The emergence of concepts within scholarly disciplines, the formation of their conceptual frameworks, and their gaining of widespread acceptance require long processes. Interpreting a concept independently of its developmental stages and its usage across different historical contexts may lead to misjudgments. Hadīth studies, particularly in the field of usūl, are marked by remarkable conceptual productivity. One such concept is mukthirūn. Literally meaning those who do something abundantly, the term gradually came to designate certain companions who transmitted more than one thousand ḥadīths. This study aims to trace the emergence of this concept, the stages through which it matured and gained meaning, and the figures who contributed to its development. Methodologically, the first step is to examine in which contexts and in what ways the transmission numbers of the companions were mentioned. In the second stage, the use of the term mukthirūn will be analyzed chronologically to identify who employed it, in what sense, and how it underwent conceptualization. The main sources of this research consist of works on usūl, biographical collections of the ṭabaqāt type, books on rijāl, and the biographies of the companions. The investigation begins with early works and continues until the meanings incorporated into the concept gain wide circulation. In most studies on the history of ḥadīths and the companions, explanations of this concept have been confined to enumerating narrations, the works that determined transmission numbers, and the factors that led to narrating many or few ḥadīths. Unlike previous works, this article highlights the developmental stages through which the term formed its conceptual framework and identifies the scholars who contributed to its semantic depth. In this respect, the article offers an original contribution. According to the findings, during the period of the Companions, although exact numbers were not specified, there existed a general perception regarding who narrated fewer or more ḥadīths. According to the findings, during the period of the companions, although exact numbers were not specified, there existed a general perception regarding who narrated fewer or more ḥadīths. The numerical criterion of one thousand narrations, later accepted as the threshold for mukthirūn, originated in a list thought to be part of the Musnad of Baqī b. Makhlad, which enumerated the transmission numbers of the companions. The term mukthirūn appeared in the works of many authors merely in its lexical sense. Research shows that its earliest technical usage, referring to those who narrated abundantly, occurred in the early fifth century AH in al-Ḥākim al-Nīsābūrī’s Maʿrifat ʿUlūm al-Ḥadīth. Yet, in this usage, no specific numerical threshold was indicated. Ibn al-Ṣalāḥ listed six companions with large numbers of narrations without employing the expression mukthirūn, which led to the view that restricted the term to six figures. Ibn Kathīr, without defining a numerical threshold, included nine companions within its scope. In the early ninth century AH, al-ʿIrāqī explicitly designated one thousand narrations as the threshold and confined mukthirūn to seven names. In the latter half of the ninth and the beginning of the tenth century AH, the usages of al-Sakhāwī and al-Suyūṭī reinforced and popularized the meaning assigned to the concept by al-ʿIrāqī. The subsequent dominance of this framework demonstrates al-ʿIrāqī’s significant influence on the process of conceptualization.
İlmi disiplinlere ait kavramların ortaya çıkışı, kavramsal çerçevelerinin oluşması ve yaygınlık kazanması uzun süreçler gerektirir. Bir kavramı gelişim evrelerinden ve farklı zaman dilimlerindeki kullanım şekillerinden bağımsız olarak anlamlandırmak yanlış değerlendirmelere sebep olabilir. Hadis ilmi, usûl alanında kavramsal üretkenliğiyle dikkat çeken bir özellik arz etmektedir. Bu kavramlardan biri de muksirûndur. Sözlük anlamı itibariyle herhangi bir şeyi çokça yapanlar, anlamına gelen bu kelime zamanla binden fazla hadis nakleden belirli sahâbiler özelinde kullanılan bir kavrama dönüşmüştür. Bu kelime kavramsal çerçevesini oluştururken nasıl bir gelişim göstermiştir? Onun anlam derinliği kazanmasında kimlerin katkısı olmuştur? Bu kavramın tarihsel olarak gelişimini izlemek mümkün müdür? Araştırmada bu sorulara cevap bulmak üzere muksirûn kavramı konu edilecektir. Çalışmanın amacı söz konusu kavramın ortaya çıkışını, tarihsel süreçte olgunlaşma ve anlam kazanma biçimlerini ve gelişimine katkıda bulunan isimleri tespit etmektir. Araştırmada yöntem olarak öncelikle sahâbenin rivâyet miktarlarının hangi bağlamlarda ve ne şekilde zikredildiği ortaya koyulacaktır. İkinci aşamada muksirûn kelimesinin kimler tarafından, hangi anlamlarda kullanıldığı kronolojik olarak incelenecek ve kavramsallaşma süreci ortaya çıkarılacaktır. Çalışmanın ana kaynakları usûl eserleri, tabakât türü telifler, ricâl kitapları ve sahâbe biyografileri olacaktır. Konuyla ilgili taramalar erken dönem eserlerinden başlanarak yapılacak, kavramın bünyesine kattığı anlamların yaygın olarak kullanılmasıyla çalışma sona erecektir. Hadis tarihi ve sahâbenin konu edildiği çalışmaların büyük kısmında bu kavrama dair açıklamalar, rivâyet sayımlarında belirleyici olan eserler, çok veya az rivâyet etmeye sebep olan unsurlar incelenmiştir. Bu makale daha önce yapılan çalışmalardan farklı olarak bu ifadenin kavramsal çerçevesini oluştururken geçirdiği aşamaları ve bu kavramı kullanarak ona anlam derinliği kazandıran isimleri ortaya koyacaktır. Makale bu yönüyle özgün bir içeriğe sahiptir. Makalede ulaşılan sonuçlara göre, sahâbe döneminde, belirli sayılar verilmemekle birlikte, kimin az ya da çok rivayet ettiğine dair genel bir kanaatin var olduğu söylenebilir. Muksirûn kavramında bir ölçüt olarak kabul edilen bin rakamının kaynağı, Bakî b. Mahled’in Müsned’inin bir parçası olduğu düşünülen ve sahâbilerin rivâyet sayılarını içeren bir listedir. Muksirûn ibâresi birçok müellifin eserinde yalnızca kelime anlamıyla kullanılmıştır. Yapılan taramalarda, bu kelimenin ilk olarak, H. V. yüzyılın başlarında, Hâkim en-Nîsâbûrî’nin Ma‘rifetü Ulûmi’l-Hadîs isimli eserinde, çok hadis rivâyet edenleri belirtmek üzere kullanıldığı tespit edilmiştir. Ancak bu kullanımda çok rivâyet için bir sınır ifade edilmemiştir. İbnu’s-Salâh rivâyet sayısı fazla olan altı sahâbeyi, muksirûn ibaresini kullanmadan zikretmiştir. Bu kullanım muksirûnu altı isimle sınırlayan görüşlerin kaynağı olmuştur. İbn Kesîr rivayet sayısı için sınır belirlemeden muksirûn kapsamına dokuz ismi dâhil etmiştir. Hicri dokuzuncu yüzyılın başlarında Irâkî bin sayısını belirli bir sınır olarak ifade etmiş ve muksirûnu yedi isim ile sınırlamıştır. Hicri dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında ve onuncu yüzyılın başlarında Sehâvî ve Süyûti’nin kullanımlarıyla Irâkî’nin bu kavrama yüklediği anlam yaygınlık kazanmıştır. Bu aşamadan sonra yapılan çalışmalarda Irâkî’nin çizdiği çerçevenin belirgin olması kavramsallaşma sürecinde onun etkisinin büyük olduğunu göstermektedir.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Hadis |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 17 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 30 Eylül 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 22 |
İlahiyat Akademi Dergisi Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.