Öz
Bugün, bizler için oldukça sıradan gelen ya da öyle olması gerektiğine inandığımız
demokrasi, cumhuriyet, meşruti monarşi, halk egemenliği gibi kavramlar bir anda ortaya
çıkmış ya da ilk günkü hali gibi varlığını devam ettiren olgular değildir hiç şüphesiz.
Yaşadığımız zamana gelene kadar pek çok badireler atlatmış olan bu olgular, özellikle Batı
özelinde yaşanmış ve fakat çeşitli şekillerde tüm dünyada yaşanan ya da arzulanan birer
model haline gelmiş ve ya getirilmiştir.
Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla birlikte büyük bir çöküş yaşayan Batı dünyası,
gerisinde kaldığı dünyanın diğer uygarlıklarıyla mücadele etme ve en nihayetinde onları
geride bıraktığı yönündeki yaygın kanının hâkim olduğu bugüne gelinceye dek bazı
dönüşümler yaşamış, kendi dinamikleri sebebiyle bazı yönetsel, toplumsal, ekonomik, vb.
dönem ve süreçleri deneyimlemiştir. Bunlardan biri de, on dördüncü yüzyılda ortaya çıkan
monarşilerdir.
Monarşi, o günün dünyası için kendi toplumumuz da içinde olmak üzere, dünyanın
farklı bölgelerindeki diğer toplumları bakımından pek bir değişiklik ifade etmemekle birlikte,
feodal dönemi yaşamakta olan Batı Avrupa için büyük önem ve anlam taşımaktaydı. Böyle
bir dönüşüme kaynaklık etmesi sebebiyle Batı’nın yaşadığı süreçlerin ve “batılılaşma”
yolundaki bizim gibi toplumlarda bu süreçlerin daha iyi anlaşılması bakımından bir kırılma
noktası özelliği gösteren monarşilerin ortaya çıkışı önem arz etmektedir.
Üzerine çok fazla çalışma yapılan böylesi geniş bir konuyu, böylesi kısıtlı bir
çalışmada anlatmak oldukça zordur şüphesiz. Bu sebeple konunun kapsamı, geç feodalite ile
başlatılacak olup, monarşinin teorisyenleri olarak adlandırabileceğimiz Machiavelli, Jean
Bodin ve Thomas Hobbes’un yaşadığı döneme kadardır.
Belgesel gözlem yoluyla literatür taraması yöntemiyle hazırlanan bu çalışma üç bölüm
olarak planlanmış ve çalışmanın ilk bölümü, Avrupa’nın yaşadığı nev-i şahsına münhasır bir
süreç olarak feodal döneme ilişkindir. Feodalitenin oldukça farklı şekillerde ortaya çıkmış
olmasına karşın, genel özellikleri üzerinden en azından ana hatları incelenmeye çalışılacaktır.
İkinci bölümde, monarşilerin ortaya çıkmasına sebep olan atmosferin, aktörlerin,
değişimlerin ve unsurların genel bir resminin çizilmesi hedeflenmiştir. Bu yolla, değişime
sebep olan dönemin ruhunun ve gereklerinin netleşmesi daha da kolaylaşacaktır.
Son bölümde ise, monarşilerin hakim olduğu Batı Avrupa ve monarşilerin devamı
açısından çalışmalar yapan, yukarıda ismi telaffuz edilen isimler üzerinde durulacaktır.