EŞİKTEKİ HOŞGÖRÜ: ANADOLU HALK KÜLTÜRÜNDE KÜSÜLMEZLİK İLKESİ
Öz
Bu çalışma, Anadolu halk kültüründe eşiksellik (liminalite) durumlarında bireyin içinde bulunduğu kırılganlığın toplumsal ilişkiler üzerindeki yansımalarını incelemektedir. Araştırma, eşiksel süreçleri yalnızca biyografik ya da ritüel geçişler olarak ele almak yerine, bu süreçlerde bireyin toplumsal çevresiyle kurduğu ilişkinin nasıl yeniden biçimlendiğine odaklanmaktadır. Eşikte bulunan birey, gündelik normların dışında, korunması ve gözetilmesi gereken özel bir konuma yerleştirilmekte; bu durum toplumsal düzeyde empati, anlayış ve hoşgörüyü zorunlu kılan geçici bir norm alanı üretmektedir. Çalışma, bu norm alanının Anadolu halk kültüründe “küsülmezlik” ilkesiyle somutlaştığını ve bireyin eşiksel hâlinin toplumsal çatışmalardan bilinçli biçimde muaf tutulduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma, doğum, hamilelik, lohusalık, emziklilik, nişan ve evlilik, çocukluk, yaşlılık, delilik ve ölüm gibi insan yaşamının kritik geçiş evrelerini kapsamaktadır. Çalışma nitel araştırma yaklaşımına dayanmaktadır ve veri kaynağı olarak halkbilimi literatürü, etnografik betimlemeler, sözlü kültür ürünleri ve yazılı kültürel anlatılar kullanılmıştır. Birincil saha verilerine dayanmayan araştırma, mevcut literatürü tematik ve kavramsal analiz yoluyla yeniden yorumlamayı hedeflemektedir. Bu bağlamda eşiksellik evreleri, bireysel deneyimlerin ötesinde, toplumsal ilişkilerin geçici olarak yeniden düzenlendiği kültürel alanlar olarak ele alınmıştır. Araştırmanın kuramsal çerçevesi, Arnold Van Gennep’in geçiş ritüelleri modeli ile Victor Turner’ın liminalite ve communitas kavramları temelinde oluşturulmuş; analiz süreci Maurice Halbwachs’ın kolektif bellek ve Jan Assmann’ın kültürel bellek yaklaşımlarıyla desteklenmiştir. Anadolu halk kültürüne özgü örnekler ise Sedat Veyis Örnek ve Pertev Naili Boratav’ın çalışmaları başta olmak üzere halkbilimi literatürü üzerinden değerlendirilmiştir. Bu kuramsal yaklaşım, eşikselliğin yalnızca sembolik bir ara durum değil, toplumsal bağları düzenleyen işlevsel bir normatif çerçeve sunduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmanın bulguları, eşiksellik evrelerinde bireylerin gündelik toplumsal rollerinin geçici olarak askıya alındığını ve bu durumun hoşgörü, empati ve dayanışmayı zorunlu kılan kültürel bir düzen oluşturduğunu göstermektedir. Lohusa kadına darılmama, yas evinde küslüğün hoş karşılanmaması, çocukların davranışlarının tolere edilmesi, yaşlıların kırgınlıklarının bağışlanması ve delilerin toplumsal olarak dışlanmaması, “küsülmezlik” ilkesinin pratik yansımaları olarak değerlendirilmektedir. Bu ilke, geçici kırılganlık hâllerinin kalıcı çatışmalara dönüşmesini engelleyen, toplumsal uyumu ve kültürel sürekliliği koruyan bir mekanizma olarak işlev görmektedir. Sonuç olarak çalışma, Anadolu halk kültüründe eşiksellik evrelerinin empatiyi kurumsallaştıran ve kolektif belleği besleyen yapısal hoşgörü alanları oluşturduğunu ortaya koyarak halkbilimi, antropoloji ve bellek çalışmaları literatürüne özgün bir katkı sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler
Destekleyen Kurum
HAYIR
Etik Beyan
Çalışma konusu etik kurul iznini gerektirmemektedir. Bu çalışmanın tüm hazırlanma süreçlerinde etik kurallara uyulduğunu yazar beyan eder.
Teşekkür
HAYIR
TOLERANCE AT THE THRESHOLD: THE PRINCIPLE OF NON- RESENTMENT IN ANATOLIAN FOLK CULTURE
Öz
Abstract
This study examines the reflections of individual vulnerability on social relations during liminal states within folk culture. Rather than approaching liminal processes merely as biographical or ritual transitions, the research focuses on how social relationships are reconfigured when individuals find themselves in a threshold condition. Those who occupy liminal positions are placed outside ordinary social norms and are regarded as subjects requiring protection and consideration; this situation generates a temporary normative sphere in which empathy, understanding, and tolerance become socially obligatory. The study aims to demonstrate that this normative sphere is culturally articulated through the principle of non-resentment (küsülmezlik), whereby individuals in liminal states are consciously exempted from interpersonal tension and social distancing. The research encompasses critical transitional phases of the human life cycle, including birth, pregnancy, postpartum and breastfeeding periods, engagement and marriage, childhood, old age, madness, and death. Adopting a qualitative research approach, the study draws on folkloristic literature, ethnographic descriptions, oral cultural materials, and written cultural narratives as its primary data sources. As the research does not rely on original fieldwork, it aims to reinterpret existing literature through thematic and conceptual analysis. Within this framework, liminal phases are treated not merely as individual experiences but as cultural spaces in which social relations are temporarily reorganized. The theoretical framework of the study is grounded in Arnold Van Gennep’s model of rites of passage and Victor Turner’s concepts of liminality and communitas. The analytical perspective is further supported by Maurice Halbwachs’s theory of collective memory and Jan Assmann’s approach to cultural memory. Contextual interpretations are informed by foundational studies in folklore that address social norms, ritual practices, and cultural continuity. This framework reveals that liminality functions not only as a symbolic intermediary state but also as a normative mechanism that regulates social bonds. The findings indicate that during liminal phases, individuals’ everyday social roles are temporarily suspended, giving rise to a cultural order that necessitates tolerance, empathy, and solidarity. Practices such as refraining from directing resentment toward postpartum women, suspending grievances in mourning households, tolerating children’s behavior, forgiving the grievances of the elderly, and avoiding the social exclusion of individuals considered mad exemplify the practical manifestations of the principle of non-resentment. This principle operates as a cultural mechanism that prevents temporary vulnerability from escalating into lasting social conflict, thereby safeguarding social harmony and cultural continuity. Ultimately, the study demonstrates that liminal phases within folk culture constitute structured domains of tolerance that institutionalize empathy and sustain collective memory, offering an original contribution to the fields of folklore, anthropology, and memory studies.
Anahtar Kelimeler
Destekleyen Kurum
NO
Etik Beyan
The subject of this study does not require ethical committee approval. The author declares that ethical rules were adhered to throughout the preparation of this study.
Teşekkür
NO