Modern dönemde Batı’da cereyan eden bilimsel, teknolojik ve entelektüel gelişmeler, İslâm dünyasında klasik ilim anlayışını da yeniden gözden geçirme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Anadolu, Hint Alt Kıtası ve Mısır gibi Müslüman coğrafyalarda yaşayan ilim ve fikir adamları, dinî ilimlerin yeniden canlandırılması noktasında bir yenilenme arayışına yönelmiştir. Kelâm ilmini de kapsayan bu yenilenme hareketi çerçevesinde klasik meseleler incelendiği gibi, kelâm ilminin aksayan yönlerinin ele alındığı, çağın ihtiyaçları karşısında farklı yaklaşım ve yöntemlerin ortaya konduğu bir süreç başlamıştır. Bu çerçevede Müslüman düşünürlerin bir kısmının, İslâm’ı savunmada yetersiz kalınan hususların tespitine ve dinin özünü oluşturan esaslar ile dinî yaşantıya zaman içerisinde eklenen farklı geleneklerin ayrıştırılmasına odaklandığı görülmektedir. Bu kapsamda sünnetin dinî bilginin kaynağı olarak itikâdî meselelerde esas alınmasına ilişkin çeşitli yaklaşımlar tezahür etmiştir. Nitekim itikâdî meselelerde dinî bilginin kaynağı olarak sünnete başvurulmasında bilginin güvenilirliğine odaklanıldığı gibi İslâmî vizyonun aktarılmasında sünnetin otoritesini öne çıkaran yaklaşımlar da ortaya konmuştur. Bu kapsamda yeni ilm-i kelam döneminin müellifleri arasında sayılan ve her biri bulunduğu coğrafyada önemli izler bırakan Seyyid Ahmed Han, Muhammed Abduh ve İsmail Hakkı İzmirli gibi önemli isimlerin sünnetin dindeki rolüne ilişkin yaptığı değerlendirmeler, o dönemde sünnete bakışa dair farklılıkların anlaşılması açısından değerlidir. Bu önemli düşünürler içerisinde Seyyid Ahmed Han’ın, sünnete ilişkin geleneksel mirasa karşı daha çok negatif bir tavır sergilediğini söylemek mümkündür. Muhammed Abduh’un ise sünneti ele alırken geleneksel kabuller ile taklidi ayrıştırma gayesine odaklanarak dinin özüne uygun bir sünnet tasavvuru ortaya koymaya çalıştığı görülmektedir. Buna karşılık İsmail Hakkı İzmirli ise sünneti oldukça geniş bir perspektifle incelemektedir. O, geleneksel İslâm ilim mirasına değer vermekle birlikte, sünnetin bilgi değeri konusunda daha kapsamlı ve derinlikli bir bakış sunmaktadır. Bu çalışma, itikadî meselelerde sünnetin bilgi kaynağı ve delil olma değeri noktasında İsmail Hakkı İzmirli’nin yaklaşımını ele almayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede İzmirli’nin sünnet tasavvurunu daha iyi konumlandırma imkanı sunması açısından modern dönemde sünnet hakkındaki farklı yaklaşımlardan örnekler sunulmaya çalışılmıştır. Nitekim o, sünnet hakkında menfi bir tutum benimsememiş ve sünnet kavramını sınırlı bir perspektifle ele almamıştır. Öyle ki İzmirli, kelam ilmine dair yazdığı eserinin gayesini Hz. Peygamber’i ve sünnetini sevdirmek olarak belirlemektedir. O, akâid esaslarının tespitinde kesin bilgiye olan ihtiyacı dile getirmekte ve kesinliğinden şüphe duyduğu sünnetten nakiller hakkında detaylı araştırmalar yapmak suretiyle bunları kabul veya reddettiğini ifade etmektedir. Ele aldığı konuların çözümünde bu titizliği gösterdiğini söylemek mümkündür. Nitekim esmâ-i ilâhînin tespitinde ve haberî sıfatlar konusunda ayet ve güvenilir hadislerin esas alınması gerektiğini belirtmektedir. O, Kitap, sünnet, sahabe, tabiûndan oluşan önemli âlimlerin eserlerinde yer almayan ve hakkında bilgi sahibi olunmayan lafızların Allah’a nispet edilmemesi gerektiği kanaatini paylaşmaktadır. Yine gayba ilişkin konulardan olan mehdînin zuhûru meselesinde de bu hassasiyeti göstermektedir. O, hadis ilminin kriterlerini de göz önünde bulundurarak ilgili rivayetlerin sıhhat değerini ortaya çıkarmakta ve konuyla ilgili kanaatini bu neticeyle uyumlu bir şekilde ortaya koymaktadır. İzmirli’nin, itikadî konularda bilginin kesinliği prensibine olabildiğince bağlı kaldığı, bununla birlikte dinî anlayışın yerleşmesinde Hz. Peygamber’in sunduğu vizyonu göz ardı etmediği anlaşılmaktadır.
