Klasik kelâm literatüründe “eşyanın hakikati sabittir” ilkesi, dış dünyanın gerçekliği ve bilginin imkânı problemini temellendiren en temel ilkelerden biridir. Bu ilke, insanın dış dünyada karşılaştığı nesne ve olguların zihinden bağımsız, sabit bir varlık zemini bulunduğu düşüncesine dayanmaktadır. Böylece bilginin nesnel bir temelde kurulabilmesi ve varlığın akılla kavranabilir bir düzene sahip olması mümkün hâle gelmektedir. Kelâmcılar, özellikle sofistlerin “hakikat yoktur” veya “bilgi mümkün değildir” iddialarına karşı geliştirdikleri mantıksal argümanlarla bu ilkeyi sistemleştirmiştir. Onlara göre hakikatin sabitliği, bilginin doğruluk ölçütünü belirleyen ve insan idrakinin güvenilirliğini temellendiren zorunlu bir ilkedir. Zira eşyanın hakikati sabit değilse, bilginin hem değeri hem de nesnelliği ortadan kalkar. Bu yaklaşım, insan bilgisinin duyular ve akıl aracılığıyla ulaşabileceği bir gerçeklik alanının bulunduğu fikrine dayanmaktadır. Duyular dış dünyanın verilerini insana taşırken, akıl bu verileri düzenleyip anlamlandırarak bilgiye dönüştürmektedir. Böylece hakikatin sabitliği ilkesi, bilginin hem epistemolojik hem de ontolojik güvenilirliğini sağlayan bir çerçeve sunmaktadır. Modern dönemde kuantum mekaniği, doğayı mutlak determinizmden kopararak bu klasik anlayışa meydan okuyan yeni bir perspektif geliştirmiştir. Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, Bohr’un tamamlayıcılık yaklaşımı ve Schrödinger’in süperpozisyon ilkesi gibi kavramlar, gerçekliğin gözlemden ve bağlamdan bağımsız bir biçimde sabit olarak var olduğu fikrini sarsmıştır. Kuantum düzeyinde varlık artık sabit bir öz değil; olasılıklar, ilişkiler ve ölçüm koşulları içinde beliren bir fenomen olarak anlaşılmaktadır. Bu paradigma değişimi, klasik kelâmın metafizik ilkeleriyle karşılaştırıldığında, bilginin ve hakikatin doğasına dair kadim tartışmalara çağdaş bir boyut kazandırmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma, kelâm geleneğinin “eşyanın hakikati sabittir” ilkesini hem tarihsel hem de kavramsal açıdan ele almakta ve modern bilimin ortaya koyduğu epistemolojik açılımlar çerçevesinde yeniden yorumlamayı hedeflemektedir. Araştırmanın yöntemi, doğrudan metin çözümlemesinden ziyade, ilkenin düşünce tarihindeki yankılarını, sofist şüpheciliğine karşı geliştirilen kelâmî argümanları ve bu argümanların modern bilimle kurduğu dolaylı ilişkiyi açıklamaya yöneliktir. Bu bağlamda çalışma, özellikle Gazzâlî ve Fahreddîn Râzî gibi düşünürlerin ontolojiye dair özgün yaklaşımlarına odaklanmakta; onların bilgi, varlık ve hakikat kavrayışlarının kuantumun bağlamsallık ve belirsizlik ilkeleriyle kurabileceği paralellikleri değerlendirmektedir. Böylece “hakikat sabittir” vurgusu, yalnızca durağan bir metafizik ilke olarak değil; aynı zamanda bilgi, gözlem ve anlam arasındaki dinamik ilişkiyi görünür kılan bir düşünsel çerçeve olarak yeniden konumlandırılmaktadır. Sonuç olarak, klasik kelâmın metafizik sabitlik anlayışı ile kuantum fiziğinin olasılıksal gerçeklik tasavvuru arasında doğrudan bir çatışmadan ziyade, hakikatin farklı düzlemlerde ve bağlamlarda açığa çıkabileceğini ima eden tamamlayıcı bir ilişki kurulabileceği öne sürülmektedir. Bu yönüyle çalışma, kelâmın tarihsel mirasını çağdaş bilimsel düşünceyle diyalog içinde yeniden anlamlandırma çabasının bir örneğini teşkil etmektedir.
Kelam Gazzâlî Fahreddîn Râzî Eşyanın hakikati Kuantum mekaniği Belirsizlik ilkesi Süperpozisyon
In classical kalām literature, the principle “the reality of things is truly existing” stands as one of the most fundamental premises grounding both the reality of the external world and the possibility of human knowledge. It rests on the assumption that entities and phenomena possess a stable, mind-independent ontological foundation. This provides the necessary basis for the objectivity of knowledge and for the intelligibility of existence through reason. The mutakallimūn, particularly in response to the Sophists’ claims that “truth does not exist” or “knowledge is impossible,” developed this principle through logical refutations. For them, the fixity of reality is the essential criterion for truth and the foundation of human cognition’s reliability; if reality were not Truly Existing, knowledge would lose both its value and its objectivity. This framework assumes that human knowledge can access a real and intelligible domain through the cooperation of the senses and reason. The senses convey data from the external world, while the intellect organizes and interprets these data to generate knowledge. Thus, the truly existing reality ensures the epistemological and ontological stability upon which valid knowledge depends. Modern quantum mechanics, however, has challenged this classical perspective by breaking with absolute determinism and redefining the relationship between observation and reality. Concepts such as Heisenberg’s uncertainty principle, Bohr’s complementarity, and Schrödinger’s superposition have undermined the assumption that reality exists as a truly existing essence independent of context and measurement. At the quantum level, being is no longer a static substance but a phenomenon emerging within networks of probability, relation, and observation. Accordingly, this study examines the kalām principle of truly existing reality within both historical and conceptual dimensions, reinterpreting it in light of the epistemological insights offered by modern physics. It focuses particularly on al-Ghazālī and Fakhr al-Dīn al-Rāzī, whose ontological analyses reveal a layered conception of existence paralleling the contextual and probabilistic nature of quantum phenomena. Thus, the notion that “reality is truly existing” is reconsidered not as a rigid metaphysical principle but as a dynamic framework linking being, knowledge, and perception. Ultimately, this synthesis suggests a complementary, rather than contradictory, relationship between the metaphysical constancy of kalām and the probabilistic realism of quantum mechanics—revealing truth as both enduring and multifaceted.
Kalām al-Ghazālī Fakhr al-Dīn al-Rāzī The Reality of things Quantum mechanics The principle of uncertainty Superposition
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Kelam |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 27 Ekim 2025 |
| Kabul Tarihi | 25 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 23 Sayı: 3 |

Kader Creative Commons Atıf-Gayriticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.