Bu çalışma, Jean-Paul Sartre’ın roman estetiğini varoluşçu ontolojiyle birlikte ele alarak, edebiyatın düşünsel bir edim olarak nasıl biçimlendiğini araştırır. Sartre için roman sadece, ne gerçekliğin pasif bir yansıması ne de ideolojik bir araçtır; aksine, varoluşun, özgürlüğün ve hiçliğin anlatı yoluyla sahnelendiği dinamik bir uzamdır. Varlık ve Hiçlik (1943) ve Edebiyat Nedir? (1948) gibi felsefi metinler ile Bulantı (1938) ve Özgürlük Yolları (1945–1949) romanlarının birlikte okunması, felsefenin yazı aracılığıyla ete kemiğe büründüğü bir alanı açığa çıkarır. İlk bölüm, Sartre’ın “kendisi-için-varlık” ve “hiçleşme” kavramlarının anlatıdaki izdüşümlerini inceler: özne, zamanın kırılgan yapısı içinde kaygı, saçma ve rastlantısallıkla karşılaşır. İkinci bölüm, klasik anlatı kalıplarının çözülüşüne odaklanır; olay örgüsü yerini parçalanmış bilinç akışına, kahraman figürü ise kendi çözülüşüne tanıklık eden bir bilince bırakır. Bu anlatı yapısı, varoluşu doğrudan deneyimleme arzusunu yansıtır. Son bölüm, Sartre’ın açtığı bu edebî-felsefi hattın Beauvoir, Duras, Robbe-Grillet ve Sarraute gibi çağdaş yazarlarca nasıl dönüştürüldüğünü tartışır. Onlarda da edebiyat, düşüncenin soyut bir alanı olarak değil, hissedilen bir varoluş biçimi olarak sürer. Sonuçta Sartre’ın romanı, düşüncenin anlatıya dönüştüğü bir “varlık laboratuvarı” olarak belirir; edebiyat, varlığı temsil eden değil, onu dil içinde yeniden kuran bir eylem hâline gelir.
This study examines Jean-Paul Sartre’s novelistic aesthetics in conjunction with his existential ontology, exploring how literature becomes a mode of philosophical action. For Sartre, the novel is neither a passive reflection of reality nor a mere ideological instrument; rather, it is a dynamic space where existence, freedom, and nothingness are staged through narrative. A comparative reading of philosophical works such as Being and Nothingness (1943) and What Is Literature? (1948) alongside novels like Nausea (1938) and The Roads to Freedom (1945–1949) reveals a domain where philosophy takes on tangible form through writing. The first section analyses the narrative projections of Sartre’s key concepts, “being-for-itself” and “nothingness.” Within the fragile temporality of the novel, the subject encounters anguish, absurdity, and contingency. The second section focuses on Sartre’s subversion of classical narrative conventions: the plot gives way to a fragmented stream of consciousness, while the traditional hero is replaced by a consciousness witnessing its own dissolution. This narrative structure reflects the desire to experience existence directly through language. The final section discusses how the literary-philosophical trajectory inaugurated by Sartre is reinterpreted by contemporary writers such as Beauvoir, Duras, Robbe-Grillet, and Sarraute. In their works as well, literature persists as a felt mode of existence rather than an abstract speculation. Ultimately, Sartre’s novel emerges as a “laboratory of being,” where thought is transformed into narrative action; literature does not merely represent existence but continually reconstructs it within the movement of language.
Sartre ontology existentialism literature phenomenology of narration
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | 20. Yüzyıl Felsefesi |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 30 Mart 2025 |
| Kabul Tarihi | 19 Ekim 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 7 Ocak 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.26650/arcp.1668411 |
| IZ | https://izlik.org/JA32SM26UN |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 63 |