Since the early period of Islam, the Indian Subcontinent has served as a vibrant center for Qur’anic sciences. Despite the political upheavals of the 18th century, it preserved its scholarly tradition in cities such as Panīpat. This tradition produced prominent figures like Qāḍī Muḥammad Sanāʾullāh Panīpatī, whose roots trace back to ʿUthmān ibn ʿAffān and Abū Ayyūb al-Anṣārī, and who was educated by the greatest authorities of the era, notably his spiritual master Mīrzā Maẓhar Jān-i Jānān and Shāh Walīyyullāh al-Dihlawī. Sanāʾullāh Panīpatī’s multifaceted identity as a jurist, Sufi, and exegete has often been explored from partial perspectives in the existing scholarship. However, these segmented approaches risk overlooking the foundational element that unifies his exegetical method. While the literature generally acknowledges his deep familiarity with the science of Qur’anic recitations (qirā’āt), it has yet to adequately examine how he employed this science as a systematic and analytical exegetical tool that supports his legal, theological, and mystical interpretations, or the principled framework underpinning this approach. This study aims to fill that gap by reassessing Panīpatī’s contribution to the relationship between qirā’āt and tafsīr, highlighting the originality of his approach and reevaluating his place in the history of Qur’anic interpretation. To achieve this aim, the article adopts a textual analysis methodology centered on his magnum opus, al-Tafsīr al-Maẓharī, a work he completed over a period of approximately thirteen years. The analysis begins by tracing the intellectual biography of the author and situating him within the robust qirā’āt tradition in which he was trained. The main argument of the article is structured around the identification of three core principles that form the foundation of Panīpatī’s exegetical methodology, and the demonstration of their practical applications. According to the findings, the first principle is Panīpatī’s pragmatic binary classification of recitations: unlike the classical multi-layered gradations of authenticity, he considers all transmissions from the ten canonical reciters (al-Qurrāʾ al-ʿAsharah) to be mutawātir (mass-transmitted) and treats all others under the single category of shādh (anomalous). The second principle is his rejection of the preference (tarjīḥ) approach that privileges one reading over others; instead, he adopts a reconciliatory method (tawjīh) that justifies and harmonizes each variant. This principle frames the multiple readings not as contradictions or problems, but as complementary and divinely inspired dimensions that enrich the meaning of the Qur’anic text. The third principle lies in his epistemological hierarchy, wherein he treats mutawātir recitations as part of revelation and hence as sources of qaṭʿī (definitive) knowledge, while historical reports (akhbār) are evaluated as ẓannī (probabilistic) and interpreted in light of the recitations. Through this, he establishes a consistent epistemic order in which less-certain information is subordinated to higher-certainty sources. These three principles are illustrated through case studies in legal, theological, and mystical exegesis. The legal analysis shows how two variant readings of the ablution verse are reconciled using grammatical rules such as al-jarr ‘ala’l-jawār (governance by proximity) and corroborated by mutawātir Sunnah, revealing them not as contradictory but as complementary indicators of obligation (washing) and concession (wiping over footwear). In the theological case, an expression seemingly contradicting prophetic infallibility is interpreted through two readings that depict complementary internal (self-accountability) and external (rejection by the people) dimensions of the prophetic trial. The mystical analysis demonstrates how a phonetic variation (al-silm/al-salam) opens the way to a spiritual reading that integrates both the outward (sharīʿah) and inward (submission) dimensions of Islam. This study demonstrates that Sanāʾullāh Panīpatī did not treat the science of qirā’āt as a mere catalog of phonetic variants; rather, he transformed it into a dynamic and analytical tool that deepens meaning, reveals intertextual and semantic relationships, and expands interpretive possibilities within tafsīr. His distinctive methodology, most clearly exemplified in al-Tafsīr al-Maẓharī, thus offers more than a traditional commentary—it provides a living model of how the qirā’āt–tafsīr relationship can be made methodologically productive and systematically integrated.
Science of Qirā’āt Tawjīh of Qirā’āt Qirā’āt–Tafsīr Relationship Tafsīr Tafsīr Tradition of the Indian Subcontinent al-Tafsīr al-Mazharī Muhammad Sanā‘ullāh Pānīpatī.
This article is derived from the doctoral dissertation entitled “An Evaluation of Muḥammad Sanāʾullāh Pānīpatī’s al-Tafsīr al-Maẓharī from the Perspective of the Science of Qirāʾāt,” completed by Süleyman Aykut in 2025 at the Institute of Social Sciences, Akdeniz University, under the supervision of Assist. Prof. Dr. Eyüp Yaka.
No financial support was received for this study.
