Kültür, insan türünü diğer canlı türlerinden ayırt eden en temel özelliğimiz olarak kavramsallaştırılır. İnsan doğasının sahip olduğu ya da olmadığı nitelikler nedeniyle kültür bizim hem doğal hem de toplumsal yaşamımızı sürdürebilmemizi sağlayan temel sahalardan birisi olarak yorumlanır ve kültürün toplum halinde yaşamamızı kolaylaştırdığına inanılır. Kültür, doğamızın bir parçası olmasının yanında aynı zamanda tarihsel toplumsal koşullar tarafından biçimlendirilen ve değişebilen bir yapıya sahiptir. Bu yönüyle insan-doğa ve insan-insan mücadelelerinin hem nedeni hem de sonucu olarak biçimlenmiş ve sosyal dünyamıza her yönüyle damgasını vurmuştur. Tarihsel süreçte değişen anlamı ve siyasal, ekonomik ve toplumsal işlevleriyle modern toplumların temel sahaları arasında yer almıştır. Özellikle modern toplumların en baskın siyasal örgütlenme modeli olan ulus-devlet örgütlenmelerinin yurttaşlığı temel alan yaklaşımının ihtiyaç duyduğu, benzer değer ve normları paylaşan, temel ilkeler üzerinde siyasal olarak uzlaşmış insan kaynağının oluşturulmasının temel unsuru oldu. Ancak tarihsel süreç ve değişen koşullar kültüre yüklenen anlamı ve işlevleri farklılaştırdı. 1980’li yıllarla birlikte sosyal bilimlerde ortaya çıkan bazı akımlar kültüre “özcü” bir yorumla yaklaştı. Bu yaklaşımın sonucunda kültüre politik sahayı ikincilleştiren bir misyon yüklenirken “farklılık”, “çeşitlilik”, “kültürel özgünlükler” ve “çokkültürlülük” gibi kavramlar üzerinden toplum halinde yaşam sorunsallaştırıldı. Bu yaklaşımın bazı temsilcileri kültürler arasındaki herhangi bir hiyerarşik ilişkiyi ve evrensellik düşüncesini reddederken, aynı zamanda sadece “kültür” olmalarından kaynaklı olarak meşruiyet taşıdıklarını savundular. Böylece bir yandan kamusal sahada farklı kültürlerin temsili, tanınması gibi teorik tartışmalar yürütülürken diğer yandan da çeşitli nedenlerle çokkültürlü bir yapıya sahip olan toplumlarda, kültürlerin yasal temsili ve çeşitli kültürel grupların kendi içlerinde demokratik bir işleyişe sahip olup olmadıklarına bakılmaksızın uygulamalarına alan açıldı. Bu durum bir yandan yurttaşlık temeli üzerinde şekillenen siyasal uzlaşıyı zayıflatırken diğer yandan da baskıcı kültürlerin topluluk değerlerini kendi üyelerine, modern devletin kural, ilke ve egemenlik haklarını ortadan kaldırır şekilde dayatmalarının önünü açarken modern hukuku da demokrasi dışı uygulamaların garantörü haline getirdi. Bu durum bazı yorumcular tarafından büyük toplum içerisinde ondan kopuk onun değer, norm ve yaşam pratiklerini reddeden hatta kendi kültürünü ve yaşam pratiklerini büyük topluma şiddeti bir araç olarak kullanma yoluyla dayatan sonuçların ortaya çıkmasıyla ilişkilendirildi. Bu bağlamda çalışma, kültürü özcüleştiren ve çokkültürcü kimlik politikalarını temel alan yaklaşımları ve çokkültürcülük uygulamalarını güncel gelişmeler ışığında tartışmayı amaçlamaktadır.
Kültür Kültürelcilik Kültürel Çeşitlilik Çokkültürlülük Toplum
Birincil Dil | Türkçe |
---|---|
Konular | Kültürel çalışmalar (Diğer) |
Bölüm | Makaleler |
Yazarlar | |
Erken Görünüm Tarihi | 23 Mart 2025 |
Yayımlanma Tarihi | 24 Mart 2025 |
Gönderilme Tarihi | 24 Ocak 2025 |
Kabul Tarihi | 20 Şubat 2025 |
Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 8 Sayı: 1 |