One of the important structures in the history of Islamic thought is the sects that stand out with their ascribed views on specific issues across various Islamic disciplines, particularly in the fields of kalām, maqālāt, and firaq. This article introduces the "historical identity method" as a proposed framework for conducting a comprehensive study of such sects and their associated ideas. This approach aims to first identify the "group identity" of the sect under study, which encompasses its relationship with the religion, denomination, and geography to which it belongs, as well as the stances that form the foundation of the primary views found in the relevant literature. Following this, the method traces the elements that remained constant or changed over time, starting with the initial references to these views in specific works, thereby revealing the "opinion identity" of the sect's ideas and critiques. The historical identity method seeks to systematically analyze the historiography of sects within the broader history of Islamic thought, focusing on the scholars’ approaches to these sects across different periods, and identifying their potential sources. This is particularly useful when evaluating early period kalām from a sect-centric viewpoint. This paper applies this methodology to the Barāhima sect, which is known for its rejection of prophethood within Islamic thought and kalām literature. In this context, al-Bāqillānī stands out as one of the foremost mutakallim to address and elaborate on the criticisms raised by the Barāhima, who argued against the contingency of prophethood. al-Bāqillānī’s engagement with the Barāhima can be categorized into two distinct groups. The first group acknowledges only Adam or Abraham as prophets, while the second—upon whom al-Bāqillānī’s primary focus lies—rejects prophethood entirely. The Barāhima group, which rejects the contingency of prophethood, believes in a God endowed with wisdom, the essential nature (dhātī) of good and evil, and rational obligation (taklīf). This study traces the origins of this group identity through various literary genres, including history, geography, kalām, and maqālāt. In this context, reports such as those prepared by the Abbasid vizier Yahya al-Barmakī, as well as works by authors like Ibn Hurdāzbih, Ya‘qūbī, Ibn al-Rāwandī, al-Mas‘ūdī, and Maqdisī, were analyzed to uncover the potential sources of the Ash'arī mutakallim. Accordingly, although earlier texts referencing the prophecy-denying image of the Barāhima exist prior to Ibn al-Rāwandī, he is regarded as the primary figure who popularized this discourse. In al-Murūj al-dhahab, al-Mas‘ūdī notes that the Barāhima believed in the universe's temporal origination, affirmed the existence of a wise Creator, and considered the foundational figure Barhaman to possibly be the Prophet Adam. Furthermore, al-Maqdisī—a contemporary of al-Bāqillānī—echoes al-Bāqillānī’s position by asserting that moral values are intrinsic and that obligation (taklīf) arises solely from reason. The Barāhima advanced numerous arguments challenging the contingency of prophethood, based on the foundational positions outlined above. To ensure consistent reference throughout the article, each objection has been assigned a specific number and title and is presented in tabular form. This approach aims to systematically articulate the opinion identity of Barāhima views within the broader context of their rejection of prophethood. The criticisms related to the relationship between reason and revelation, which suggest that prophethood contradicts the conception of God as All-wise, as well as those questioning whether miracles are contingent and how they differ from other extraordinary events, existed prior to al-Bāqillānī. However, the two criticisms addressing the relationship between the eternal and the temporal were articulated exclusively by the Ash‘arite mutakallim. The six objections concerning the demonstration of prophethood through miracles, on the other hand, were not found before al-Bāqillānī but are also present in his contemporary Muʿtazilite theologian ʿAbd al-Jabbār's al-Mughnī. Based on this, it can be concluded that al-Bāqillānī and ʿAbd al-Jabbār were either influenced by each other or shared a common source. This article may be regarded as the first scholarly contribution in the literature to offer a distinct methodological framework for the study of Islamic heresiography, exemplified through a concrete case analysis. The historical identity method centers on tracing the emergence and evolution of a sect's group and opinion identity over time. The method’s emphasis on a particular scholar, text, sect, or discipline facilitates the identification of key sources shaping sectarian representations, thereby illuminating the interrelations between individuals, works, and theological traditions.
Kalām Islamic Heresiography Historical Identity Method Barāhima al-Bāqillānī The Contingency of Prophethood.
I would like to express my gratitude to the İlimler ve Sanatlar Merkezi (İSM) İhtisas Program for their contribution to the preparation of this study. I am also thankful to Asst. Prof. Güvenç Şensoy for reading the draft of the article and providing valuable comments and suggestions. Finally, I would like to thank the anonymous reviewers and the journal editors for their insightful feedback.
