Bu makale, Osmanlı İmparatorluğu’nun hac idaresine dair kritik ancak çoğunlukla göz ardı edilmiş bir dönemi incelemektedir: 1700 ve 1701 yıllarında Şam hac kervanına yönelik Bedevi saldırıları ve Osmanlı devletinin bu krizlere 1702 yılında verdiği kurumsal tepki. Bu gelişmeler, Osmanlı merkezî otoritesinin İslam’ın en kutsal vecibelerinden biri olan hac ibadetinin güvenliğini sağlayarak hem dinî hem de siyasi meşruiyetini koruma çabasını açıkça gözler önüne sermektedir. Ḥādimü’l-Ḥaremeyn (İki Harem’in Hizmetkârı) unvanını taşıyan Osmanlı sultanları, hac organizasyonunu düzenlemeyi ve hac yolunun güvenliğini temin etmeyi hem ilahi bir görev hem de imparatorluk siyasetinin vazgeçilmez bir unsuru olarak değerlendirmişlerdir. On altıncı yüzyıla gelindiğinde, hac yolları resmî olarak iki ana güzergâh üzerinden işlemekteydi: Kahire ve Şam. Bu kervanlar, emîrü’l-ḥacc unvanını taşıyan yetkili bir kişi tarafından yönetiliyor ve Osmanlı askerî birlikleri tarafından korunuyordu. Ancak Şam ile Medine arasında uzanan uzun ve çetin çöl yolu, özellikle yarı-göçebe Bedevi aşiretlerin faaliyetleri nedeniyle sürekli tehdit altındaydı. Osmanlı kaynaklarında eşkıyâ-yı urban olarak anılan bu aşiretler, geleneksel olarak kervanlara güvenli geçiş ve lojistik destek sağlamak karşılığında Urban surresi adıyla belirli ödemeler almaktaydılar. Bu ödemelerin gecikmesi ya da siyasal anlaşmazlıklar gibi durumlar, çoğu zaman şiddetli saldırılara yol açmaktaydı. 1700 yılında, Aneze ve Beni Sahr kabileleri, beklenen surre ödemelerinin yapılmaması ve Mekke Şerifi tarafından haksızlığa uğradıklarını iddia ederek Şam hac kervanına saldırmış, binlerce hacı hayatını kaybetmiştir. 1701 yılında ise başka Bedevi gruplarının düzenlediği ikinci bir saldırı, çok daha yıkıcı olmuştur. İstanbul’a gönderilen raporlarda ölü sayısının 30.000’e ulaştığı ileri sürülmektedir. Bu ardışık facialar, Osmanlı merkezini derinden sarsmış; yalnızca hacıların güvenliğini sağlayamama riski değil, aynı zamanda Halife sıfatını taşıyan Osmanlı padişahının İslam’ın kutsal mekânlarını koruyamadığı yönünde oluşacak imaj kaybı da büyük endişe yaratmıştır. Bu süreçte, art arda hac emîrliği görevini üstlenen Mehmed Paşa ve Hasan Paşa’nın başarısızlıkları şiddetle eleştirilmiştir. Özellikle 1701 kervanındaki kayıplardan sorumlu tutulan Hasan Paşa, kamuoyunda “Hacıkırdıran” lakabıyla anılmış, görevinden azledilerek sürgüne gönderilmiştir. Osmanlı Devleti, 1702 yılında bu krizlere karşı kapsamlı bir kurumsal reform süreci başlatmıştır. Tecrübeli bir eyalet valisi olan Arslan Mehmed Paşa hem Şam valiliğine hem de hac emîrliğine atanarak, komuta birliğini sağlamak ve koordinasyonu güçlendirmek amacıyla çift yetkiyle donatılmıştır. Askerî kapasite önemli ölçüde artırılmış; taşra askerleri ile yerel milislerin sayısı yükseltilmiştir. Lojistik alanda da düzenlemelere gidilmiş; deve, yiyecek ve su temini artırılmış, askerî disipline dair ayrıntılı yönergeler yayımlanmıştır. En dikkat çekici idarî değişikliklerden biri, Urban surresinin dağıtımı yetkisinin Mekke Şerifi’nden alınarak doğrudan hac emîrine verilmesidir. Bu adım, ödeme gecikmeleri ve yanlış anlaşılmalar nedeniyle aşiretlerle yaşanan gerginlikleri önlemeyi hedeflemiştir. Ayrıca Aneze ve Beni Sahr gibi saldırgan aşiretlere yönelik ambargo uygulanmış, bu aşiretlerle tahıl ve temel ihtiyaç maddelerinin ticareti yasaklanmıştır. Bazı aşiret reislerine karşı askerî misillemelere izin verilerek Osmanlı’nın kararlılığı gösterilmek istenmiştir. Bu çalışma, 1700–1702 hac krizinin siyasî ve askerî bağlamını yeniden inşa edebilmek amacıyla, mühimme defterleri, münşeat mecmuaları, Nusretnâme gibi kronikler ve gözlemci tanıklıkları gibi çok sayıda birincil kaynağa dayanmaktadır. 1702’de gerçekleştirilen reformların yalnızca askerî bir tepki değil, aynı zamanda Osmanlı’nın taşra idaresini yeniden yapılandırmaya yönelik bilinçli bir strateji olduğunu savunmaktadır. Her ne kadar ilerleyen yıllarda hac kervanlarına yönelik saldırılar tamamen sona ermese de 1702’de uygulamaya konulan tedbirler sonraki dönemlerde hac güvenliği için bir model teşkil etmiştir. Bu vaka, erken modern İslam dünyasında hac, aşiret diplomasisi ve imparatorluk egemenliği arasındaki karmaşık ilişkileri anlamak açısından da önemli bir örnek sunmaktadır.
