St. Augustine is generally recognized as a significant thinker at the origin of Christian philosophy and an iconic figure of the Patristic period. Beyond being a restless seeker of the tension between faith and reason or religion and philosophy, his Confessions, which also embodies a philosophical call, did not merely address a simple concern. On the contrary, he made serious references to the concepts of soul and reason as the basis of human nature and all actions. In fact, these arguments are powerful enough to inspire discussions on memory, imagination, and mental faculties and processes that have taken hold in contemporary philosophy of mind. According to Augustine, knowledge crystallizes in the analysis of concepts or universals, despite the influence of external stimuli. When contemplating something, the mind acts like an inner eye, gathering data in a form of engraving or recalling in memory. However, this inner eye, beyond its natural and potential powers, requires divine illumination. Accordingly, this supernatural light influences the vision of this inner eye, just as the sun influences objects and the eye. For Augustine, memory is not only an archive of past experiences but also the bearer of the traces inscribed by God in the human soul. Therefore, memory provides a rich and expansive basis upon which a person can seek both themselves and God. It is also known that Augustine conducted profound analyses of the concept of "self." His intentional assumptions, which posit the primacy of the will and its powerful influence on memory and action, are groundbreaking for self-consciousness and other problems in the philosophy of consciousness. For him, the idea that the mind is actual even during delusion is evidence that an entity or "self" rooted in will and knowledge continues to exist. It is clear that his analyses in this direction predate Descartes and have a particular influence on phenomenology and existential philosophy. However, Augustine also emphasizes his medieval status as a thinker and attempts to establish a strong relationship between knowledge and belief. Things worthy of knowledge, such as knowledge of God or the apprehension of ideas, will only become apparent in memory through divine inspiration based on love. Indeed, everything else can be studied and become a subject of knowledge to the extent that it represents God. Augustine's understanding of knowledge establishes a three-way relationship between the mind and God: memory carries the traces of God, reason tries to understand these traces, and faith directs this meaning. In this sense, this study aims to introduce Augustine, excluding to his contributions to Christian philosophy, through his views that will form the basis of the philosophy of mind. It is argued that he used natural faculties such as sensation, imagination, imagery, and memory with a mastery and philosophical rigor far beyond his time. From this perspective, it is demonstrated through the views of modern philosophers and commentators that he made concrete contributions to internalist arguments, a key viewpoint in contemporary discussions of philosophy of mind, and that his analyses continue to be influential thinker in this regard. Beyond his contributions, which are generally framed within Christian philosophy, placing Augustine at the origins of modern philosophy of mind is a powerful and original thesis. This study aims to address a relative gap in the literature by presenting Augustine's ideas within their historical context, particularly by demonstrating his concrete contributions to internalist arguments.
Aziz Augustinus genellikle Hristiyan felsefesinin kaynağını oluşturan önemli bir düşünür ve Patristik dönem için ikonik bir isim olarak tanınır. İnanç-akıl veya din-felsefe geriliminde huzursuz bir arayıcı olmasından öte felsefi bir çağrıyı da barındıran İtiraflar adlı metniyle yalnızca basit bir kaygıya işaret etmemiştir. Aksine insan doğasına, yapıp etmelerine köken oluşturması anlamında ruh ve akıl kavramına ciddi atıfları bulunmaktadır. Hatta bu argümanlar hafıza, hayal gücü, zihinsel yeti ve işlemler üzerine çağdaş zihin felsefesinde yer eden tartışmalara ilham verecek kadar güçlüdür. Augustinus’a göre bilgi, dış uyaranların etkisine rağmen kavram veya tümellere dair çözümlemelerde belirginleşmektedir. Zihin, bir şey üzerine düşünmesi sırasında bir iç göz gibi edimde bulunur ve hafızada bir tür kazıma veya geri çağırma biçiminde veriler toplar. Ancak bu iç göz doğal ve potansiyel güçleri dışında Tanrısal bir aydınlanmaya ihtiyaç duyar. Buna göre, doğaüstü bu ışık tıpkı güneşin nesneler ve göz üzerindeki etkisi gibi bu iç gözün görüşü üzerinde etkili olur. Augustinus’a göre hafıza, sadece geçmiş deneyimlerin saklandığı bir arşiv değil, aynı zamanda Tanrı’nın insan ruhuna kazıdığı izlerin taşıyıcısıdır. Bu nedenle hafıza kişinin hem kendisini hem de Tanrı’yı arayabileceği zengin ve geniş bir zemin sağlamaktadır. Ayrıca bu sırada Augustinus’un “kendilik” kavramına dair derin tahlillerde bulunduğu bilinmektedir. İstencin önceliğinin, hafıza ve eylem üzerinde güçlü bir etkisinin olduğuna dair niyetsel/yönelimsel varsayımları kendilik bilinci konusunda ve bilinç felsefesinin diğer problemleri için çığır açıcıdır. Ona göre, aldanması sırasında dahi zihnin aktüel olması fikri, istenç ve bilgi kökenli bir varlığın veya “kendiliğin” var oluşunu sürdürdüğünün kanıtıdır. Onun bu yöndeki çözümlemelerinin Descartes’ı öncelediği, fenomenoloji ve varoluşçu felsefe üzerinde ayrıca etkili olduğu açıktır. Ancak Augustinus bu sırada, bir Orta Çağ düşünürü olduğunu hatırlatır ve bilgiyle inanma arasında güçlü bir ilişki tesis etmeye çalışır. Bilinmeye layık olan şeyler, örneğin Tanrı’nın bilgisi veya ideaların kavranışı, ancak sevgi temelli bir Tanrısal esinle hafızada belirginleşecektir. Zaten diğer her şey Tanrı’nın temsili oldukları oranda araştırılabilir ve bilginin konusu olabilirler. Augustinus’un bilgi anlayışı, zihin ile Tanrı arasında üç yönlü bir ilişki kurar: hafıza Tanrı’nın izlerini taşır, akıl bu izleri anlamaya çalışır, iman ise bu anlamlandırmaya yön verir. Bu anlamda bu çalışmada Augustinus’u, Hristiyan felsefesine katkılarının dışında zihin felsefesine köken olacak görüşleriyle tanıtmak amaçlanmıştır. Burada onun duyu, hayal gücü, imgelem, hafıza gibi doğal yetenekleri çağının çok ötesinde bir ustalık ve felsefi titizlikle kullandığı iddia edilmiştir. Bu perspektiften çağdaş zihin felsefesi tartışmalarında önemli bir görüş olan içselci argümanlara somut katkılar verdiği ve bu anlamda analizleriyle halen etkin ve etkili bir düşünür olduğu modern filozofların ve yorumcuların görüşleri üzerinden gösterilmiştir. Augustinus’un, genellikle Hristiyan felsefesi bağlamındaki katkılarının ötesinde, modern zihin felsefesinin kökenlerine yerleştirilmesi güçlü ve özgün bir tezdir. Çalışma, Augustinus’un düşüncelerini tarihsel konumundan koparmadan, özellikle içselci argümanlara olan somut katkılarını göstermeyi hedefleyerek literatürdeki göreceli bir eksikliği gidermeyi amaçlamaktadır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Felsefe Tarihi (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 21 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 24 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 22 |
İlahiyat Akademi Dergisi Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.