Bu çalışma, terk edilmiş, harap ya da yarım kalmış yapıların ürettiği mekânsal melankoli olgusunu incelemektedir. Çalışma kapsamında, mekânın toplumsal üretimine ilişkin kuramlar ve duygulanım kuramından hareketle tematik içerik çözümlemesi yapılmış; seçilen dört örnek alan -Kayaköy (zorunlu göç), Pripyat (nükleer felaket), Detroit Packard Fabrikası (de-sanayileşme) ve Burj Al Babas (spekülatif inşaat)- sistematik biçimde değerlendirilmiştir. Her bir örnekte melankolik nitelik, mekânsal/temsili işaretler, anlatı/bellek ve sosyo-mekânsal süreçler ekseninde görünür kılınmıştır. Bulgular, söz konusu mekânların yalnızca estetik bir “yıkım manzarası” olarak değil, aynı zamanda kesintiye uğramış tarihsel sürekliliklerin, kolektif bellek kırılmalarının ve sosyo-mekânsal dönüşümlerin temsil mekânları olarak ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Sonuç bölümünde, yıkım estetiği ile eleştirel farkındalık arasındaki denge tartışılmış; bellek-duyarlı tasarım, uyarlamalı yeniden kullanım, kontrollü erişim ve temsil etiği bağlamında uygulamaya yönelik öneriler geliştirilmiştir. Çalışma, mekânsal melankolinin farklı coğrafyalarda nasıl kurulduğunu karşılaştırmalı bir bakışla incelemekte ve bu olgunun mimarlık, kentsel tasarım ve kültürel miras alanlarında tartışılmasına zemin hazırlamaktadır.
hayalet mekânlar kolektif bellek mekânsal melankoli psikocoğrafya harabe estetiği.
This study examines the phenomenon of spatial melancholy produced by abandoned, dilapidated, or unfinished buildings. Within the scope of the study, a thematic content analysis was conducted based on theories related to the social production of space and the theory of affect, and four selected case study areas – Kayaköy (forced migration), Pripyat (nuclear disaster), Detroit Packard Factory (deindustrialization), and Burj Al Babas (speculative construction) – were systematically evaluated. In each example, the melancholic quality is made visible through the axes of spatial/representational signs, narrative/memory, and socio-spatial processes. The findings reveal that these spaces should be considered not only as an aesthetic “landscape of destruction,” but also as representational spaces of disrupted historical continuities, collective memory fractures, and socio-spatial transformations. In the conclusion section, the balance between ruin aesthetics and critical awareness is discussed, and practical recommendations are developed in the context of memory-sensitive design, adaptive reuse, controlled access, and representation ethics. The study examines how spatial melancholy is constructed in different geographies from a comparative perspective, and prepares the ground for discussing this phenomenon in the fields of architecture, urban design, and cultural heritage.
ghostly spaces collective memory spatial melancholy psychogeography ruin aesthetics.
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Kentsel Estetik |
| Bölüm | Derleme |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 19 Nisan 2025 |
| Kabul Tarihi | 6 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 50 |