This study explores the decisive role of evaluative concepts such as ḥusn (goodness) and qubḥ (badness) in understanding the notions of truth and falsehood in literary criticism, within the context of theological and philosophical approaches in the Islamic intellectual tradition. The central assumption of this research is that the assessment of any discourse as true or false cannot be separated from the system of values that frames it. In this respect, ḥusn and qubḥ function not merely as moral or theological standards but also as central categories in epistemology and aesthetics. The article first examines the rational interpretations of ḥusn and qubḥ by theological schools such as the Muʿtazila and the Ashʿarites and the implications of these interpretations for the question of literary truth and falsehood. It then discusses the theories of Islamic philosophers like al-Fārābī and Ibn Sīnā, emphasizing that truth is not only the correspondence between word and reality but also harmony with reason and value. The study primarily investigates how philosophical and theological schools of thought found application within the field of Arabic literary criticism. Relatedly, it analyzes how these two theoretical frameworks established criteria for evaluating literary works. Some critics have recognized that an artist, in the process of creating, might employ expressions that are literally contrary to factual truth—metaphorically a kind of “lie.” Yet, they argue, this does not prevent the artist from reaching a deeper level of truth or reality. Critics who adopted this perspective placed aesthetic concern and artistic expression above strict factual accuracy, positioning “beauty” as the primary value. Thus, concepts such as “artistic falsehood” and “creative truth” are reinterpreted through the lens of ḥusn and qubḥ. The research demonstrates that these two concepts are not merely moral yardsticks but also functional analytical tools in literary and intellectual interpretation. Within this context, the work also examines the contributions of Islamic philosophers, who built value concepts on rational and aesthetic foundations. For these thinkers, truth was not simply the agreement between speech and external reality; the beauty inherent in expression or its positive emotional effect on the audience could also serve as a criterion of truth. This approach shows that truth is not only a logical matter but also carries aesthetic, ethical, and psychological dimensions. Ibn Sīnā, in particular, understood truth not merely as an objective correspondence but as part of an integrated framework of being and meaning. This view revealed the crucial link between aesthetics and value in literary criticism. The study further investigates how these deep theological and philosophical debates were received and interpreted by literary critics themselves. Some explicitly accepted that a poet or writer might employ expressions contrary to reality at the verbal or surface level, thus engaging in a kind of artistic “falsehood.” According to them, this did not hinder the artist’s pursuit of ultimate truth within the deeper strata of meaning. What determines value in this perspective is not the exact correspondence between language and external reality, but rather the intrinsic aesthetic quality, the beauty of meaning, and the internal truth that the text conveys. Hence, in certain contexts, the principle of ḥusn could take precedence over a rigid notion of literal truth. For instance, a fictional story or highly metaphorical narrative may not represent historical events chronologically or factually, yet through its message and emotional resonance, it can express a universal truth. This understanding develops a balanced perspective that preserves the autonomy and originality of literary discourse while maintaining its moral and aesthetic dimensions. The study thus examines in detail the critical concepts of “artistic falsehood” (al-kadhib al-fannī) and its counterpart “creative truth,” discussing their intricate relation to ḥusn and qubḥ, the core ethical and ontological categories in Islamic thought. Ultimately, the study reveals that ḥusn and qubḥ are not merely instruments of moral judgment or theological classification but also provide an epistemological and hermeneutic framework for understanding truth and falsehood. The advanced debates between theologians and philosophers profoundly influenced literary taste and critical methodology, laying the groundwork for a holistic approach to literary reading that simultaneously considers both form (aesthetic beauty) and content (value and meaning). Within this approach, ḥusn and qubḥ became fundamental criteria not only for theological discourse but also for literary and philosophical expression, shaping the comprehension of truth and falsehood.
