Cultural heritage sites do not capture the architectural remnants of the past only, but also they illustrate the politics of memory in societies. Nevertheless, transformation of buildings linked to trauma, oppression, and shame identified as difficult heritage is a source of ethical dilemma, which troubles more conventional conservation practice. This paper analyses the adaptive reuse of Het Arresthuis prison in Roermond, Netherlands, into a luxury hotel in terms of architecture, meaning, and morality. The paper examines the dilemma between the physical integrity of the building and its functions as memory-vectors within the context of universal standards including the Venice Charter, the ICOMOS principles and the Dutch national statutes (i.e. the Erfgoedwet and the Omgevingswet). As a case study surveyed through qualitative research techniques, it was established that although the building has maintained its architectural originality, the transformation of prison information into the components of a luxury consumption has provided a sort of a dark tourism ambiance. The findings indicate that although physical conservation was successful, narrative strategies aimed at confronting the past remained insufficient, and a silence of memory was produced by aestheticizing the historical burden of the space. Consequently, the study argues that in such transformations, not only technical and legal protection but also principles of social participation and critical narrative must be integrated into the process.
Difficult heritage Het Arresthuis Adaptive reuse Prison architecture
Kültürel miras alanları yalnızca geçmişin mimari kalıntılarını barındırmakla kalmaz, aynı zamanda toplumların hafıza siyasetini de gözler önüne serer. Bununla birlikte, rahatsız edici miras (difficult heritage) olarak tanımlanan; travma, baskı ve utançla ilişkilendirilen yapıların dönüşümü, geleneksel koruma pratiklerini zorlayan bir etik ikilem kaynağıdır. Bu makale, Hollanda'nın Roermond kentindeki Het Arresthuis hapishanesinin lüks bir otele dönüştürülmesini mimari, anlam ve etik açılarından analiz etmektedir. Çalışma, yapının fiziksel bütünlüğü ile bir hafıza taşıyıcısı olma işlevi arasındaki ikilemi; Venedik Tüzüğü, ICOMOS ilkeleri ve Hollanda ulusal yasaları (Erfgoedwet ve Omgevingswet) gibi evrensel standartlar bağlamında incelemektedir. Nitel araştırma teknikleriyle incelenen bir vaka analizi olarak; binanın mimari özgünlüğünü korumasına rağmen, hapishane unsurlarının lüks tüketim bileşenlerine dönüştürülmesinin bir tür karanlık turizm atmosferi yarattığı tespit edilmiştir. Bulgular, fiziksel korumanın başarılı olmasına rağmen, geçmişle yüzleşmeyi amaçlayan anlatı stratejilerinin yetersiz kaldığını ve mekânın tarihsel yükünün estetikleştirilerek bir anı suskunluğu üretildiğini göstermektedir. Sonuç olarak çalışma, bu tür dönüşümlerde sadece teknik ve yasal korumanın değil, aynı zamanda toplumsal katılım ve eleştirel anlatı ilkelerinin de sürece entegre edilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Rahatsız edici miras Het Arresthuis Adaptif yeniden kullanım Cezaevi mimarisi Anı suskunluğu
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | İç Mimarlık , Mimari Miras ve Koruma, Mimari Tasarım |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 3 Aralık 2025 |
| Kabul Tarihi | 29 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 13 Sayı: 4 |