THE LULLABY TRADITION IN THE ETHNIC STRUCTURE OF MARDIN
Öz
A lullaby is a form of oral expression that belongs to anonymous folk literature in terms of its subject matter, melody, and formal characteristics, and is generally classified as a “folk song.” In this regard, lullabies should be considered not only as an aesthetic and literary form but also as a dynamic sphere of expression shaped by the mechanisms of production, circulation, and reproduction within oral culture. Traditionally performed among women, lullabies remain a vital element of oral culture today. In particular, lullabies sung by mothers in various languages do not merely serve the function of putting a child to sleep; they also gain significance as carriers of cultural memory, daily life practices, and the value systems transmitted from one generation to the next. In this context, lullabies can be regarded not merely as a form of individual expression, but as micro-narratives where social experiences, emotional burdens, and cultural codes converge. Wishes for the baby’s health, the emotional bond between mother and father, the loss of a parent, economic hardships, traces of the local geography, and elements of daily life such as household and garden chores are transformed into an emotional and poetic narrative form in the mothers’ voices, finding expression in the lullaby texts. However, in some lullabies, rather than a distinct thematic content, the harmonic structure established through sound repetitions and rhythmic linguistic patterns appears to serve a functional role in accompanying the child’s transition to sleep. In this regard, lullabies serve as carriers of collective memory and cultural identity, extending beyond the scope of individual mother-child interaction. Therefore, transcribing lullabies, archiving them, and examining them using folklore research and analysis techniques is crucial for ensuring cultural continuity and preserving intangible cultural heritage. This study was conducted based on field research within the framework of a qualitative research approach. The research area is the province of Mardin. As part of the study, face-to-face interviews were conducted between november and december 2025 with 13 women and 1 man living in Mardin who have children. Data were obtained through lullaby texts collected using a guided interview technique and the meanings attributed to these texts. The findings were analyzed contextually. Taking into account Mardin’s multi-layered and multilingual cultural structure, the study examines the effects of lullabies on identity construction, a sense of belonging, and cultural continuity. The findings indicate that lullabies in Turkish, Kurdish, Arabic, and Syriac are still performed in Mardin today. While the primary function of lullabies is to put children to sleep, soothe them, and comfort them, the texts were found to address themes such as love, complaint, longing, death, romance, social pressure, and intra-family relationships. This suggests that lullabies serve not only as a form of emotional release directed at the child but also as a reflection of the mother’s life and the social conditions in which she lives. In this regard, lullabies stand out as a form of cultural transmission in which individual emotions are transformed into verbal expression. These findings reveal that lullabies are not merely a means of individual communication but also a significant element of cultural heritage that reflects the values and emotional world of a multicultural social structure.
Anahtar Kelimeler
MARDİN’İN ETNİK YAPISINDA NİNNİ GELENEĞİ
Öz
Ninni; konu, ezgi ve biçimsel özellikleri bakımından anonim halk edebiyatı içerisinde yer alan ve çoğunlukla “türkü” içerisinde değerlendirilen sözlü bir anlatım türüdür. Bu yönüyle ninniler, yalnızca estetik ve edebî bir form olarak değil aynı zamanda sözlü kültürün üretim, dolaşım ve yeniden üretim mekanizmaları içerisinde şekillenen dinamik bir ifade alanı olarak ele alınmalıdır. Geleneksel olarak kadınlar arasında icra edilen ninniler, günümüzde de canlılığını koruyan önemli bir sözlü kültür unsurudur. Özellikle anneler tarafından farklı dillerde söylenen ninniler, yalnızca çocuğu uyutmaya yönelik bir işlev üstlenmemekte aynı zamanda kültürel hafızanın, gündelik yaşam pratiklerinin ve kuşaktan kuşağa aktarılan değerler sisteminin taşıyıcısı olarak anlam kazanmaktadır. Bu bağlamda ninniler, bireysel bir ifade biçimi olmanın ötesinde, toplumsal deneyimlerin, duygusal yüklerin ve kültürel kodların yoğunlaştığı mikro anlatılar olarak değerlendirilebilir. Bebek sağlığına ilişkin temenniler, anne-baba arasındaki duygusal bağ, ebeveyn kaybı, ekonomik güçlükler, yaşanılan coğrafyanın izleri, ev ve bahçe işleri gibi gündelik hayatın unsurları, annelerin sesinde duygusal ve şiirsel bir anlatı formuna dönüşerek ninni metinlerinde ifadesini bulmaktadır. Bununla birlikte bazı ninnilerde, belirgin bir tematik içerikten ziyade, ses tekrarları ve ritmik dil hareketleriyle kurulan ahenk yapısının çocuğun uykuya geçiş sürecine eşlik eden işlevsel bir özellik taşıdığı görülmektedir. Bu yönüyle ninniler, bireysel bir anne-çocuk etkileşiminin ötesinde, kolektif hafızanın ve kültürel kimliğin taşıyıcısı niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla, ninnilerin kültürel aktarımın devamlılığı açısından yazıya geçirilmesi, arşivlenmesi, halkbiliminin araştırma ve inceleme teknikleriyle incelenmesi; kültürel sürekliliğin sağlanması ve somut olmayan kültürel mirasın korunması açısından önemi haizdir. Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde saha araştırmasına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sahasını Mardin ili oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında, Mardin’de yaşayan çocuk sahibi 13 kadın ve 1 erkek kaynak kişi ile Kasım-Aralık 2025 tarihleri arasında yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, yönlendirilmiş görüşme tekniği kullanılarak derlenen ninni metinleri ve bu metinlere yüklenen anlamlar üzerinden elde edilmiştir. Elde edilen bulgular bağlamsal olarak analiz edilmiştir. Çalışmada, Mardin’in çok katmanlı ve çok dilli kültürel yapısı dikkate alınarak ninnilerin kimlik inşası, aidiyet duygusu ve kültürel devamlılık üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Bulgular, Mardin’de Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Süryanice dillerinde ninnilerin günümüzde de icra edildiğini göstermektedir. Ninnilerin temel işlevi çocukları uyutmak, sakinleştirmek ve avutmak olmakla birlikte metinlerde sevgi, sitem, özlem, ölüm, aşk, toplumsal baskı ve aile içi ilişkiler gibi temaların işlendiği tespit edilmiştir. Bu durum, ninnilerin yalnızca çocuğa yönelik değil aynı zamanda annenin yaşantısını ve içinde bulunduğu toplumsal koşulları yansıtan bir duygusal boşalım sunduğunu göstermektedir. Ninniler, bu yönüyle bireysel duyguların sözlü ifadeye dönüştüğü kültürel bir aktarım biçimi olarak öne çıkmaktadır. Bu sonuçlar, ninnilerin yalnızca bireysel bir iletişim aracı değil aynı zamanda çok kültürlü bir toplumsal yapının değerlerini ve duygusal dünyasını yansıtan önemli bir kültürel miras unsuru olduğunu ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler