Sehl et-Tüsterî (ö. 283/896), hicrî üçüncü asırda yaşamış daha çok sûfî ve müfessir olarak tanınan bir âlimdir. İran’ın Tüster şehrinde dünyaya gelen Tüsterî, çocukluk yaşlarında dayısının tavsiyesiyle tasavvufa yönelmiştir. Çeşitli beldeleri ilim için gezdiği söylenen Tüsterî’nin hocaları arasında ilk dönem sûfîlerinden Zünnûn el-Mısrî’nin (ö. 245/859?) de olduğu söylenmiştir. Talebelerinden en meşhuru Hallâc-ı Mansûr’dur (ö. 309/922). Kaynaklardaki bilgilerden anlaşıldığına göre Tüsterî, uzun yıllar takva hayatı yaşamış neticesinde “sûfîlerin şeyhi” ünvanıyla anılmıştır. Takvâ sahibi bir şahsiyet olarak nitelendirilmiş, çevresindeki insanlara şefkat ve merhametle yaklaşmayı ilke edindiği, konuşmaktan çok düşünmeyi sevdiği belirtilmiştir. Kaynaklarda birçok kerametinden söz edilmekle birlikte kendisi kötü huyların iyiye dönüştürülmesini en büyük keramet olarak görmüştür. Tüsterî’nin tasavvuf anlayışının merkezinde yedi ana esas olan Kur’ân’a sarılmak, sünnete tâbî olmak, helal lokma yemek, eziyetten kaçınmak, günahlardan sakınmak, tövbe etmek ve hakları yerine getirmek yer almıştır. Tüsterî’nin hadis ilmiyle münasebetini göstermesi açısından İbnü’l-İmâd’ın (ö. 1089/1679) naklettiği şu bilgi kayda değerdir. Kendisine ne zamana kadar hadis yazmalıyım şeklinde sorulan bir soruya Tüsterî “Ölünceye kadar yani son kalan mürekkebini kabre dökünceye kadar” cevabını vermiştir. Sehl et-Tüsterî’nin mezhebî mensubiyeti hususunda literatürde farklı yaklaşımlar mevcuttur. Klasik kaynaklardan Abdülkâhir el-Bağdâdî, Tüsterî’yi Sünnî gelenek içerisinde yer alan sûfîler arasında değerlendirmiştir. Bu bağlamda onun, rü’yetullah, halku’l-Kur’ân, kazâ ve kader gibi kelâmî meselelere dair görüşleri, Sünnî bir sûfî kimliğine işaret etmektedir. Öte yandan, bazı çağdaş araştırmacılar Tüsterî’nin fıkhî mezhebi konusunda Hanefî olduğunu ileri sürmekteyse de mevcut veriler ışığında Mâlikî mezhebine mensubiyet ihtimali daha güçlü görünmektedir. Kendisine nispet edilen eserlerden birisi Tefsîru’l-Kur’âni’l-azîm ya da Tefsîru’t-Tüsterî adıyla bilinen tefsirdir. Bu eser her sûreden bir ya da birkaç âyetin işârî tefsîrini içermektedir. Tüsterî âyetleri izah ederken hadislerden de faydalanmıştır. Bu makalede tasavvuf anlayışında sünnetin de önemli bir yeri bulunan Tüsterî’nin tefsîrinde kullandığı hadislerin kaynaklarının ve gerektiği durumlarda sıhhat durumlarının analizi yapılacaktır. Burada mutasavvıf, müfessir bir âlimin eserinde zikrettiği hadislerin kaynaklarını kullanmada ne ölçüde titiz davrandığını ortaya koymak hedeflenmektedir. Tüsterî’nin hadisleri naklederken herhangi bir kaynağa atıfta bulunmaması, rivâyetleri isnadsız zikretmesi ve mana ile rivâyete delâlet edecek şekilde farklı lafızlar kullanması sebebiyle onun esas aldığı kaynakları net olarak belirlemek mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte eserde yer alan hadislerin önemli bir kısmı Kütüb-i sitte başta olmak üzere temel hadis kaynaklarında geçmektedir. Bu çalışmada Tüsterî’nin eserinde zikrettiği 64 hadisin 44 tanesi hadis kaynaklarında yer alırken, 10 tanesi hadis kaynakları dışında tasavvuf kitapları gibi farklı eserlerde bulunmuş. 10 tanesi ise hiçbir kaynakta tespit edilememiştir. Bu rivâyetlerin, kelâm-ı kibâr türünden sözler olarak hadis diye aktarılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Hadis kaynaklarında yer alan hadisler bazen tasavvuf kitaplarında da yer almıştır. Tüsterî’nin kullandığı hadislerden elde edilen bulgulara göre 44 rivâyetin (%69) hadis kaynaklarında yer alması onun genellikle hadisleri naklederken hadis kaynaklarına ehemmiyet gösterdiğine delâlet etmektedir. 10 rivâyetin tasavvuf kaynaklarında tespit edilmiş olması ilmî olarak sahip olduğu geleneğin etkisi bağlamında değerlendirilmelidir. 10 rivâyetin kaynaklarda tespit edilememiş olması da tasavvuf âlimlerinin genel hadis anlayışına paralel olarak tesâhül göstergesi kabul edilmelidir. Yaptığımız tahlillerde hadislerin sıhhat açısından ise %27 sahîh, %33 hasen, %31 zayıf veya aşırı zayıf, %9 ise mevzû‘ oduğu neticesine varılmıştır. Bu durum hadislerinin yüzde altmış kadarının makbûl rivâyetlerden yüzde kırka yakınının da merdûd hadislerden oluştuğunu göstermiştir.
