Hz. Peygamber, İslam dininde Allah ile kul arasındaki ilişkilerin yanı sıra, bireylerin toplumsal hayat içerisindeki hak ve yükümlülüklerini düzenleyen birçok hukukî kural ve uygulamayı beyan etmiştir. Bunun yanında, ilahî kitabın tefsirine ve hayatın yaşanılabilir kılınmasına yönelik açıklamalar ve yönlendirmelerde bulunmuştur. Bu beyanların (haber/hadis) epistemolojik değeri, hadis ve fıkıh usûlü literatüründe yoğun tartışmalara konu olmuştur. Bu çalışma, Mâlikî fakihi ve usûlcüsü İbnü’l-Kassâr’ın (ö. 397/1006) ilmî şahsiyetini, yaşadığı tarihî bağlamı ve usûl-i fıkıhtaki tartışmalı konulardan biri olan haber ve haberin bilgi değerine dair katkılarını ele almaktadır. Abbasîler döneminin ilmî açıdan canlı merkezlerinden biri olan Bağdat’ta yetişen İbnü’l-Kassâr, erken dönem Mâlikî usûlcüler arasında öne çıkan simalardan biridir. Onun ilmî çalışmaları, yalnızca Mâlikî mezhebinin kendi içinde gelişmesine katkı sağlamamış; İslâm hukuk usûlünün genel seyri içinde de mühim bir yer kazanmıştır. Çalışmada özellikle İbnü’l-Kassâr’ın haber anlayışı mercek altına alınmıştır. Bu bağlamda, onun mütevâtir ve âhâd haberin bilgi ve amel değeri konusundaki yaklaşımı ve haber-i vâhidin amel-i ehl-i Medîne ile kıyas karşısındaki yeri hakkındaki görüşleri ayrıntılı olarak analiz edilmiştir. Ayrıca, onun eserinin hilâf türünde kaleme alınmış olması, yalnızca bireysel görüşlerini değil, dönemin ilmî tartışmalarını da yansıtması bakımından önem arz etmektedir. Çalışma, aynı zamanda İbnü’l-Kassâr’ın usûlî yaklaşımlarının Kâdî Abdülvehhâb (ö. 422/1031), Bâcî (ö. 474/1081), İbn Rüşd (ö. 520/1126) ve Karâfî (ö. 684/1285) gibi önde gelen Mâlikî âlimleri üzerindeki etkilerini de incelemektedir. Onun metodolojik katkıları, Mâlikî mezhebinin sonraki dönemlerde sistematikleşmesine ve usûl tartışmalarının derinlik kazanmasına zemin hazırlamıştır. Sonuç itibariyle İbnü’l-Kassâr’ın usûl anlayışı, rivâyet ile akıl arasındaki ilişkiyi yeniden konumlandıran ve deliller arası çatışmaları çözmeye yönelik usûlî önerileriyle, İslâm hukuk düşüncesinin gelişim seyrine kayda değer katkılar sunmuştur. Onun ilmî mirası, erken dönem Mâlikî usûlünden klasikleşmiş sistematik yapıya geçiş sürecinde önemli bir halka olarak değerlendirilmektedir.
The Prophet Muḥammad not only clarified the relationship between God and His servants in Islam, but also articulated numerous legal rules and practical directives that govern individuals’ rights and responsibilities within society. In addition, he provided explanations and guidance concerning the interpretation of the Divine Book (the Qurʾān) and providing guidance aimed at making human life livable. The epistemic status of these prophetic statements (ḥadīth/akhbār) has long been a subject of extensive debate within the disciplines of ḥadīth and uṣūl al-fiqh. This study examines the scholarly persona of the Mālikī jurist and legal theorist Ibn al-Qassār (d. 397/1006), the historical context in which he lived, and his contributions to the highly contested discussions on khabar and its epistemic value in Islamic legal theory. Raised in Baghdad-one of the intellectually vibrant centers of the Abbasid period-Ibn al-Qassār stands out as a prominent figure among the early Mālikī theorists. His scholarly work contributed not only to the internal development of the Mālikī school but also secured an influential position within the broader trajectory of Islamic legal theory. The study focuses particularly on Ibn al-Qassār’s conception of khabar. In this regard, his positions on the epistemic and practical value of mutawātir and āḥād reports, as well as his assessment of the place of khabar al-wāḥid vis-à-vis ʿamal ahl al-Madīna and qiyās, are analyzed in detail. The fact that his work was composed in the genre of khilāf literature is noteworthy, for it reflects not only his individual views but also the broader scholarly debates of his time. The study further investigates the impact of Ibn al-Qassār’s methodological approach on leading Mālikī authorities such as Qāḍī ʿAbd al-Wahhāb (d. 422/1031), al-Bājī (d. 474/1081), Ibn Rushd (d. 520/1126), and al-Qarāfī (d. 684/1285). His methodological contributions helped pave the way for the later systematization of the Mālikī school and enriched subsequent discussions in uṣūl al-fiqh. In conclusion, Ibn al-Qassār’s approach to reconciling transmitted reports, rational inquiry, and evidentiary conflicts constitutes a notable contribution to Islamic legal theory. His intellectual legacy represents a crucial link in the transition from early Mālikī legal theory to the more systematized classical tradition.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Hadis |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 18 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 12 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 7 |