Hiyerofani kavramı çerçevesinde mekân, beden ve doğa arasındaki ilişki, mitolojik düşünce bağlamında ele alınmaktadır. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerinden itibaren mekân, fiziksel bir alan olmasının yanında kutsalın tezahür ettiği, sembolik ve kültürel anlamlarla yüklü dinamik bir yapı olarak da algılanmıştır. Mitolojik anlatılar, mekânın doğa unsurları ve insan bedeniyle kurduğu ilişki üzerinden kutsal olanın görünürlük kazanma biçimlerini açıklayan temel düşünsel çerçeveler sunmaktadır. Bu bağlamda mezarlıklar, kutsal merkezler, tapınaklar ve kentler, insanın varoluşsal arayışının ve evrenle kurduğu ontolojik bağın simgesel yansımaları olarak değerlendirilmektedir. Beden, ruhun geçici mekânı ve kutsalla temasın etkin bir öznesi olarak ele alınırken, mekânın hafıza, kimlik ve anlam üretme kapasitesi vurgulanmaktadır. İnsan bedeni, ritüel pratikler ve davranış kalıpları aracılığıyla kutsal mekânın inşasında ve yeniden üretilmesinde belirleyici bir rol üstlenmektedir. Su, ağaç, dağ ve mağara gibi doğa unsurları ise mitolojik anlatılar ve halk inançları düzleminde kutsalın taşıyıcısı ve aracısı olarak öne çıkmaktadır. Eliade’ın hiyerofani kavramı doğrultusunda yapılan değerlendirmeler, kutsalın mekân, beden ve doğa üzerinden çok katmanlı bir biçimde tezahür ettiğini ortaya koymaktadır. Bu etkileşim, mitik düşüncenin kültürel sürekliliğini ve kutsalın toplumsal hafızadaki kalıcılığını açıklayan temel bir yapı sunmaktadır.
The relationship between space, body, and nature is examined within the framework of the concept of hierophany in the context of mythological thought. From the earliest periods of human history, space has been perceived not only as a physical area but also as a dynamic structure imbued with symbolic and cultural meanings, where the sacred manifests itself. Mythological narratives provide fundamental interpretive frameworks through which the manifestation of the sacred becomes visible via the interaction of space, natural elements, and the human body. In this context, cemeteries, sacred centers, temples, cities, and natural formations are considered symbolic reflections of humanity’s existential quest and its ontological connection with the universe. The body is approached as the temporary dwelling of the soul and as an active agent in encountering the sacred, while space is emphasized as a medium that produces memory, identity, and meaning. Through ritual practices and embodied actions, the human body plays a decisive role in the construction and reproduction of sacred space. Natural elements such as water, trees, mountains, and caves emerge as carriers and mediators of the sacred within mythological narratives and folk beliefs. Evaluations based on Eliade’s concept of hierophany reveal that the sacred manifests itself through a multi-layered interaction between space, body, and nature. This interaction constitutes a fundamental structure that explains the cultural continuity of mythic thought and the persistence of the sacred within collective memory.
This article draws in part on the author’s book Mythology and Space (Çizgi Publishing, 2025), while its conceptual framework and analytical approach have been substantially revised, expanded, and restructured in an original manner.
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Türk Halk Bilimi (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 2 Ocak 2026 |
| Kabul Tarihi | 22 Şubat 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 10 Mart 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.46250/kulturder.1854993 |
| IZ | https://izlik.org/JA45JD57ZE |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Sayı: 28 |