Dinî Başa Çıkma ve Algılanan Sosyal Desteğin Belirsizliğe Tahammülsüzlüğü Yordayıcı Rolü
Öz
Günümüz toplumlarında bireyler; ekonomik, akademik, sosyal ve sağlık gibi pek çok alanda belirsizliklerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu belirsizlikler, yaşamın farklı alanlarında öngörülebilirliği azaltmakta ve bireylerin psikolojik uyum süreçlerini zorlaştırmaktadır. Belirsizlik karşısında bireylerin geliştirdikleri bilişsel değerlendirme biçimleri, duygusal tepkileri ve başa çıkma yöntemleri, psikolojik işlevselliğin anlaşılmasında kritik bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda özellikle belirsizliğe tahammülsüzlük, bireyin belirsiz durumları tehdit olarak algılama eğilimini yansıtan temel bir bilişsel-duygusal yapı olarak öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda araştırma, belirsizliğe tahammülsüzlük, dinî başa çıkma ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu, 18 yaş ve üzeri olan ve son dönemde çeşitli alanlarda belirsizlik yaşantıları deneyimlediğini ifade eden toplam 409 yetişkin katılımcı (255 kadın, 154 erkek) oluşturmaktadır. Katılımcılar kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Dinî Başa Çıkma Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinden önce eksik veri, uç değerler ve normallik varsayımları incelenmiş; çoklu doğrusal bağlantı ve otokorelasyon problemlerinin bulunmadığı belirlenmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik çoklu doğrusal regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın temel analitik modelinde belirsizliğe tahammülsüzlüğü yordayan faktörleri belirlemek amacıyla üç aşamalı hiyerarşik regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda modele birinci aşamada demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim), ikinci aşamada bireyin anlamlandırma süreçlerini temsil eden olumlu ve olumsuz dinî başa çıkma yöntemleri, üçüncü aşamada ise algılanan sosyal destek değişkeni dâhil edilerek açıklanan varyanstaki değişimler ve yordayıcıların anlamlılığı test edilmiştir. Elde edilen bulgular, demografik değişkenlerin belirsizliğe tahammülsüzlük üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkisinin bulunmadığını göstermiştir. Bu durum, belirsizliğe tahammülsüzlüğün sosyodemografik özelliklerden görece bağımsız, daha çok bilişsel ve duygusal süreçlerle ilişkili bir eğilim olarak değerlendirilebileceğine işaret etmektedir. Dinî başa çıkma değişkenlerine ilişkin bulgular incelendiğinde, korelasyon analizlerinde olumlu dinî başa çıkmanın belirsizliğe tahammülsüzlük ve kaygı boyutlarıyla anlamlı bir ilişki göstermediği; buna karşın hiyerarşik regresyon analizinde belirsizliğe tahammülsüzlüğü negatif yönde anlamlı biçimde yordadığı belirlenmiştir. Bu durum, olumlu dinî başa çıkmanın etkisinin çok değişkenli modeller içerisinde daha belirgin hâle geldiğini düşündürmektedir. Olumsuz dinî başa çıkma ise hem korelasyon hem de regresyon analizlerinde belirsizliğe tahammülsüzlük ile pozitif yönde anlamlı ilişkiler sergilemiş ve modelde en güçlü yordayıcı olarak öne çıkmıştır. Algılanan sosyal destek değişkenine ilişkin bulgular, bu değişkenin belirsizliğe tahammülsüzlük ile doğrudan ve güçlü bir ilişki sergilemediğini ortaya koymaktadır. Algılanan sosyal destek toplam puanının belirsizliğe tahammülsüzlük ile anlamlı bir ilişki göstermediği ve bu değişkeni anlamlı düzeyde yordamadığı belirlenmiştir. Alt boyutlar düzeyinde ise aile desteğinin engelleyici kaygı ile negatif yönde düşük düzeyde ilişkili olduğu; arkadaş ve özel bir kişi desteğinin ise belirsizliğe tahammülsüzlük ile anlamlı bir ilişki göstermediği saptanmıştır. Bununla birlikte, algılanan sosyal desteğin özellikle aile ve arkadaş boyutlarının olumlu dinî başa çıkma ile pozitif yönde ilişkili olması, bireyin çevresinden algıladığı desteğin doğrudan belirsizlik algısından ziyade, başa çıkma ve anlamlandırma süreçlerini destekleyici bir işleve sahip olabileceğini göstermektedir. Genel olarak değerlendirildiğinde, elde edilen bulgular belirsizliğe tahammülsüzlüğün açıklanmasında bireyin bilişsel ve anlamlandırma süreçlerinin, özellikle de dinî başa çıkma biçimlerinin daha belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Buna karşılık algılanan sosyal desteğin etkisinin doğrudan bir ilişki üzerinden değil, daha çok diğer psikolojik süreçlerle etkileşim içinde şekillenen dolaylı bir işlev aracılığıyla ortaya çıkabileceği anlaşılmaktadır.