Bu çalışma, edebî eleştiride doğruluk ve yalan kavramlarının anlaşılmasında hüsün ve kubuh gibi değer ölçütlerinin belirleyici rolünü, İslam düşünce geleneğindeki kelami ve felsefi yaklaşımlar ışığında ele almaktadır. Araştırmanın temel varsayımı, bir söylemin doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesinin, onu kuşatan değer sisteminden bağımsız düşünülemeyeceğidir. Bu bağlamda hüsün ve kubuh kavramları, sadece ahlaki ya da teolojik değil; aynı zamanda bilgi kuramı ve estetik açısından da merkezî bir rol oynamaktadır. Bu makalede öncelikle, Mu‘tezile ve Eş‘arîler gibi kelam mezheplerinin hüsün ve kubuha dair yorumları ve bu yorumların edebî doğruluk-yalancılık meselesine etkileri incelenmektedir. Ardından Fârâbî ve İbn Sînâ gibi İslam filozoflarının konuya dair teorileri ele alınmakta ve doğruluğun yalnızca söz ile gerçeğin örtüşmesi değil, aynı zamanda akıl ve değer ile de uyumlu olması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu çalışma, öncelikle felsefi ve kelami düşünce okullarının Arap edebiyatı eleştirisi alanında nasıl bir uygulama sahası bulduğunu incelemektedir. Bununla bağlantılı olarak, bu iki farklı teorik çerçevenin edebî eserlerin analizinde hangi değerlendirme kriterlerini belirlediği de temel bir araştırma konusudur. Nitekim, bazı edebiyat eleştirmenleri, sanatçının eserini ortaya koyarken görünürde, yani lafız düzeyinde, gerçeğe aykırı ifadeler kullanabileceğini veya bir nevi “yalan” söyleyebileceğini kabul etmişlerdir. Ancak onlara göre bu durum, sanatçının asıl hedeflediği derin anlam düzeyinde “doğruya” veya “hakikate” ulaşmasına engel değildir. Bu yaklaşımı benimseyen eleştirmenler, estetik kaygıyı ve sanatsal ifadeyi, katı bir doğruluk kuralının önüne koyarak “güzelliği” birincil değer olarak konumlandırmışlardır. Bu bağlamda “sanatsal yalan” ve “yaratıcı doğruluk” gibi kavramlar, hüsün ve kubuh perspektifiyle yeniden anlamlandırılmaktadır. Bu araştırma, hüsün ve kubuh kavramlarının sadece ahlaki birer ölçüt değil, aynı zamanda edebî ve entelektüel çözümlemede işlevsel terimler olduğunu da ortaya koymaktadır. Çalışma bu bağlamda, İslam filozoflarının katkılarını da incelemektedir. Bu düşünürler, değer kavramlarını aklî ve estetik temeller üzerine inşa ederek özgün yorumlar geliştirmişlerdir. Onlara göre doğruluk yalnızca söz ile dış gerçeklik arasındaki uygunluk değildir; bazen ifadenin kendisinde bulunan güzellik yahut muhatap üzerinde bı- raktığı olumlu etki de doğruluk ölçütü olarak işlev görebilir. Bu yaklaşım, doğruluğun yalnızca mantıksal bir mesele olmayıp aynı zamanda estetik, ahlaki ve psikolojik boyutlar taşıdığını göstermektedir. Özellikle İbn Sînâ, doğruluğu yalnızca nesnel bir uyum ilişkisi değil, aynı zamanda varlık ve anlam bütünlüğü çerçevesinde değerlendirmiştir. Bu bakış, edebiyat eleştirisinde estetik ile değer arasındaki bağlantının önemini ortaya koymuştur. Araştırmada ayrıca, sözü edilen bu köklü felsefi ve kelami tartışmaların, bizzat edebiyat eleştirmenleri tarafından nasıl algılandığı ve değerlendirildiği de ayrıntılı bir biçimde incelenmektedir. Zira bazı eleştirmenler, bir şairin ya da yazarın, eserinin lafız düzeyinde veya görünürde gerçeğe aykırı ifadeler kullanabileceğini, yani bir nevi “yalan” söyleyebileceğini açıkça kabul etmişlerdir. Onlara göre bu durum, sanatçının asıl hedeflediği derin anlam katmanında, nihai hakikati dile getirmesine bir engel teşkil etmemek- tedir. Bu yaklaşımda belirleyici olan, sözün dış gerçeklikle birebir örtüşüp örtüşmemesinden ziyade, metnin kendi