Bu çalışma, Nevevî’nin haberî sıfatlara ilişkin yaklaşımını, İslâm düşünce tarihinde önemli bir kırılma noktası oluşturan Hanbelî itikadî çizgi ile kelâmî te’vil geleneği arasındaki konumunu ortaya koymak amacıyla ele alınmıştır. Kur’ân-ı Kerim ve hadislerde geçen, lafzî anlamları itibariyle teşbih ve tecsîm çağrışımı yapan bazı ifadeler, İslâm ilim geleneğinde “haberî sıfatlar” olarak isimlendirilmiştir. Bu tür ifadelere yönelik anlam arayışları, ilk dönemlerden itibaren âlimlerin dikkatini çekmiş, farklı metodolojik eğilimlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Böylelikle İslâm düşüncesinde, nasların zahirî anlamına bağlı kalma ile onları aklî yorum çerçevesinde te’vil etme arasında köklü bir tartışma doğmuştur. Teşbih ve tecsîm anlayışı, sınırlı bazı fırka ve çevreler dışında genel kabul görmemiş, çoğunluk tarafından reddedilmiştir. Buna karşılık, hadis merkezli bir din anlayışını esas alarak nasların zahirine bağlı kalmayı savunan Hanbelî âlimlrinin, aklî yorumları çoğunlukla ikincil bir planda değerlendirmiş ve kelâm ilmini bid‘at kabul etmişlerdir. Öte yandan, nasların yanında akla da belirgin bir rol tanıyan kelâmcılar ise te’vil yöntemini benimseyerek Yüce Allah’ın tenzihi açısından bu yaklaşımı zaruri görmüşlerdir. Bu iki eğilim arasındaki ihtilaf, yalnızca ilmî tartışmalara değil, zaman zaman toplumsal ve siyasal boyutları olan gerilimlere de yol açmıştır. Tarihsel süreçte te’vil karşıtı Hanbelî söylem ile te’vili savunan kelâmî çizgi, İslâm toplumlarında farklı dönemlerde farklı ağırlıklarla etkisini sürdürmüştür. Günümüzde de benzer tartışmalar farklı biçimlerde devam etmektedir. Çağdaş Hanbelî eğilimli bazı yazarlar, nasların zahirî anlamına bağlı kalmayı savunarak te’vili reddetmekte; buna karşılık kelâmî geleneği benimseyen ilim çevreleri, te’vili gerekli görerek tarihsel çizgiyi sürdürmektedir. Her iki yaklaşım da kendi görüşlerini meşrulaştırırken geçmişte otorite kabul edilen âlimleri referans göstermişlerdir. Bu bağlamda Nevevî, özellikle hadis ve fıkıh alanındaki otoritesi sebebiyle, her iki tarafın da sıkça atıfta bulunduğu bir isim olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada, Nevevî’nin haberî sıfatlar konusundaki telakkisi, söz konusu iki yaklaşım arasındaki konumunun tespit edilmesi amacıyla ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Giriş kısmında, erken dönem âlimlerinin müteşâbih naslara bakışı ve kelâm ilmine dair değerlendirmeleri özetlenmiştir. Devamında Hanbelî akaid âlimlerinin görüşleri ile kelâmcıların te’vil merkezli yaklaşımları mukayeseli olarak ele alınmıştır. Daha sonra Nevevî’nin konuyla ilgili yorumları, bu iki çizgi ışığında değerlendirilmiş; onun görüşlerinin hangi yönleriyle Hanbelî geleneğe, hangi yönleriyle kelâmcıların yaklaşımına yakınlık gösterdiği ortaya konulmuştur. Böylece Nevevî’nin İslâm düşünce tarihindeki yeri, haberî sıfatlar bağlamında tespit edilmiştir.
Etik kurul kararını gerektiren bir çalışma değildir.
Yoktur
This study addresses al-Nawawī’s approach to the scriptural attributes (ṣifāt khabariyya) with the aim of situating his position between the Hanbalī doctrinal line and the kalām tradition of figurative interpretation (taʾwīl), a crucial point of divergence in the history of Islamic thought. Certain Qurʾānic and ḥadīth expressions, which in their literal meaning evoke anthropomorphism (tashbīh and tajṣīm), have been designated within the Islamic scholarly heritage as scriptural attributes. Efforts to understand such expressions have attracted scholarly attention since the earliest period and laid the groundwork for distinct methodological orientations. Consequently, a profound debate emerged within Islamic thought between adherence to the apparent meaning of the texts and their rational interpretation. The notions of tashbīh and tajṣīm were generally rejected, except by some marginal sects and circles. By contrast, Hanbalī creed scholars, who upheld a ḥadīth-centered approach to religion and adhered to the apparent meaning of the texts, relegated rational interpretations to a secondary plane, and often regarded kalām as an innovation (bidʿa). On the other hand, theologians (mutakallimūn), granting reason a significant role alongside revelation, adopted taʾwīl and considered it indispensable for safeguarding divine transcendence (tanzīh). The divergence between these two tendencies not only led to scholarly debates but also, at times, gave rise to tensions with social and political dimensions. Throughout history, the Hanbalī discourse opposing taʾwīl and the kalām-oriented defense of taʾwīl continued to exert influence in Islamic societies with varying degrees of emphasis. Similar debates continue today in different forms. Some contemporary authors inclined toward Hanbalism advocate adherence to the literal meaning of the texts and reject taʾwīl; by contrast, scholarly circles rooted in the kalām tradition uphold the necessity of taʾwīl, thereby continuing the historical trajectory. Both approaches legitimize their views by referring to past authorities. Within this context, al-Nawawī—particularly due to his recognized authority in ḥadīth and jurisprudence—has emerged as a figure frequently cited by both sides. In this study, al-Nawawī’s conception of the scriptural attributes is analyzed in detail to determine his position between these two approaches. The introduction provides an overview of early scholars’ perspectives on ambiguous (mutashābih) texts and their assessments of kalām. This is followed by a comparative discussion of the views of Hanbalī creed scholars and the mutakallimūn advocating taʾwīl. Subsequently, al-Nawawī’s interpretations on the matter are examined in light of these traditions, demonstrating which aspects of his thought resonate with Hanbalī positions and which align with the kalām approach. Thus, al-Nawawī’s place in the history of Islamic thought is more clearly delineated through the lens of the scriptural attributes.
Kalam Nawawī ʿAqīda Hanbaliyya Sifāt khabariyya Tashbīh Taʾwīl
This study does not require ethics committee approval.
there is no
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Kelam |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 7 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 9 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 23 Sayı: 2 |

Kader Creative Commons Atıf-Gayriticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.