Hint Alt Kıtasında Hibrit Hukuk Denemesi: Anglo-Muhammadan Law
Öz
Bu çalışma İngiliz sömürge idaresi altında Hint Alt Kıtası’nda ortaya çıkan Anglo-Muhammadan Hukuku’nun (AML) tarihsel oluşumunu, kavramsal temellerini, kurumsal etkilerini ve toplumsal yansımalarını -kısmen- ele almaktadır. AML, Hanefî fıkıh geleneğinden seçilen hükümlerin İngiliz common law teknikleri ve kolonyal yargılama usulleriyle harmanlanarak inşa edilen asimetrik bir hibrit hukuk sistemidir. Bu sentezde fıkhın örf, içtihat ve maslahat gibi dinamik unsurları devre dışı bırakılmış; çeviri ve digest faaliyetleri aracılığıyla daraltılmış ve standartlaştırılmış bir Hanefîlik inşa edilmiştir. Mevcut çalışma, öncelikle Bâbür İmparatorluğu’nun çoğulcu hukuki düzeninden İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin bölgeye girişi ve ardından Britanya’nın doğrudan hâkimiyet kurmasına uzanan tarihsel arka planı sunmaktadır. AML’un normatif temellerini oluşturan çeviri ve digest faaliyetleri çalışmanın merkezi odaklarından birini teşkil etmektedir. Hamilton’un el-Hidâye çevirisi ile Baillie, Sircar ve Wilson tarafından kaleme alınan üç farklı tipteki digest, AML’un fiili kanununu oluşturan kurucu metinler olarak incelenmektedir. Bu digestler hangi fıkhî görüşlerin Müslüman hukuku olarak kabul edileceğine karar veren normatif filtreler işlevi görmüş, Hanefî fıkıh içindeki çoğulculuğu daraltarak tek bir standart Hanefî hukuku inşa etmiştir. Kurumsal dönüşüm açısından üç farklı yaklaşım ele alınmaktadır. Kalküta Medresesi devlet için fakih modeli üreterek ulemayı kolonyal yargıya entegre etmeyi amaçlamış ancak dil rejimi değişikliğiyle bu mezunlar marjinalleştirilmiştir. Diyûbend ekolü sömürge idaresinden bağımsız bir ulema tipi üreterek fetva-vaaz-medrese ağı üzerinden alternatif bir normatif alan inşa etmiştir. Aligarh ise İslâmî kimlik ile İngiliz hukuki modernliğini uzlaştıran hibrit bir elit yetiştirme projesi olarak AML’u içeriden dönüştürmeyi hedeflemiştir. Toplumsal dönüşüm boyutunda ise AML’un Müslüman kimliğini yargısal düzleme elverişli bir hukuki statü kategorisine dönüştürmesi ve nikâh, talâk, miras gibi alanlarda aile hukukunu merkezileştirmesi analiz edilmektedir. Sonuç olarak çalışma AML’u salt teknik bir hibrit hukuk meselesi olarak değil kolonyal iktidarın Müslüman toplumu tanımlama, sınıflandırma ve yönetme biçimlerinin merkezi bir aracı, bir yönetim teknolojisi olarak değerlendirmektedir. Çeviri-digest-kodifikasyon süreci fıkhın dinamik mekanizmalarını devre dışı bırakarak metne bağlı ve kolonyal yargısal denetime elverişli bir sistem inşa etmiş, bu sürecin kurumsal ve toplumsal sonuçları Güney Asya’da Müslüman hukuk bilincinin şekillenmesinde kalıcı izler bırakmıştır.
Anahtar Kelimeler
Etik Beyan
Bu çalışmanın tasarlanması, yürütülmesi ve kaleme alınması dâhil olmak üzere tüm aşamalarında bilimsel araştırma ve yayın etiğine titizlikle riayet edildiği; doğrudan veya dolaylı olarak yararlanılan bütün kaynakların eksiksiz, doğru ve usulüne uygun biçimde kaynakçada gösterildiği beyan olunur.
A Hybrid Law Experiment in the Indian Subcontinent: Anglo-Muhammadan Law
Öz
This study investigates the historical development, conceptual underpinnings, institutional implications, and social consequences of Anglo-Muhammadan Law (AML) as it originated during British colonial governance in the Indian subcontinent. AML is described as an asymmetric hybrid legal system that integrates rulings from the Hanafi school of fiqh with English common law methodologies and colonial judicial practices. During this process, the dynamic aspects of fiqh, including custom, ijtihad, and maslaha, were sidelined, resulting in the creation of a standardized and restricted version of Hanafi jurisprudence through translation and summarization efforts. Beginning with the pluralistic legal framework of the Mughal Empire, the study delineates the progressive emergence of British hegemony and its effects on pre-existing legal systems. The translation and digest activities that made up AML's normative foundations are at the heart of the analysis. Hamilton's English translation of al-Hidaya and the three different types of digest created by Baillie, Sircar, and Wilson are looked at as the main texts that made up AML's working canon. These digests served as normative filters that decided which legal opinions would be accepted as Islamic law. Three institutional responses are examined: the Calcutta Madrasa sought to incorporate the ulama into the colonial judiciary by training state-oriented jurists; however, its graduates were later marginalized due to changes in language policy. The Deoband school created a different set of rules by using community-based fatwa networks that were not connected to colonial courts. The Aligarh project aimed to reform AML internally by fostering a hybrid elite that integrated Islamic identity with British legal modernity. The study examines the social transformation brought about by AML, which legalized Muslim identity by transforming religious affiliation into a legally significant status category, and how it prioritized family law—marriage, divorce, inheritance, and dower—as the principal sphere of Muslim personal status. The research finds that AML was not just a technical mix of different legal systems but also a key tool—"technology of governance"—that colonial powers used to define, categorize, and control Muslim communities. The translation-digest-codification process created a text-based system that colonial courts could easily control, while pushing aside the more flexible methods of fiqh.
Anahtar Kelimeler
Etik Beyan
It is hereby declared that, throughout all stages of the design, conduct, and writing of this study, due care was taken to comply with the principles of scientific research and publication ethics, and that all sources directly or indirectly used have been fully, accurately, and appropriately cited in the references.