Literary text commentaries include annotations of literary works both on prose and verse. One of the most frequently translated and annotated Sufis in our literature is Mevlānā Jelāl al-Din Rūmī (d. 1273). The final section of Rūmī’s Dīvān-ı Kebīr, in which he compiled his poems is devoted to rubāīs/quatrains. Rubāī is a special four-line form of divan poetry, characterized by its unique meter and rhyme scheme, found in Arabic, Turkish, Persian, and Urdu literary fields. It contains themes related to love, existence, and life from a philosophical perspective. Because of these features, rubāī was also favored by Sufi poets. Mevlānā Jelāl al-Din is one of the prominent representatives of quatrains in Anatolia. In his rubāīs he put in four lines the subjects like divine love, man and the journey that leads him to perfection which discussed in lengthy and detailed manner in the Mathnawi. His quatrains have been translated in Turkish numeriously, but the commentaries on these profoundly meaningful poems have been limited to one or two isolated examples. Poet and writer from Kastamonu, Sofuzade Mehmet Tevfik Efendi (1874-1960) wrote a commentary on 101 of Rūmī’s quatrains in his work Rubāʿiyyāt-ı Mevlānā in the first half of the 20th century. With this form, the work has the quality of being the most comprehensive Turkish Sufi commentary on Rūmī’s rubāīs. This book is mentioned by the literary sources as a work which location is unknown. We found an incomplete manuscript of this work, containing the last part, in the private archive of Mustafa Gezici (an educator from Kastamonu). This article deals with the mentioned copy, not been discussed in an academic study before. We decided to scrutinize on this subject because it would be contributed to revealing the meaning of the language in Rūmī's poem which contains multi-layered semantic structure. Especially in such poems in which Sufi discourse/philosophy is prevalent, commentaries serve as a conceptual guide. The aforementioned incomplete manuscript has not an introduction/mukaddime and a “ferağ kaydı”/ accomplishment date at the end of the book. So, firstly confirming the work with biographical sources was discussed. The copy starts from page 384 and ends on page 397, It has commentaries on three quatrains, 99, 100 and 101. It coincides with the characteristics such as rubāī and page numbers conveyed by İbnülemin Mahmut Kemal İnal’s Son Asır Türk Şairleri, one of the most important biographical sources. The manuscript's handwriting style was compared with Sofuzade's other handwritten works. As a result, a high rate of similarity between the texts in terms of criteria such as font type, preferred forms of letters, word spacing, and line height are observed. When Sofuzade’s style in this manuscript is compared to his other articles published in newspapers and magazines, the similarity via formal and structural features such as style of expression, word choice and arrangement is striking. In this text, Sofuzâde follows the meaning-focused commentary method frequently used in the explanation of Sufi works. He constructs his commentary based on comprehensing of the nuances contained in the rubāīs, avoiding details of grammatical rules and word structure. He illustrates the topics with such elements verse quotations from Kur’an, prophetic stories, allegories, narrations, legends, and aphorisms. Furthermore, commentator enriches the text by selecting couplets from Sufi poets. All the rubāīs in the commentary are ryhemed with the letter "r/ﺮ". In the 99th annotaition, it is explained that the manifestations of God Almighty, the absolute beauty, can only be observed in things through a positive gaze. It is pointed out that for those who witness the manifestations of this absolute beauty and are acquainted with the lights of truth, the sun and moon that illuminate our world would become dim glimmers. The 100th commentary of quatrain discusses the method of breaking the power of the self and disciplining it. It admonishes human not to waste his life pursuing the self/nefs like chasing after food, drink, and other worldly pleasures striving to make money. The importance of resisting the desires of the self, consciously, preoccupying it with good deeds such as worship and obedience, and never leaving it idle is emphasized. 101st quatrain, it is reminded that man does not come to this world equipped with material things and explained that it would be good to organize his life accordingly and when the time of leaving comes to be free from the material and spiritual ties of this world.