içinde taşıdığı estetik değerin, anlamın güzelliğinin ve içsel doğruluğunun esas alınmasıdır. Dolayısıyla, hüsün kavramı, kimi bağlamlarda katı bir zâhirî doğruluk ilkesinin önüne geçebilmiştir. Örneğin, kurgusal bir hikaye yahut yoğun mecazi bir anlatım, yaşanan olayların birebir kronolojik gerçeğini yansıtmasa dahi, okura verdiği mesaj ve telkin ettiği duygu itibariyle evrensel bir hakikati temsil edebilir. Bu anlayış, edebî söylemin kendine has özerk yapısını ve özgünlüğünü korurken, aynı zamanda onun değer boyutunu da göz ardı etmeyen dengeli bir perspektif geliştirmiştir. Çalışma, “sanatsal yalan” ve buna karşılık gelen “yaratıcı doğruluk” gibi kritik kavramları kapsamlı bir şekilde ele almakta ve bu kavramların, İslam düşüncesindeki temel ahlaki ve ontolojik kategoriler olan hüsün ve kubuh anlayışlarıyla olan girift irtibatını tartışmaktadır. Edebiyat, doğası gereği, çoğu zaman bilinçli bir hayal ürünü, sanatsal bir kurgu yahut bu tür kurgusal öğeler içerir. Ancak bu tür bir “yalan”, estetik ve düşünsel açıdan paha biçilmez bir değer taşımakta; okurun zihninde, basit bir olgusal ifadenin yaratabileceğinden daha derin, daha sarsıcı bir hakikat algısı oluşturabilmektedir. Dolayısıyla, edebî söylemdeki yalanı ahlaki veya mantıksal bir kusur olmaktan çıkaran bu anlayış, onu hakikati alışılagelmişin dışında, farklı bir yoldan açığa çıkaran ve daha vurucu kılan estetik bir yöntem olarak yeniden değerlendirmiştir.
يتناول هذا البحث العلاقة المعقّدة بين المفاهيم القيمية مثل الحُسن والقُبح، ومفهومَي الصدق والكذب، من خلال منظور النقد الأدبي وذلك عند الفلاسفة والمتكلّمين في التراث العربي الإسلامي، تنطلق هذه الدراسة من فرضية أنّ الحُكم على صدق خطابٍ ما أو كذبه -سواء كان أدبيًا أو فلسفيًا أو دينيًا- لا يتمّ بمعزل عن البنية القيمية والثقافية التي تُؤطره، وأنّ مفهومي الحُسن والقُبح كان لهما دور محوري في ضبط معايير الصدق والكذب داخل النقدين الفلسفي والكلامي، يعتمد البحث على قراءة تحليلية مقارنة لمواقف كبار المتكلّمين من المعتزلة والأشاعرة و الماتريدية في مسألة الحُسن والقُبح، وكيف انعكس ذلك على تصورهم للصدق والكذب في الخطاب الديني والأدبي، كما يستعرض مواقف الفلاسفة، كالفارابي وابن سينا، الذين قدّموا تأصيلات عقلانية وجمالية لمفاهيم القيم، وبيّنوا أنّ الصدق ليس مجرد تطابق بين القول والواقع، بل قد يرتبط أحيانًا بما هو "حسن" في ذاته أو في أثره على المتلقي، وكذلك يُبرز هذا البحث كيفية تعامل النقاد مع هذه الخلفيات الفلسفية والكلامية في تقويمهم للأدب، سواء من جهة بنيته الجمالية أو من جهة مصداقيته القيمية، فبعض النقاد رأى أنّ الأديب قد يكذب في الظاهر لكنّه يصدق في المعنى، مما يجعل معيار "الحُسن" مقدّمًا على "الصدق الظاهري"، كما يناقش البحث مسألة "الكذب الفنيّ" و"الصدق الإبداعي"، وارتباطهما بتصورات الحُسن والقُبح، في المحصّلة يسعى البحث إلى تبيين أنّ مفهومي الحُسن والقُبح ليسا مجرد أدوات أخلاقية أو لاهوتية، بل يشكلان إطارًا معرفيًا وتأويليًا لفهم الصدق والكذب في الأدب، وأنّ جدل المتكلّمين والفلاسفة حول هذه المفاهيم قد أثّر بعمق في طرائق التذوق والتقويم النقدي، ومهّد لقراءة أدبية تقوم على الجمع بين الجمال والقيمة، وبين الشكل والمضمون، وبين الواقع والمتخيل.
| Birincil Dil | Arapça |
|---|---|
| Konular | İslam Felsefesi, Arap Dili ve Belagatı, Kelam |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 6 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 3 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| DOI | https://doi.org/10.15370/maruifd.1779305 |
| IZ | https://izlik.org/JA62KZ88BH |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 69 Sayı: 69 |
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi açık erişimli bir dergidir
Açık Erişim Politikası için tıklayınız.