşürmek ve başına bela açmak ister. Bu davranış, kadının insanlığın ilk günahını işleyen varlık olarak görüldüğü mitolojik anlayışın yansımasıdır. Bu çalışmada, Türk halk hikâyelerinde cadı figürünün şaman figüründen nasıl evrildiği, ataerkil toplumun etkisiyle cadının olumsuz bir figüre dönüşümü ve cadı imgesinin toplumsal cinsiyet algıları ile kültürel dönüşüm bağlamında nasıl şekillendiği incelenmiştir. Bu bağlamda cadı imgesi, şamanik kadın figürünün tarihsel süreçte şeytanîleştirilerek dönüştürülmüş bir yansımasıdır; anlatı içindeki karşıt/engelleyici rolü aracılığıyla kadınların bilgeliğini, doğayla kurdukları bağı ve toplumsal özerklik potansiyelini bastırmaya yönelik ataerkil bir arketip olarak işlev görmektedir.
Gender roles attributed to gods in mythological narratives are closely related to the socio-cultural structures of societies. When defining deities, people classified them according to the gender that held power in their community, thus creating figures of gods and goddesses. Due to the power of fertility, early societies depicted creators as female (goddesses). However, with the dominance of patriarchal order through changing social organization, this positive female image was questioned, and woman began to be regarded as the source of humanity’s first sin. The portrayal of woman as weak, prone to sin, and associated with the devil positioned her in collective memory as passive, dangerous, and obedient. In particular, the belief that woman was created from man’s rib reinforced her perception as a secondary being. In this process, women with supernatural powers, especially female shamans, gradually turned into malevolent and threatening figures. Thus, the sin of the first woman was identified with all women. Women assumed contradictory roles in society, embodying both creation and destruction, good and evil. Initially represented in mythological texts as goddesses of compassion and beauty, women were gradually stigmatized with cunning and lust under patriarchal norms, transforming into witches. This transformation was not limited to Turkish narratives but also showed similarities with Western depictions of witches. In Turkish folk narratives, the witch figure symbolizes both social transformation and the redefinition of gender roles. In ancient epics, powerful women who bore traces of matriarchal leadership eventually came to be portrayed negatively as “witch women” under patriarchal influence. In these narratives, the witch appears as a being with supernatural powers who serves evil and harms heroes through magic and trickery. Associating women with such powers reflects their perception as threats in patriarchal societies. Especially the female shaman, once prominent for her bond with nature and social influence, was transformed over time into a malicious and demonic figure. In Turkish folk narratives, the witch resembles traditional Western depictions (with broom, living in forests, pointed hat, etc.), yet she also appears as an ordinary woman in society. Outwardly ordinary, she deceives the hero with her mysterious magical power, leading him into traps and misfortune. Such behavior reflects the mythological understanding that regards woman as the being who committed the first sin. This study examines how the witch figure in Turkish folk tales evolved from the shaman figure, how patriarchy shaped her into a negative character, and how the witch image was molded through gender perceptions and cultural transformation. In this context, the witch image is a demonized transformation of the shamanic female figure; through her opposing and obstructive role in narratives, she functions as a patriarchal archetype designed to suppress women’s wisdom, their bond with nature, and their potential for social autonomy.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Türkiye Sahası Türk Halk Bilimi |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 5 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 14 Eylül 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 25 Eylül 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 8 Sayı: 3 |