This study analyzes the weight of demographic cycles within the context of social security mechanisms through the theoretical frameworks of the social contract theory and welfare state models. The aging population and the declining trend in youth participation in the labor force are addressed not merely as economic challenges, but also as issues that jeopardize the functionality of the social contract. While the concept of the social contract is known in modern welfare-oriented states as a fundamental element ensuring intergenerational cohesion, demographic imbalance weakens the sustainability of this contract and diminishes justice across generations. Within this scope, the article aims to examine, primarily through Esping-Andersen’s typology of the three welfare regimes, the transformations in social security mechanisms and the ways in which neoliberal developments have permeated these structures from a theoretical perspective. The increasing dependency ratio caused by the shrinking young workforce, the balance of premium payments, retirement age, and functionality in terms of cost all result in structural ruptures within the system. These ruptures fundamentally undermine the younger generations’ trust in the system and push the legitimacy of social protection mechanisms into question. This study also considers transitional retirement practices, inclusive social security models, and newly emerging social proposals shaped by technological advancements. Ultimately, the paper emphasizes that demographic changes should not only be regarded as quantitative variables but also as normative challenges. It further underlines the necessity of incorporating not only functionality but also fair and just political components in shaping the future of social security mechanisms. In this regard, it is observed that demographic shifts not only amplify pressure on existing mechanisms but also necessitate a restructuring in political decision-making processes.
These transformations, which negatively affect the functionality of the welfare state as a model, tend to produce practices that conflict with the principle of social justice. Therefore, the continuity of intergenerational cohesion must be sustained not only through practical arrangements but also through political approaches rooted in evolving societal values. Accordingly, the future of social security mechanisms must adopt a perspective that combines economic rationality with logical and social legitimacy.
Bu makale çalışmasıyla, demografik döngülerin sosyal güvenlik mekanizmaları bağlamındaki ağırlığı, toplumsal sözleşme kuramı ve refah devleti teorileri çerçevesinde analiz edilmektedir. Git gide yaşlanan toplum ve gençliğin işgücüne katılımının düşüş eğilimi göstermesi, tek başına iktisadi bir olumsuz mesele olmamanın yanında, toplumsal sözleşmenin işlevselliği açısından da bir sorun olarak ele alınmaktadır. Toplumsal sözleşme kavramı, çağdaş bir esenliği benimsemiş devletlerde, nesiller boyunca dirsek temasını temelde alan bir unsur olarak bilinirken; demografik düzensizlik, toplumsal sözleşmenin sürdürülebilirliğini azaltmakta ve nesiller boyu hakkaniyeti zayıflatmaktadır. Bu çerçevede, makale çalışması ile ağırlıklı olarak Esping-Andersen’in üçlü refah rejimi tanımlamasından istifade edilerek, sosyal güvenlik mekanizmalarının dönüşümleri ve neoliberal gelişmelerin nasıl sirayet ettikleri teorik bağlamda muhtelif boyutları ile ele alınmak amaçlanmaktadır. Genç işgücü bağlamında azalmalarla gelen yaşlı bağımlılığı ağırlığı, prim ödeme noktasının dengesi, emeklilik yaşı ve maliyet babındaki işlevsellik gibi muhtelif konularda sistem babında kırılmalara sebebiyet vermektedir. Söz konusu kırılmalar, genç nesillerin sisteme olan inançlarını temelden zedelemekte ve sosyal korunma babındaki sistemlerin meşruiyetlerini düşündürür bir şekle sürüklemektedir. Bu çalışmayla ayriyeten geçişken emeklilik pratikleri, kapsayıcı sosyal güvenlik modelleri ile teknoloji ekseninde gelişen yeni toplumsal öneriler de dikkate alınacaktır. Netice itibariyle, çalışma ile demografik değişimlerin tek başına nicel bir unsur değil, bununla birlikte normatif olan olumsuzluk olarak da ele alınmasının önemli olduğu belirtilmektedir. Sosyal güvenlik mekanizmalarının geleceği hususunda işlevsellik ve adil olan siyasal unsurların da gerekli olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda, demografik yenileşmelerin sadece elde olan hâlihazırdaki mekanizmalara karşı etkiyi büyütmekle sınırlı olmadığı, bununla birlikte politik değerlendirme aşamalarında yeniden şekillenmeyi mecbur hâle getirdiği görülmektedir. Bir model olarak refah devletinin işlevselliğini olumsuz etkileyen bu yenileşmeler, ilkesel olarak sosyal adalet ile ters düşen pratiklerini ardından ortaya koymaktadır. Bu sebepledir ki; nesiller boyu temasın devamlı sürdürülmesi, sadece pratik anlamda olmayıp, bununla birlikte farklı değerler etrafında gelişen siyasi anlayışlarla sürdürülmektedir. Bu istikamette, sosyal güvenlik mekanizmasının geleceği, iktisadi olmanın yanında mantıksal ve toplumsal meşruiyet zeminini birlikte ele alan bir anlayış mecburiyetindedir.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Toplum Felsefesi, Sosyal Güvenlik |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 20 Mayıs 2025 |
| Kabul Tarihi | 23 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Kasım 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 1 Sayı: 2 |