Although the Islamization process of the Turks is generally explained with factors such as forced Islamization following conquest attempts, political pressures, migration movements, and voluntary conversion due to religious similarities, this research highlights the role of peaceful commercial relations in the adoption of Islam by the Turks. The Turks first encountered Islam through trade. Especially those living in cities along the Silk Road and the Spice Route, frequently developed relationships and partnerships with Arab, Persian and Chinese merchants. These interactions were not only limited to commerce but also opened the door to significant religious, cultural and social exchanges. During these interactions, the honest, fair, moral and trustworthy conduct of Muslim merchants increased the Turks' interest in Islam.
This topic has largely remained in the background of academic discussions, appearing only in a limited number of articles or a few paragraphs in some books. However, existing studies either focusing on a Turkic tribe or mention the role of trade only superficially, without providing concrete examples.
What distinguishes this article from previous studies is its systematic approach: it presents clear examples of the practices of Muslim merchants contributed to the spread of Islam and how economic activities paved the way for religious conversion. The study fills a gap by filling the gap in a holistic framework with multi-scale case studies from the provinces of Turkestan, where the element of honesty and trust, which is the moral capital of the traders, makes religion and culture a center of attraction. The research uses a qualitative historical analysis method, applies thematic coding to explore the possibilities of religious interaction, and incorporates comparative case analysis to examine both individual and mass conversion patterns.
Commercial relations were significant not only as avenues for economic gain but also as platforms for socialization, knowledge exchange, technical development and cultural transfer among people of different religions and cultures, acting as representatives of the developed Islamic civilization, Muslim merchants carried their beliefs along with the goods they transported and promoted Islam through their exemplary lives and moral conduct. In this context, the conversion stories of individuals such as Mânâhiye and Erzekian provide concrete examples of how individual Islamization occured. Similarly, the trade and proselytizing expeditions organized by Uthman b. Abu'l-'As and his brothers to the Indian coast during the caliphate of Umar illustrate that spreading religion during commercial interactions was notan individual initiative but a characteristic feature of Islamic society at the time. Even when wars continued between societies, the sense of security and partial peace provided by trade reduced political and military conflict and enabled Islam to advance more easily across Asia. During this period, the power of Islam was represented not by the sword, but by wise words, good morals and Islamic teachings that became the popular culture of the era.
The fact that the Umayyad governors’ efforts such as visiting markets to observe public sentiment, providing financial assistance to those who came to the mosque, and creating spaces for social interaction that facilitated intermarriage between Turks and Arabs through settlement policies, demonstrate their intention to spread İslam through voluntary rather than coercive means. They also prepared the ground for mass conversions by encouraging tribal leaders to convert to Islam in order to take advantage of the influence of Turkish tribe leaders on society. As a result, prominent Turkish groups such as the Tarhan family converted to Islam from an early period and paved the way for the conversion of their descendants. During the Abbasid period, the Turkish-Arab conflict that ended with the Battle of Talas was replaced by peace and alliances. Just as Islam spread rapidly during the peaceful period initiated by the Treaty of Hudaybiyya, Turkish tribes also adopted Islam in large numbers during this era. In this context, the Idyll Bulgars, who had no territorial borders with the Arabs and adopted Islam without any political or military contact with them, is the most obvious example of trade carrying religion and culture.
The research concludes that merchants, by carrying Islamic beliefs, values, and practices alongside their trade goods, inspired trust in their counterparts and increased sympathy toward Islam. It also finds that they facilitated the Islamization of the communities they encountered in social gathering points such as mosques, ribāts (fortified hospices/centers), and caravanserais.
Islamic History Islamization Trade Muslim Merchants Cultural Interaction Conversion
The preparation of this study adhered to recognized scientific and ethical standards, and all sources drawn upon have been duly cited in the bibliography.
Türklerin İslâmlaşma süreci genellikle fetih girişimleri neticesinde zorla İslamlaştırılma, siyasî baskılar, göç hareketleri, dinî benzerlikler nedeniyle bir zorlama olmaksızın gönülden din değişikliği gibi gerekçelerle izah edilmeye gayret edilse de bu araştırma barışçıl yöntemler kullanan ticarî münasebetlerin İslâm’ın Türkler tarafından benimsenme sürecindeki rolünü ortaya koymaktadır. Zira Türklerin İslâmla ilk karşılaşmaları ticarî ilişkiler vesilesiyle gerçekleşmiştir. Özellikle İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerindeki şehirlerde yaşayan Türkler, Arap, Fars ve Çin tüccarlarıyla sıklıkla ilişki ve ortaklıklar kurmuşlardır. Bu münasebetler yalnızca alışverişle sınırlı kalmayıp dinî, kültürel ve sosyal anlamda ciddî etkileşimlere kapı aralamıştır. Bu esnada Müslüman tüccarların dürüst, adil, ahlaklı ve güvenilir davranışları, Türklerin İslâm dinine ilgilerini artırmıştır. Bu konu akademik tartışmalarda çoğunlukla geri planda kalmış yalnızca sınırlı sayıda makale ile ya da bazı kitaplarda birkaç paragraf olarak işlenmiştir. Ancak söz konusu makaleler ya bir Türk boyu ile sınırlı kalmış ya da ticaretin rolüne somut örneklere yer verilmeden üstünkörü değinilmiştir.