Turkish Islamic Literature Turkish Classical Poetry Mevlana Jelal al-Din Rumi Sofuzade Mehmet Tevfik Rubaiyyat-ı Mevlana Commentary
Edebî metin şerhleri mensur eserlerle birlikte manzum eserlerin şerhlerini de ihtiva eder. Edebiyatımızda şiirleri en çok tercüme ve şerh edilen mutasavvıflardan biri Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’dir (ö.1273). Rûmî’nin şiirlerini tedvin ettiği Dîvân-ı Kebîr’inin son kısmı rubâîlere ayrılmıştır. Rubâî Arap, Türk, İran ve Urdu edebî sahalarında görülen kendine has vezni ve kafiye düzeni ile özellikle aşka, varoluşa, hayata dair konuları felsefi bir bakışla işleyen, divan şiirinin dört mısradan oluşan özel bir formudur. Rubâî bu özellikleri nedeniyle mutasavvıf şairler tarafından sıkça tercih edilmiştir. Mevlânâ Celâleddîn, rubâînin Anadolu’daki güçlü temsilcilerinden biridir. O, Mesnevî’de uzun ve ayrıntılı bir biçimde ele aldığı konuları, ilâhi aşkı, insanı ve onu kemȃle götüren yolculuğu, rubâîlerinde dört mısra içine derc etmiştir. Rûmî’nin rubâîleri pek çok kez tercüme edilmiş fakat bu derin anlamlı şiirlerin üzerine yapılan şerhler bir iki münferid örnekle sınırlı kalmıştır. Kastamonulu şair ve yazar Sofuzâde Mehmet Tevfik Efendi (1874-1960), 20. yüzyılın ilk yarısında Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin rubâîlerinden 101 tanesini Rubāʿiyyāt-ı Mevlānā adlı eserinde şerh eder. Bu haliyle eser, Mevlânâ rubâîlerinin en geniş kapsamlı Türkçe tasavvufi şerhi olma niteliğini haizdir. Kaynakların bahsettiği fakat nerede olduğu bilinmeyen bu eserin son bölümünü içeren eksik bir nüshasına Kastamonulu eğitimci Mustafa Gezici’nin özel arşivinde rastladık. Bu makalede daha önce akademik bir çalışmada ele alınmayan bahsi geçen nüsha konu edinilmektedir. Sofuzâde’nin bu şerhinin Mevlânâ’nın şiirinde kullandığı dilin çok katmanlı anlam örgüsü altında gizlenen mananın açığa çıkarılmasına katkı sağlayacağı, bilhassa sûfî söylemin/felsefenin yoğunlukta olduğu böylesi şiirlerin kavramsal bir rehber niteliği taşıyacağı göz önüne alınarak eser üzerinde araştımaya yoğunlaşılmıştır. Nüshada mukaddime bölümü ve ferağ kaydı yer almaz. Dolayısıyla eserin yazarına, hangi sebeple kaleme alındığına ya da hangi tarihte yazıldığına dair doğrudan bir bilgiye rastlanmaz. Bu nedenle öncelikle eserin biyografik kaynaklarla teyidi meselesi ele alınmıştır. 384. sayfadan başlayan ve 397. sayfada son bulan nüshada 99, 100 ve 101. şeklinde üç rubâînin şerhi yer almaktadır. Bu şekliyle, rubâî ve sayfa sayısı açısından, önemli kaynaklardan biri olan İbnülemin Mahmut Kemal İnal’ın, Son Asır Türk Şairleri’nde Rubāʿiyyāt-ı Mevlānā’yı tanıtırken aktardığı niteliklerle örtüştüğü görülür. Nüshanın yazı şekli Mehmet Tevfik Efendi’nin el yazısıyla kaleme aldığı diğer eserleri ile karşılaştırılmıştır. Sonuçta yazı şekli, harflerin tercih edilen biçimleri, kelime aralıkları, satırların yüksekliği gibi kriterler açısından yazılar arasında ciddi bir benzerlik görülmektedir. Mehmet Tevfik Efendi’nin bu nüshadaki üslubu gazete ve dergilerde neşredilmiş diğer yazılarıyla kıyaslandığında ifade tarzı, sözcük seçimi ve dizilimi gibi şekilsel ve yapısal özellikler bakımından izlenen yakınlık dikkat çekicidir. Sofuzâde bu metinde tasavvufi eserlerin açıklanmasında sıklıkla tercih edilen anlam odaklı şerh metodunu takip eder. Dil bilgisi kurallarına ve kelimelerin yapısal özelliklerine dair ayrıntılardan kaçınarak rubâîlerin ihtiva ettiği nüktelerin kavranmasını esas alan bir anlayışla şerhini inşa eder. Ayet iktibasları; peygamber kıssaları, telmihler, rivayet, menkıbe ve vecize gibi öğelerle konuları misallendirir. Ayrıca şârih hususen mutasavvıf şairlerden seçtiği beyitlerle şerhini genişleterek zenginleştirir. Şerhe konu tüm rubâîler “r/ﺮ” harfiyle mukaffa/müreddeftir. Şerhi yapılan 99. rubâîde hüsn-i mutlak olan Cenȃb-ı Hakk’ın tecellilerinin eşyada müşahadesinin ancak hüsn-i nazarla mümkün olabileceği anlatılmaktadır. Hüsn-i mutlakın tecelliyatını müşahede edenler, hakikat nurlarına aşina olanlar için dünyamızı aydınlatan güneş ve ayın sönük birer ziyâ mahiyetini alacağına işaret edilir. 100. rubâînin şerhinde nefsin gücünü kırmanın, onu terbiye etmenin yönteminden bahsedilir. Nefsin peşinden gidilmemesi, yeme, içme ve diğer dünyevî zevklerin ardından koşturup para kazanmak gailesiyle ömrün tüketilmemesi tembihlenir. Şuurlu bir biçimde nefsin isteklerine karşı konularak onu ibadet ve taat gibi hayırlı işlerle meşgul etmenin ve asla boş bırakmamak gerektiğinin önemi vurgulanır. 101. rubâînin şerhinde insanın bu dünyaya maddiyatla mücehhez olarak gelmediği hatırlatılarak yaşamını ona göre tertip etmesinin, bu dünyadan ayrılık vakti geldiğinde elinin ve gönlünün boş olmasının yani maddi ve manevi yönleri ile bu dünyaya ait bağlardan kurtulmuş olmasının güzel olacağı izah edilmiştir.
Türk İslam Edebiyatı Klasik Türk Şiiri Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Sofuzȃde Mehmet Tevfik Rubāʿiyyāt-ı Mevlānā Şerh
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Türk İslam Edebiyatı |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 5 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 10 Ekim 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 24 Sayı: 2 |
Hitit İlahiyat Dergisi Creative Commons Atıf 4.0 International License (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.