Osmanlı Tarihi Hac Şam Hac Kafilesi Bedevi Arap Kabileleri Urban Surre
This article investigates a pivotal yet often neglected episode in the Ottoman Empire’s pilgrimage administration: the Bedouin attacks on the Damascus hajj caravan in 1700 and 1701, and the state’s institutional response in 1702. These events illustrate how the Ottoman central authority sought to preserve its religious and political legitimacy by ensuring the security of the hajj, one of Islam’s most sacred rituals. Holding the title of Ḥādimü’l-Ḥaremeyn (Servant of the Two Holy Sanctuaries), Ottoman sultans regarded the protection and regulation of the hajj as both a divine duty and an imperial necessity. By the sixteenth century, two major pilgrimage routes were formalized: one through Cairo and the other through Damascus. These caravans were led by an amir al-hajj (commander of the pilgrimage) and protected by imperial troops. However, the long and vulnerable desert passage between Damascus and Medina remained a constant threat due to the activities of semi-nomadic Bedouin tribes, known in Ottoman sources as eşkıyâ-yı Urban (Urban bandits). These tribes traditionally received payments—known as the Urban surresi—in exchange for safe passage and logistical support. Any disruption in these arrangements, whether due to delayed payments or political conflicts, often led to violence. This occurred in 1700, when the Anazeh and Beni Sahr tribes attacked the Damascus caravan after being denied their expected surre and allegedly mistreated by the Sharif of Mecca. Hundreds of pilgrims were killed. The following year, a second attack by other Bedouin groups proved even more catastrophic; reports submitted to the Sultan suggested that as many as 30,000 pilgrims perished. These twin calamities deeply alarmed the imperial government, undermining both its capacity to protect Muslim pilgrims and its image as guardian of Islam’s holiest sites. The failures of Mehmed Pasha and Hasan Pasha—successive amirs of the hajj—were harshly criticized. Hasan Pasha, remembered as Hacıkırdıran (the one who caused the death of pilgrims), was dismissed and exiled. In response, the Ottoman state implemented a comprehensive institutional overhaul in 1702. Arslan Mehmed Pasha, an experienced provincial governor, was appointed both as governor of Damascus and amir al-hajj a dual mandate aimed at unifying command and improving coordination. Troop numbers were significantly increased, including the deployment of more provincial soldiers and local militias. Logistical improvements were introduced: additional camels, food, and water supplies were arranged, and detailed protocols on military discipline were issued. A key administrative reform involved transferring the authority to distribute Urban surre from the Sharif of Mecca to the amir al-hajj aiming to eliminate miscommunication and tribal resentment over missed payments. Furthermore, an embargo was imposed on hostile tribes such as the Aneze and Beni Sahr, prohibiting trade in grain and essential goods, while limited military retaliation was authorized to demonstrate imperial resolve. Drawing on a wide range of primary sources—imperial registers (mühimme defterleri), official correspondence in münşeat mecmuaları, chronicles such as the Nusretnâme, and eyewitness accounts—this study reconstruct the political and military context of the 1700–1702 hajj crises. It argues that the 1702 reforms represent not merely a military reaction but also a deliberate strategy to reclaim imperial authority. Ultimately, this episode reveals how the Ottoman Empire adapted its provincial governance structures in times of crisis. Though attacks on pilgrims persisted in later years, the measures implemented in 1702 became a model for subsequent hajj security policies. This case highlights the complex entanglement of pilgrimage, tribal diplomacy, and imperial sovereignty in the early modern Islamic world.
History of Ottoman Empire Hajj Damascus Hajj Caravan Bedouin Arab Tribes Urban Surre
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | İslam Tarihi |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 5 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 6 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 24 Sayı: 2 |
Hitit İlahiyat Dergisi Creative Commons Atıf 4.0 International License (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.