Hint Alt Kıtası, İslâm’ın erken dönemlerinden itibaren Kur’an ilimleri için canlı bir merkez olmuş ve 18. yüzyılın siyasi çalkantılarına rağmen Pânîpat gibi şehirlerde ilim geleneğini sürdürmüştür. Bu gelenek, kökleri Hz. Osman ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’ye dayanan; mürşidi Mirzâ Mazhar Cân-ı Cânân ile Şah Veliyyullah ed-Dihlevî başta olmak üzere devrin en büyük otoritelerinden eğitim almış olan Kâdî Muhammed Senâullah Pânîpatî gibi mümtaz şahsiyetler yetiştirmiştir. Senâullah Pânîpatî’nin bir kadı, mutasavvıf ve müfessir olarak çok yönlü kimliği eserleri üzerine yapılan çalışmalarda genellikle farklı açılardan ele alınmıştır. Ancak bu parçalı yaklaşımlar onun tefsirindeki temel birleştirici unsuru gözden kaçırma riski taşımaktadır. Mevcut literatür, onun kıraat ilmine vukufiyetini teslim etmekle birlikte bu ilmi fıkhî, kelâmî ve işârî yorumlarını temellendiren sistematik ve problem çözücü bir tefsir aracı olarak nasıl kullandığını ve bu yaklaşımın ardındaki ilkesel çerçeveyi yeterince analiz etmemiştir. Bu çalışma literatürdeki bu boşluğu doldurmayı ve Pânîpatî’nin kıraat-tefsir ilişkisine dair yaklaşımının özgünlüğünü ortaya koyarak onun tefsir tarihindeki yerini yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için makalede Pânîpatî’nin başyapıtı olan ve yaklaşık on üç yılda tamamladığı et-Tefsîru’l-Mazharî merkezli bir metin analizi yöntemi benimsenmiştir. Analiz müellifin entelektüel biyografisini ve içinde yetiştiği köklü kıraat geleneğindeki konumunu tespit ederek başlar. Makalenin ana argümanı Pânîpatî’nin metodolojisinin temelini oluşturan üç ana ilkenin tespiti ve bu ilkelerin pratik uygulamalarının gösterilmesi üzerinden geliştirilmiştir. Çalışmada ulaşılan bulgulara göre bu ilkelerden birincisi Pânîpatî’nin kıraatleri tasnif ederken klasik kaynaklardaki detaylı ve çok katmanlı sıhhat derecelendirmeleri yerine Kurrâ-i Aşere’nin (On İmam) rivayetlerinin tamamını sıhhatin en üst mertebesi olan “mütevâtir”, bunların dışında kalanları ise tek bir başlık altında “şâz” olarak niteleyen pragmatik ikili sistemidir. İkincisi mütevâtir kıraatler arasında birini diğerine üstün tutan tercih yaklaşımını reddedip bunun yerine her bir vechi gerekçelendirmeyi ve uzlaştırmayı (tevcîh) esas alan ilkesidir. Bu ilke farklı okuyuşları birer çelişki veya problem değil, Kur’an metninin anlam zenginliğini ortaya çıkaran ilahî kaynaklı ve tamamlayıcı unsurlar olarak görür. Üçüncüsü ise vahyin bir parçası olarak kabul ettiği mütevâtir kıraatleri kat‘î bilgi kaynağı sayması ve buna karşılık tarihsel rivayetleri (ahbâr) ise yalnızca bu kıraatlerin ışığında anlamlandırarak zannî bilgi düzeyinde değerlendirmesi; böylece bilgileri kesinlik derecelerine göre tasnif eden ve zannî olanı kat‘î olana tâbi kılan tutarlı bir epistemolojik hiyerarşi kurmuş olmasıdır. Bu ilkelerin fıkhî, kelâmî ve işârî tefsir alanlarındaki problem çözücü işlevi üç temel vaka analiziyle somutlaştırılmıştır. Fıkhî analizde abdest ayetindeki iki farklı kıraatin “el-Cerru ale’l-Civâr” (komşuluktan dolayı cer) gibi nahiv kaideleri ve mütevâtir sünnetle birleştirilerek birbiriyle çelişmediği, aksine birinin asıl hükmü (yıkama), diğerinin ise ruhsat durumunu (mest üzerine mesh) işaret eden deliller olduğu ortaya konmuştur. Kelâmî analizde peygamberlerin ismet sıfatıyla çelişir görünen bir ifadenin iki okunuşunun aslında peygamberlerin imtihanının iç (nefsî muhasebe) ve dış (kavimleri tarafından inkâr) boyutlarını betimleyen birbirini tamamlayıcı iki farklı anlam katmanı sunduğu kanıtlanmıştır. İşârî analizde ise lafzî bir farklılığın (es-silm/es-selem) İslâm’ın zâhir (şeriat) ve bâtın (teslimiyet) bütünlüğüne işaret eden derin bir manevî yoruma nasıl kapı araladığı gösterilmiştir. Bu çalışma Senâullah Pânîpatî’nin kıraat ilmini yalnızca lafzî farklılıkları aktaran bir unsur olarak değerlendirmediğini, onu tefsirde anlamı derinleştiren, metinler arası bağlantıları ve anlamsal ilişkileri açığa çıkaran, dilsel imkânları genişleten dinamik ve analitik bir araca dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır. Onun bu özgün metodolojisinin en somut örneği olan et-Tefsîru’l-Mazharî, bu yönüyle sadece bir tefsir değil kıraat-tefsir ilişkisinin nasıl üretken ve sistematik bir zeminde inşa edilebileceğinin de yaşayan bir örneğidir.
Kıraat İlmi Kıraat Tevcîhi Kıraat-Tefsir İlişkisi Tefsir Hint Alt Kıtası Tefsir İlim Geleneği et-Tefsîru’l-Mazharî Muhammed Senâullah Pânîpatî.
Bu makale, Süleyman Aykut’un, Dr. Öğr. Üyesi Eyüp Yaka danışmanlığında Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 2025 yılında tamamladığı “Muhammed Senâullah Pânîpatî’nin et-Tefsîru’l-Mazharî İsimli Eserinin Kıraat İlmi Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı doktora tezinden üretilmiştir.
Bu çalışma için finansal destek alınmamıştır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Kuran-ı Kerim Okuma ve Kıraat, Tefsir |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 12 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 27 Ekim 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 24 Sayı: 2 |
Hitit İlahiyat Dergisi Creative Commons Atıf 4.0 International License (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.