Bu makalede, Kur’ân’da şeytanın ifade ettiği Allah korkusu ele alınmaktadır. Raʿd sûresi 15. âyette belirtildiği üzere Kur’ân, canlı ve cansız bütün varlıkların Allah’a boyun eğdiğini, hatta gölgelerin dahi O’na secde ettiğini bildirmektedir. Bakara, Aʿrâf ve Sâd sûrelerinde yer alan diyaloglardan anlaşıldığı üzere şeytan, Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini kabul etmektedir. Ancak Allah’ın Hz. Âdem’i yaratıp meleklere ve şeytana secde etmelerini emretmesi üzerine, şeytan ateşten yaratıldığını, Âdem’in ise topraktan yaratıldığını ileri sürerek kendisini üstün görmüş; kibir ve isyan içinde bu emre karşı gelmiş ve ilahî rahmetten kovulmuştur. Ardından Âdem ve Havva’ya vesvese vererek onların cennetten çıkarılmasına sebep olmuş; kendisi de onlarla birlikte cennetten uzaklaştırılmıştır. Kovulmasının ardından şeytan, Allah’tan kıyamet gününe kadar süre talep etmiş ve bu mühlet içinde ihlâslı olmayan insanları saptıracağına yemin etmiştir. Çalışmanın temelini, Enfâl sûresi 48. âyet ile Haşr sûresi 16. âyette yer alan şeytanın Allah korkusu ifadesi oluşturmaktadır. Allah’a açıkça isyan eden bir varlığın, aynı zamanda Allah’tan korktuğunu dile getirmesi ilk bakışta çelişkili görünmektedir. Bu durumun anlaşılabilmesi için söz konusu korkunun mahiyeti ve gerçekliği tartışmaya açılmıştır. Literatür taraması, belge analizi ve betimleme yöntemleriyle yapılan inceleme sonucunda; tefsir, hadis ve ilgili diğer kaynaklar ışığında şeytanın Allah korkusunun belirli bir gerçekliğe dayandığı, ancak bu korkunun ahlaki ve manevi bir derinlik taşımadığı tespit edilmiştir. Çalışmada, Allah korkusunun yalnızca bilgiye değil; kalpte yer eden saygı, huşû ve teslimiyet gibi manevi hallere dayanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda korkunun itaate yönlendirmediği sürece değer taşımadığı ortaya konulmaktadır. Şeytanın durumu, bilginin içselleştirilmediği ve davranışa yansımadığı bir korkunun kişiyi hidayete ulaştırmayacağına dair çarpıcı bir örnek olarak değerlendirilmektedir. Özellikle Enfâl sûresi 48. âyet bağlamında, Bedir Savaşı sırasında şeytanın Allah’ın kudretini idrak ederek korkusunu dile getirmesi ve savaş alanından kaçması, bu korkunun esasen cezalandırılma endişesine dayandığını göstermektedir. Sonuç olarak, şeytanın Allah korkusunu konu alan müstakil çalışmaların sınırlılığı bu araştırmayı gerekli kılmış; çalışmanın müşkilü’l-Kur’ân bağlamında yapılacak ileri araştırmalara katkı sunması amaçlanmıştır.
Bu çalışmanın tasarlanması, yürütülmesi, verilerin değerlendirilmesi ve kaleme alınması dâhil olmak üzere tüm aşamalarında bilimsel araştırma ve yayın etiğine titizlikle riayet edilmiştir. Çalışmada doğrudan veya dolaylı olarak yararlanılan bütün kaynaklar eksiksiz, doğru ve usulüne uygun biçimde kaynakçada gösterilmiştir. Bu çalışma, herhangi bir yüksek lisans veya doktora tezinden üretilmemiştir. Daha önce sunulmuş bir bildiri, tebliğ veya sempozyum metnine dayanmamaktadır. Aynı şekilde çalışma, daha önce herhangi bir dergi, kitap, elektronik ortam veya başka bir mecrada yayımlanmamıştır. Araştırma sürecinde intihal, uydurma veri, çarpıtma veya etik dışı herhangi bir uygulamaya başvurulmamıştır. Çalışma özgün olarak hazırlanmış olup, etik ihlali teşkil edebilecek herhangi bir durum bulunmamaktadır. Yazar, yukarıda belirtilen hususları kabul ederek makalesini yayımlamaktadır.
Bu çalışma, kamu veya özel herhangi bir kurum, kuruluş ya da fon tarafından maddi veya kurumsal olarak desteklenmemiştir.
This article examines the concept of the fear of God as expressed by Satan in the Qur’an. As stated in verse 15 of Sūrat al-Raʿd, the Qur’an affirms that all beings, animate and inanimate alike, submit to God, and that even shadows prostrate themselves before Him. Dialogues recorded in sūrahs such as al-Baqarah, al-Aʿrāf, and Ṣād indicate that Satan acknowledges God’s existence, oneness, and absolute power. However, when God created Adam and commanded prostration, Satan claimed superiority on the grounds that he was created from fire while Adam was created from clay. Acting out of arrogance and rebellion, he refused the command and was consequently expelled from divine mercy. He later caused Adam and Eve to be expelled from Paradise through temptation and was cast out alongside them. Following his expulsion, Satan requested respite from God until the Day of Judgment and pledged to mislead all human beings except those who are sincere in faith. The central focus of this study is the notion of Satan’s fear of God as mentioned in verse 48 of Sūrat al-Anfāl and verse 16 of Sūrat al-Hashr. At first glance, Satan’s declaration of fearing God appears paradoxical, given his explicit disobedience. To clarify this apparent contradiction, the nature and authenticity of this fear are examined in detail. Using literature review, document analysis, and descriptive methods, the study draws upon data from Qur’anic exegesis, hadith literature, and related scholarly works. The findings indicate that Satan’s fear of God possesses a certain degree of legitimacy; however, it lacks moral depth and spiritual internalization. The study emphasizes that true fear of God must extend beyond mere knowledge and be rooted in inner states such as reverence, humility, and submission. Fear that does not lead to obedience is thus devoid of ethical value. Satan’s condition serves as a striking example demonstrating that fear based solely on cognitive awareness, without internalization or behavioral manifestation, does not lead to guidance. In particular, Sūrat al-Anfāl 48, which addresses events surrounding the Battle of Badr, illustrates that Satan expressed fear and fled the battlefield upon realizing God’s limitless power and the impending divine intervention. This episode shows that Satan’s fear was driven primarily by anxiety over punishment rather than reverence or devotion. Consequently, the scarcity of independent studies focusing specifically on Satan’s fear of God necessitated this research. It is hoped that this study will contribute to further investigations within the framework of mushkil al-Qurʾān (problematic Qur’anic passages).
All stages of this study, including its design, implementation, evaluation of data, and writing, were conducted in strict accordance with the principles of scientific research and publication ethics. All sources directly or indirectly used in the study have been fully, accurately, and appropriately cited in the reference list. This study was not derived from any master’s or doctoral thesis. It is not based on any previously presented paper, conference presentation, or symposium contribution. Furthermore, the study has not been published previously in any journal, book, electronic platform, or any other medium. No practices such as plagiarism, data fabrication, falsification, or any other unethical behavior were employed during the research process. The study is original and does not involve any ethical violations. The author publishes this article by accepting the above-mentioned conditions.
This study was not financially or institutionally supported by any public or private organization, institution, or funding body.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Tefsir |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 21 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 1 Ocak 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 13 Ocak 2026 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 12 Sayı: 1 |
İhya Uluslararası İslam Araştırmaları Dergisi, 2017'den bu yana TR DİZİN ULAKBİM tarafından taranmaktadır.
![]()