Makaleyi diğerlerinden ayıran husus tüccarların İslâm’ın yayılması konusundaki pratiklerine ve ekonomik aktivitelerin dinî dönüşüm sürecine zemin hazırlamasına dair net örnekler sunarak vakıayı sistematik bir şekilde ortaya koyma çabasıdır. Çalışma, ticaret erbabının ahlaki sermayesi konumundaki dürüstlük ve güven unsurunun din ve kültürü cazibe merkezi haline getirmesini Türkistan illerinden çok ölçekli vaka analizleriyle bütüncül bir çerçevede ele almak suretiyle bir boşluğu doldurmaktadır. Araştırmada nitel tarihsel analiz yöntemi kullanılmış, dinî etkileşim imkânları üzerinde tematik kodlama yapılmış ve karşılaştırmalı vaka yöntemiyle de bireysel ve kitlesel din değiştirme örüntülerine yer verilmiştir.
Ticarî ilişkiler sadece ekonomik anlamda kazanç kapısı olarak değil farklı din ve kültürlere mensup kimselerin sosyalleşmesi, bilgi alışverişi, teknik gelişme ve kültür transferi bakımından da büyük önem taşımıştır. Gelişmiş İslâm kültürünün temsilcisi olarak hareket eden Müslüman tüccarlar, taşıdıkları mamullerle birlikte inançlarını da götürmüşler, ulaşabildikleri toplumlar arasında örnek yaşamları ve ahlakî tavırlarıyla İslamiyet’i de tanıtmışlardır. Bu bağlamda Mânâhiye ve Erzekyan gibi şahısların Müslüman olma hikayeleri, bireysel olarak başlayan İslâmlaşmanın nasıl gerçekleştiğine dair müşahhas örneklerdir. Yine Hz. Ömer devrinde yaşamış olan Osman b. Ebu’l-Âs ve kardeşlerinin Hint sahillerine tertip ettiği ticaret ve tebliğ seferleri de alışveriş esnasında dini yayma fikrinin bireysel bir çabadan ziyade İslâm toplumunun genel bir karakteri olduğu izlenimini yansıtmaktadır. Toplumlar arasında savaşlar devam etse bile ticaretin sağladığı emniyet hissi ve kısmi barış durumu, siyasî ve askerî mücadelenin azalmasına ve İslâm’ın Asya topraklarında daha rahat ilerlemesine imkân tanımıştır. Bu esnada İslâm’ın gücünü kılıç değil; hikmetli sözler, güzel ahlak ve dönemin popüler kültürü haline gelen İslâm öğretileri temsil etmiştir.
Emevî valilerinin pazarlarda dolaşıp halkın nabzını tutmaları, mescide gelenlere maddi yardımlar sunmaları, iskân çalışmaları ile Türklerle Araplar arasında evliliklerin önünü açan sosyal etkileşim ortamı tesis etmeleri, dinlerini kılıçla değil gönüllülük esasına dayalı yöntemlerle yayma çabasının göstergesidir. Ayrıca onlar, Türk boy liderlerinin toplum üzerindeki etkisinden istifade etmek maksadıyla aşiret beylerini İslâm’a girmeye teşvik ederek kitlesel ihtidalara da zemin hazırlamışlardır. Böylece Tarhan ailesi gibi önde gelen Türk grupları erken dönemden itibaren Müslüman olmuş ve soydaşlarının din değişimine de önayak olmuşlardır. Abbâsîler döneminde Talas Savaşı ile sona eren Türk-Arap çatışması yerini barış ve ittifaka bırakmıştır. Tıpkı Hudeybiye anlaşmasıyla elde edilen barış ortamında İslâm’ın hızlı yayılması gibi bu dönemde de Türk boyları kalabalık gruplar halinde İslâm’ı tercih etmişlerdir. Bu bağlamda Araplarla toprak sınırı bulunmayan ve onlarla herhangi bir şekilde siyasi ve askeri temas kurmaksızın İslâm’ı benimseyen İdil Bulgarları, ticaretin din ve kültür taşıması konusundaki en bariz örnektir.
Araştırma sonucunda tüccarların ticaret mallarıyla beraber İslâmî inanç, değer ve pratikleri de taşıyıp muhataplarına verdikleri güvenle dinlerine olan sempatiyi artırdıkları, cami, ribât ve kervansaray gibi toplumsal buluşma noktalarında etkileşime girdikleri kesimlerin İslamlaşmasına aracılık ettikleri tespit edilmiştir.
İslâm Tarihi İslâmlaşma Ticaret Müslüman Tüccarlar Kültürel Etkileşim Din Değiştirme.
Bu çalışmanın hazırlanma sürecinde bilimsel ve etik ilkelere uyulduğu ve yararlanılan tüm çalışmaların kaynakçada belirtildiği beyan olunur.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | İslam Tarihi |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 18 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 25 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 24 Sayı: 2 |
Hitit İlahiyat Dergisi Creative Commons Atıf 4.0 International License (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.