Sahl al-Tustarī (d. 283/896) was a scholar who lived in the third century of the Hijra and is primarily known as a ṣufī and a mufassir (Qur’ān commentator). He was born in the city of Tustar in Iran and turned to sufism in his childhood following the advice of his uncle. It is said that al-Tustarī traveled to various regions in pursuit of knowledge, and among his teachers was one of the early ṣufīs, Dhū al-nūn al-Miṣrī (d. 245/859?). The most famous of his students was al-Ḥusayn ibn Manṣūr al-Ḥallāj (d. 309/922). According to the information in the sources, al-Tustarī lived a life of piety for many years, as a result of which he was referred to as ‘the shaykh of the ṣufīs’. He was described as a person of taqwā (piety/God-consciousness); it was stated that he adopted the principle of approaching the people around him with compassion and mercy, and that he liked to contemplate more than talking. Although many of his miracles are mentioned in the sources, he considered the transformation of bad habits into good ones as the greatest miracle. At the center of al-Tustarī’s understanding of sufism were seven main principles: embracing the Qur’ān, following the sunnah, eating ḥalāl (lawful) food, avoiding harm/injury (to others), avoiding sins, repenting, and fulfilling rights. The following information narrated by Ibn al-ʿImād (d. 1089/1679) is noteworthy in terms of showing al-Tustarī’s relationship with the science of ḥadīth: When he was asked, “Until when should I write ḥadīth?”, al-Tustarī replied, “Until you die, until you spill the remaining ink into the grave.”
There are different approaches to Sahl al-Tustarī’s sectarian affiliation in the literature. Among the classical sources, ʿAbd al-Qāhir al-Baghdādī evaluated al-Tustarī among the ṣufīs within the sunnī tradition. In this context, his views on theological issues such as ru'yat Allāh (the vision of God), khalq al-Qur'ān (the createdness of the Qur’ān), and qaḍā’ and qadar (divine decree and destiny) point to his identity as a sunnī ṣufī. Conversely, although some contemporary scholars claim that al-Tustarī belonged to the Ḥanafī school regarding his jurisprudential affiliation, in the light of the available data, it seems more likely that he belonged to the Mālikī school. One of the works attributed to him is a tafsīr known as Tafsīr al-Qur'ān al-ʿAẓīm or Tafsīr al-Tustarī. This work contains the ishārī (allusive/symbolic) commentary of one or a few verses from each sūrah (chapter). While explaining the verses, al-Tustarī also made use of ḥadīth. This article analyzes the sources, and where necessary, the authenticity of the ḥadīth used by al-Tustarī in his tafsīr, an author whose ṣufī understanding also places importance on the sunnah. The aim here is to reveal the extent to which a ṣufī mufassir scholar was meticulous in referencing the sources of the ḥadīth he mentioned in his work. Since al-Tustarī does not refer to any source while narrating the ḥadīth, mentions the narrations without any isnād (chain of narration), and uses different words to indicate the meaning (narration by meaning), it does not seem possible to clearly determine the sources he relies on. However, a significant number of the ḥadīths in the work are included in the main ḥadīth sources, especially in al-Kutub al-Sitta (The Six Books). In this study, 44 of the 64 ḥadīth mentioned by al-Tustarī in his work are included in ḥadīth sources, while 10 of them are included in different works, such as ṣufī books, other than ḥadīth sources. 10 of them could not be found in any source. It is highly probable that these narrations were mentioned as ḥadīth in the form of kalām al-kibār (sayings of great figures). Ḥadīths found in ḥadīth sources were sometimes also included in ṣufī books. According to the findings obtained from the ḥadīths used by al-Tustarī, the fact that 44 narrations (69%) were included in the ḥadīth sources indicates that he generally paid attention to the ḥadīth sources while transmitting the narrations. The fact that 10 narrations were found in ṣufī sources should be evaluated in the context of the influence of his scholarly tradition. The fact that 10 narrations could not be identified in the sources should be accepted as an indicator of leniency/permissiveness (tesâhül) in parallel with the general ḥadīth understanding of ṣufī scholars. Our analyses concluded that, in terms of authenticity, 27% of the ḥadīth are ṣaḥīḥ (sound), 33% are ḥasan (good), 31% are ḍaʿīf or extremely ḍaʿīf (weak or extremely weak), and 9% are mawḍūʿ (fabricated). This indicated that approximately sixty percent of his ḥadīth were maqbūl (acceptable) narrations, while close to forty percent were mardūd (rejected) ḥadīth.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Hadis |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 17 Haziran 2025 |
| Kabul Tarihi | 30 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 15 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 54 |