Bu çalışmada, mekânın günümüzdeki biçimi, Baudrillard’ın simülasyon ve hipergerçeklik kavramları ile Debord’un gösteri toplumu kuramıyla beraber ele alınmıştır. Baudrillard’a göre gerçeklik ile temsil ayrımı ortadan kalkmış, imgeler hipergerçeklik yaratmıştır; AVM ve tema parklar buna örnektir. Debord ise toplumsal ilişkilerin artık imgeler aracılığıyla bir gösteri olarak kurulduğunu vurgular. Bu bağlamda tüketim mekânları yalnızca tüketim alanı değil, kimlik ve yaşam tarzlarının sahnelendiği gösteri yerleridir. Sosyal medya ile süreç hızlanmış, fiziksel hakikatten çok dijital temsiller öne çıkmıştır. Böylece tüketim mekânları, hakikatin önemsizleştiği, algı ve söylemin belirleyici olduğu toplumsal sahnelere dönüşmüştür. Makalede niteliksel araştırma benimsenmiş, literatür analizi, mekânsal gözlemler ve sosyal medya içeriklerinin incelemesi bir arada kullanılmıştır. Bu yöntemle, fiziksel hakikat ile söylemsel ve algısal stratejilerin nasıl farklılaştığının ortaya konulması hedeflenmektedir. Çalışma kapsamında, tüketim alanlarının sadece mal ve hizmet sunmakla kalmayıp, kimliklerin ve yaşam biçimlerinin sergilendiği performans mekânlarına dönüştüğü Galataport, örnek olarak seçilmiştir. Mekânsal düzenlemelerin “kamusal alan” söylemiyle sunulmasına rağmen, denetim ve tüketime dayalı özel alanlar olduğu ileri sürülmektedir. Sonuçta, mekânın fiziksel hakikatinden ziyade, giderek söylem ve algı üzerinden varlık kazandığı, toplumsal ilişkilerin de daha fazla temsile bağımlı hale geldiği vurgulanmıştır.
Galataport alışveriş merkezi hakikat kamusallık hipergerçeklik.
This study examines the contemporary form of space through Baudrillard’s concepts of simulation and hyperreality and Debord’s theory of the society of the spectacle. For Baudrillard, the distinction between reality and representation has collapsed, and images have produced hyperreality—shopping malls and theme parks are illustrative examples. Debord, in turn, argues that social relations are increasingly organized as a spectacle mediated by images. From this perspective, spaces of consumption are not merely sites of exchange; they function as stages where identities and lifestyles are displayed and performed. With the rise of social media, this process has accelerated, and digital representations have come to outweigh physical realities. Consequently, consumption spaces have become social scenes in which truth is marginalized and perception and discourse become decisive. Methodologically, the article adopts a qualitative approach, combining a literature review with spatial observations and an analysis of social media content. Through this triangulated design, the study aims to demonstrate how physical reality diverges from discursive and perceptual strategies. Galataport is selected as a case study because it exemplifies how consumption spaces extend beyond the provision of goods and services to become performative settings for identity and lifestyle. Although its spatial arrangements are presented through the discourse of “public space,” the study argues that they operate as controlled, consumption-oriented private domains. Overall, the findings emphasize that space increasingly gains meaning through discourse and perception rather than through its material reality, and that social relations are becoming more dependent on representation.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Mimari Tasarım |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 25 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 19 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 50 |