Anahtar Kelimeler
The Predictive Role of Religious Coping and Perceived Social Support in Intolerance of Uncertainty
Öz
In contemporary societies, individuals face uncertainties across a wide range of areas, including economic, academic, social, and health-related ones. These uncertainties reduce predictability of life and complicate individuals’ psychological adjustment processes. The cognitive appraisals, emotional responses, and coping strategies developed by individuals in the face of uncertainty play a critical role in understanding psychological functioning. In this context, intolerance of uncertainty emerges as a fundamental cognitive–emotional construct reflecting an individual’s tendency to perceive uncertain situations as threatening. Accordingly, the present study aims to examine the relationships among intolerance of uncertainty, religious coping, and perceived social support. The study sample consists of a total of 409 adult participants (255 women, 154 men) aged 18 and above who reported having experienced uncertainty across various life domains recently. Participants were selected using a convenience sampling method. Data were collected using a Personal Information Form, the Intolerance of Uncertainty Scale, the Religious Coping Scale, and the Multidimensional Scale of Perceived Social Support. Prior to analysis, missing data and outliers were screened, and normality assumptions were examined; no issues related to multicollinearity or autocorrelation were detected. Data analysis included descriptive statistics, Pearson correlation analysis, and hierarchical multiple linear regression analysis. Within the main analytical framework of the study, a three-step hierarchical regression analysis was conducted to identify the predictors of intolerance of uncertainty. In the first step, demographic variables (gender, age, marital status, education) were entered into the model; in the second step, positive and negative religious coping methods representing individuals’ meaning-making processes were included; and in the third step, perceived social support was added. Changes in explained variance and the significance of predictors were evaluated at each stage. The findings indicated that demographic variables did not have a significant predictive effect on intolerance of uncertainty. This suggests that intolerance of uncertainty can be considered a tendency relatively independent of sociodemographic characteristics and more closely related to cognitive and emotional processes. Regarding religious coping variables, correlation analyses revealed that positive religious coping was not significantly associated with intolerance of uncertainty or anxiety dimensions; however, hierarchical regression analysis showed that it significantly and negatively predicted intolerance of uncertainty. This finding suggests that the effect of positive religious coping becomes more apparent within multivariate models. Negative religious coping, on the other hand, demonstrated significant positive relationships with intolerance of uncertainty in both correlation and regression analyses, and emerged as the strongest predictor in the model. Findings related to perceived social support indicate that this variable does not exhibit a direct and strong relationship with intolerance of uncertainty. The total perceived social support score was not significantly associated with intolerance of uncertainty and did not significantly predict it. At the subdimension level, family support showed a low-level negative association with inhibitory anxiety, whereas friend support and support from a significant other were not significantly related to intolerance of uncertainty. Nevertheless, the positive associations between perceived social support—particularly family and friend support—and positive religious coping suggest that support perceived from one’s social environment may function less as a direct determinant of uncertainty perception and more as a facilitator of coping and meaning-making processes. Overall, the findings demonstrate that cognitive and meaning-making processes—particularly forms of religious coping—play a more prominent role in explaining intolerance of uncertainty. In contrast, the effect of perceived social support appears to operate not through a direct relationship but rather through an indirect function shaped by its interaction with other psychological processes.
Anahtar Kelimeler