İslâm düşünce tarihinin önemli yapılarından biri, belirli konularda kendilerine atfedilen görüşlerle öne çıkan fırkalardır. Düşünce tarihinin bir parçası olarak bu fırkaların nasıl ele alınması gerektiği yöntemsel bir sorundur. Bu makale fırka araştırmaları için “tarihsel kimlik” yöntemini teklif etmektedir. Bu yöntem; incelenen fırkanın ait olduğu din, mezhep ve coğrafi bağlamı göz önünde bulundurarak bu topluluğun literatürde öne çıkan fikirlerinin dayandığı temel tavırları “grup kimliği” başlığıyla ele alır. İkinci kısım olan “görüş kimliği”nde ise söz konusu grup kimliğine nispet edilen fikirlerin ilk kez bahsedilen eserden başlayarak zaman içinde sabit kalan ve değişen unsurların kronolojik bir sırayla incelenmesini amaçlar. Tarihsel kimlik metodu, İslâm düşünce tarihinin bir parçası olarak fırka tarihyazımını sistematik bir biçimde incelemeyi, özellikle mütekaddim dönem kelâmını fırka odaklı bir perspektiften değerlendirerek farklı zaman dilimlerinde ulemânın fırkalara yaklaşımlarını anlamayı ve olası kaynaklarını tespit etmeyi hedeflemektedir. Bu makale söz konusu yöntemi kelâmî literatürde nübüvvetin imkânına yönelik eleştirilerin daimî öznesi Berâhime bağlamında örneklemektedir. Bu bağlamda, Berâhime’ye yöneltilen eleştirileri derli toplu biçimde ele alan kelamcılardan biri Bâkıllânî’dir. Dolayısıyla, Berâhime’nin grup ve görüş kimliğinin Bâkıllânî merkezli bir perspektifle incelenmesi uygundur. Bâkıllânî’nin Berâhime ile ilgili değerlendirmeleri iki ana grup üzerinden yürütülür: İlki sadece Hz. Âdem ya da Hz. İbrâhim’i peygamber olarak kabul edenlerdir; ikincisi ise nübüvveti bütünüyle reddeden gruptur ve Bâkıllânî’nin esas odağı bu ikinci gruptur. Nübüvvetin imkânını reddeden bu grup, hikmet sahibi bir Tanrı’ya, hüsün-kubhun zatîliğine ve aklî teklife inanmaktadır. Bu grup kimliğinin kökenleri tarih, coğrafya, kelâm ve makâlât gibi farklı literatürler üzerinden takip edilmiştir. Bu çerçevede Abbâsî veziri Yahyâ el-Bermekî’nin raporu ile İbn Hurdâzbih, Ya‘kūbî, İbnü’r-Râvendî, Mes‘ûdî ve Makdisî gibi yazarların eserleri, Eş‘arî kelâmcının muhtemel kaynaklarını açığa çıkarmak amacıyla incelenmiştir. Buna göre, Berâhime’nin peygamberlik karşıtı imajına dair atıflar İbnü’r-Ravendî’den önceki metinlerde de yer alsa da bu söylemi meşhur eden kişinin kendisi olduğu kabul edilmektedir. Mürûcu’z-zeheb adlı eserinde Mesʿûdî, Berâhime’nin âlemin hâdis olduğuna ve hikmet sahibi bir yaratıcıya inandıklarını, ayrıca Hint dünyasının kurucu figürü Berhemen’in Hz. Âdem olabileceğini ifade eder. Aynı şekilde, Bâkıllânî’nin çağdaşı olan Makdisî, Berâhime’nin ahlaki değerlerin zatîliğini ve yükümlülüğün yalnızca akıl yoluyla gerçekleştiğini savunduğunu belirterek Bâkıllânî’nin alımlamasını teyit eder. Berâhime, yukarıda belirtilen esaslara dayanarak peygamberliğin imkânsızlığı hakkında çeşitli argümanlar geliştirmiştir. Bu görüşlerin sistematik takibini sağlamak amacıyla her bir itiraza makalede numara ve başlık verilerek tablo hâlinde sunulmuştur. Bu yaklaşım, Berâhime’nin görüş kimliğini özellikle nübüvvet karşıtlığı çerçevesinde açık biçimde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Akıl-vahiy ilişkisi bağlamında nübüvvetin Tanrı’nın hikmet sahibi olduğu anlayışıyla çeliştiğini öne süren eleştirilerin yanı sıra mucizenin mümkün olup olmadığı ve diğer olağanüstü olaylardan farkının ne olduğunu sorgulayan eleştiriler Bâkıllânî’den önce de mevcuttur. Ancak kadim ile hâdis olan arasındaki ilişkiyi konu edinen iki itiraz yalnızca Eş‘arî kelamcı tarafından Berâhime’ye nispet edilmiştir. Öte yandan mucizenin nübüvvetin doğruluğuna delâletine ilişkin altı itiraz, Bâkıllânî’den önce bulunmamakla birlikte çağdaşı Mu‘tezilî kelâmcı Abdülcebbâr’ın el-Muğnî'sinde de mevcuttur. Buradan hareketle Bâkıllânî ve Abdülcebbâr’ın ya birbirlerinden etkilendikleri ya da ortak bir kaynağı paylaştıkları sonucuna varılabilir. Bu makale, fırka araştırmalarına yönelik özgün bir yöntem önerisi sunması ve bunu somut bir örnekle göstermesi bakımından literatürdeki ilk çalışma olarak değerlendirilebilir. Tarihsel kimlik yöntemi, bir mezhebin grup ve görüş kimliğinin nasıl oluştuğuna ve zaman içerisinde ne tür değişimlere uğradığına odaklanmaktadır. Bu yaklaşım, metinsel verileri tarihsel sıraya göre izleyerek analiz eder. Ayrıca yöntemin belirli bir âlimi, eseri, mezhebi ya da disiplini merkeze alması, bu unsurların fırka algısının şekillenmesindeki kaynaklarını tespit etmeyi mümkün kılar. Bu sayede kişiler, eserler ve mezhepler arasındaki bağlantılar daha kolay anlaşılır hâle gelir. Öte yandan görüş kimliği incelenirken, ilgili mezhebe atfedilen tüm fikirler değil, belirli görüşler esas alınır. Böylece fırkaya isnat edilen özel bir görüşün tarihî gelişimi ayrıntılı şekilde izlenebilir.
Kelâm Fırka araştırmaları Tarihsel Kimlik Yöntemi Berâhime Bâkıllânî Nübüvvetin İmkânı.
Bu çalışmayı hazırlamamda katkıda bulunan İlimler ve Sanatlar Merkezi (İSM) İhtisas Programına teşekkür ederim. Makalenin taslak halini okuyarak görüş ve önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Güvenç Şensoy’a, isimlerini bilmediğim hakemlere ve dergi editörlerine müteşekkirim.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Kelam |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 7 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 6 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 24 Sayı: 2 |
Hitit İlahiyat Dergisi Creative Commons Atıf 4.0 International License (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.