Bu çalışma Prof. Dr. Mahmut Çınar danışmanlığında Ocak 2024 tamamladığımız “Kelam İlminde Sünnet’in Delaleti Meselesi” (Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) başlıklı doktora tezi esas alınarak hazırlanmıştır. Bu çalışmanın hazırlanma sürecinde bilimsel ve etik ilkelere uyulduğu ve yararlanılan tüm çalışmaların kaynakçada belirtildiği beyan olunur.
The scientific, technological and intellectual developments that have taken place in the West in the modern period have revealed the need to reexamine the classical understanding of science in the Islamic world. scholars and intellectuals living in Muslim regions such as Anatolia, the Indian Subcontinent and Egypt sought a renewal in terms of revitalizing religious sciences. In this process, various approaches have emerged regarding the use of the Sunnah as a source of religious knowledge in matters of faith. In this context, it is seen that some muslim thinkers focused on identifying the inadequacies in defending Islam and on separating the principles that constitute the essence of religion from the traditions that have been added to religious life over time. The evaluations of important names such as Seyyid Ahmed Khan, Muhammed Abduh and İsmail Hakkı İzmirli, who are considered among the authors of the new period of theology and who each left an important mark on the geography in which they lived, regarding the role of the sunnah in religion, are valuable in understanding the differences in the perspectives on the sunnah at that time. Among these important thinkers, it can be said that Sayyid Ahmed Khan exhibited a more negative attitude towards the traditional legacy of sunnah. Muhammad Abduh, on the other hand, focused on distinguishing traditional assumptions from imitation in his discussion of the sunnah and attempted to present a vision of the sunnah that was in line with the essence of the religion. In contrast, İsmail Hakkı İzmirli examines the sunnah from a broader perspective. While he values the legacy of traditional Islamic scholarship, he offers a more comprehensive and in-depth perspective on the epistemic value of the sunnah. This study aims to address İsmail Hakkı İzmirli's approach to the sunnah as a source of information and evidence in matters of faith. In this context, examples from different approaches to sunnah in the modern era have been presented to better position Izmirli's concept of sunnah. Indeed, he did not adopt a negative stance on sunnah and did not approach the concept from a limited perspective. Izmirli defines the aim of his work on the Kalām as to instill love for the Prophet Muhammad and his sunnah. While he values the traditional Islamic scientific heritage, he offers a more comprehensive and in-depth view of the knowledge value of the Sunnah. He expresses the need for precise information in determining the principles of aqaid that he accepts or rejects the transmissions from the Sunnah, the accuracy of which he doubts, by making detailed research on them. It is possible to say that he showed this meticulousness in solving the issues he dealt with. It is understood that Izmirli adhered to the principle of certainty of knowledge in matters of faith as much as possible, but did not ignore the vision presented by the Prophet in establishing religious understanding.
This article is extracted from my doctorate dissertation entitled “The Denotation of Sunnah in the Science of Kalam”, supervised by Prof. Dr. Mahmut Çınar (Ph.D. Dissertation, Gaziantep University, Gaziantep, 2024). It is declared that scientific and ethical principles have been followed while carrying out and writing this study and that all the sources used have been properly cited.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Kelam |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 26 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 25 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 23 Sayı: 2 |

Kader Creative Commons Atıf-Gayriticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.