HASAN ALİ TOPTAŞ’IN ROMANLARINDA KENT: KISTIRILMIŞ BİREYİN SIĞIN(AMA)DIĞI MEKÂN
Öz
İnsanın varlığını ve dünyayı anlamlandırma çabası, içinde bulunduğu mekânla kurduğu ilişki üzerinden gerçekleşir. Hayatı algılama ve düzenleme biçimi büyük ölçüde mekânla kurduğu ilişkiye bağlı olan birey, mekânla girdiği karşılıklı etkileşim sonucunda hem onu belirleyen hem de ondan etkilenen bir konumda yer alır. Dolayısıyla mekân sadece yaşamın sürdürüldüğü fiziksel bir alan olmaktan öte insanın kimliğini, düşünce dünyasını, toplumsal konumunu belirleyici önemli bir unsur olma özelliği taşır. Bilhassa sanayi devrimi sonrasında modern insanın yaşadığı mekân olan kent bireylerin hayatlarında önemli dönüşümlere yol açar. Refah ve zenginlik seviyesinin yüksek olduğu, yaşam standartlarının daha konforlu ve bireysel tercih özgürlüğünün daha geniş olduğu kentler, sundukları sosyal ve kültürel alanların çeşitliliği sayesinde bireylere daha rahat yaşama, vakit geçirme olanağı sunan mekânlar olarak öne çıkar. Kentler barındırdığı bu olumlu imkânlara karşın bazı olumsuz hususların ortaya çıkmasına da zemin hazırlar. Nüfus yoğunluğu, hızlı yaşam temposu, ekonomik ilişkilerin belirleyici hale gelmesi, fiziksel ortamda yaşanan gürültü, karmaşa, bireylerin ruhsal dünyasına menfi tesirlerde bulunur. Böyle bir düzlemde birey, yaşadığı mekâna yönelik aidiyet duygusunu giderek yitirir, kalabalıklar içinde yalnızlaşır, bununla birlikte sosyal ilişkilerinde ve toplumsal bağlarında zayıflamalar başlar. Sürekli bir şeyleri yetiştirme ve bir yerlere ulaşma telaşı içindeki kent insanı, çevresindeki insanlarla derinlikli ilişkiler kurma imkânını kaybederek içinde yaşadığı topluma karşı giderek duyarsızlaşır. Tarım toplumundaki sosyal dayanışma ve birliktelik ruhunun kaybedildiği kentler, çalışma koşullarının zorluğu ve iletişim düzleminde yaşanan kopukluklar sebebiyle bireyin kendisini güvende hissetmediği yaşam alanları hâline gelir. Sekiz roman, bir çocuk romanı, üç hikâye kitabı ve deneme eseriyle Türk edebiyatına katkı sunan Hasan Ali Toptaş okur tarafından yeniden anlamlandırabilecek çok katmanlı metinleriyle bireye varoluşsal düzlemdeki anlamları hatırlatmaya ve sorgulatmaya çalışır. Yazarın anlatılarında kent olumlu çağrışımlarından uzak, karakterlerin yalnızlığa, iletişimsizliğe ve güvensizliğe sürüklendiği mekân görünümündedir. Sosyal dayanışma ve birliktelik duygusunun zayıfladığı kentlerde, Toptaş’ın kurgusal karakterleri aidiyet ve güven duygularını yitirerek huzursuz bir yaşam sürerler. Bu çalışmada Hasan Ali Toptaş’ın anlatılarında mekân olarak seçilen kentin anlatı karakterlerinin bilinç düzeylerine ve sosyal yaşantılarına yansımaları ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler
THE CITY IN HASAN ALİ TOPTAŞ’S NOVELS: A SPACE IN WHICH THE CONSTRAINED INDIVIDUAL CAN(NOT) TAKE REFUGE
Öz
Human beings’ efforts to make sense of their existence and the world are realized through the relationship they establish with the space in which they live. The individual, whose way of perceiving and organizing life largely depends on the relationship formed with space, occupies a position in which they both shape and are shaped by it as a result of this reciprocal interaction. Therefore, space is not merely a physical setting in which life is sustained; it also functions as a significant factor that shapes human identity, worldview, and social position. Particularly after the Industrial Revolution, the city, as the principal living space of modern individuals, brought about substantial transformations in human life. Cities, characterized by higher levels of prosperity and wealth, more comfortable living standards, and broader opportunities for individual choice, stand out as spaces that offer individuals greater opportunities for leisure and everyday life through the diversity of their social and cultural facilities. Despite these positive opportunities, however, cities also create conditions that give rise to various negative consequences. Population density, the rapid pace of life, the predominance of economic relations, and the noise and complexity of the physical environment exert adverse effects on individuals’ psychological worlds. Within such a framework, individuals gradually lose their sense of belonging to the place in which they live, become isolated amid crowds, and experience a weakening of their social relations and communal ties. Urban dwellers, constantly preoccupied with keeping up with demands and reaching various destinations, lose the opportunity to establish meaningful relationships with those around them and become increasingly indifferent to the society in which they live. Having lost the spirit of social solidarity and togetherness characteristic of agrarian societies, cities become living spaces in which individuals no longer feel secure due to difficult working conditions and disruptions in communication. Through eight novels, one children’s novel, three short-story collections, and a volume of essays, Hasan Ali Toptaş has made significant contributions to Turkish literature. With his multilayered texts, which invite readers to reinterpret them, he seeks to remind individuals of and encourage them to question existential meanings. In the author’s narratives, the city appears as a space far removed from positive associations, one in which characters are driven toward loneliness, lack of communication, and insecurity. In cities where social solidarity and the sense of togetherness have weakened, Toptaş’s fictional characters lose their sense of belonging and security and consequently lead troubled lives. This study examines the reflections of the city, selected as a narrative space in Hasan Ali Toptaş’s works, on the consciousness and social lives of narrative characters.
Anahtar Kelimeler