Roma İmparatorluğu için İskenderiye şehri uzun yıllar önemini korumuştur. Hem Doğu Akdeniz’e hâkim stratejik konumu hem de Hellenistik kültürün merkezi olması gelişmiş şehir örgütlenmesine, kültürel ve entelektüel faaliyetlerin şehirde özgürce görülmesine ortam hazırlamıştır. Fakat MS III. yüzyılda yaşanan veba salgını şehrin canlılığına büyük darbe vurmuş; toplumsal, ekonomik ve hatta bireylerde psikolojik çöküşü beraberinde getirmiştir. Yaşanan ekonomik sıkıntılar ve insanların en sevdiği kişileri (ve tabii ki kendilerini) tehdit eden veba salgını doğal olarak insanın anlam arayışı içerisine girmesine neden olmuştur. Anlam arayışı içerisindeki insanın başvuru kaynaklarından birisi de yüzyıllar önce Eski Yunanca yazılan ve salgın zamanında canlılığını koruyan Platon’un eserleridir. Eserlerinde ruh-beden ilişkisini temel alan Platon’un asıl amacı ise insanın kim olduğunu ve mutluluğun kaynağını sorgulamaktır. O insanın asıl karakterinin ruhu olduğunu, bedenin ise maddi ve ölümlü bir yanılsamadan ibaret olduğunu vurgulamaktadır. Ruh beden içine hapsolmuş saf bir kimliktir. Eğer insan ölçüsüz bedensel hazlardan arınabilirse ruhunu özgür bırakmaya yaklaşacak; o an tanrısal saflık ile tekrardan biraya gelmek için uygun ortamına kavuşacağı hayali ile daha mutlu olacaktır. Önceki cümlede kısaca özetlediğimiz, çalışmamızda detaylarına yer verdiğimiz bu düşünce salgın ve kriz zamanında insanlar için anlamın temel dayanaklarından birisi haline gelmiştir.
İskenderiye şehrinde uzun süredir varlığını koruyan Hellenistik felsefe, şehirde yaşayan Yahudi gruplar arasında çoktandır kendini göstermektedir. Etkileşimin örneklerinden birisi olan Yahudi Philon, Platon’un felsefesinden etkilenerek eserlerini yazmıştır. Onun tarafından MS I. yüzyılda yazılan eserler kendisinden sonraki dönemin hazırlığı niteliğindedir. MS III. yüzyılda başlayan salgın ve toplumsal kriz şehrin nüfusunu etkileyerek gündelik yaşamı tehdit eder niteliğe dönüşmüştür. Pagan Plotinos kurtuluşu Platon’un felsefesini daha da geliştirerek bulmuştur. Yeni-Platoncu olarak isimlendirilecek felsefi sistemde ruh-beden ilişkisi, bedenin geçici konumu ve ruhun kutsal bir’e ulaşma isteği çerçevesinde insanın gündelik hazlar peşinde koşmaması gerekliliği gösterilmeye çalışılmıştır. Benzer bir geliştirme İskenderiyeli Hıristiyan azizler arasında da görülmektedir. Aziz Klement ve Origenes, Hıristiyan inancını Platon felsefesi ile uzlaştırmaya hatta birleştirmeye çalışmışlardır. Onların da temel amacı Yeni-Platoncu düşünceye benzemektedir. Platon’un ruh-beden ve tanrı anlatımları Hıristiyanlık felsefesine uygulanabilir niteliktedir. Bu bağlamda onların gözünde Platon âdeta Hıristiyan din adamı gibi ruhun zaferini ve kusursuz Tanrı ile buluşmasını müjdelemektedir. Bu bilgiler ışığında çalışmamızın temel amacı Platon felsefesinin (diğer Eski Yunan felsefecilerinin bilinmesine rağmen) İskenderiyeli pagan ve Hıristiyan bilginler arasında ilgi odağı olmasının tarihsel sebeplerini anlama çabasıdır.
Dinler Tarihi Kilise Babaları Yeni-Platoncu Felsefe Veba Salgını Antik Çağ’da Hıristiyanlık Antik Çağ’da Sudûr Düşüncesi İskenderiye
The city of Alexandria retained its importance for many years for the Roman Empire. Its strategic location, commanding the Eastern Mediterranean and its status as the center of Hellenistic culture, fostered a sophisticated urban organization and fostered the free flow of cultural and intellectual activities within the city. However, a plague epidemic in the 3rd century AD dealt a significant blow to the city’s vitality, bringing about social, economic, and even psychological collapse for individuals. The economic hardships experienced and the plague, which threatened those most dear to people (and, of course, themselves), naturally led to a search for meaning. One of the sources of reference for those searching for meaning were the works of Plato, written centuries ago in Ancient Greek and still vibrant during the plague.
Hellenistic philosophy, which has long existed in the city of Alexandria, has long been evident among the Jewish groups living in the city. One example of this interaction is the Jewish Philo, who wrote his works influenced by Plato’s philosophy. His works, written in the first century AD, serve as a prelude to the era that followed. The epidemic and social crisis that began in the third century AD affected the city’s population, threatening daily life. The pagan Plotinus found salvation in the systematization of Plato’s philosophy. In what would become known as the Neoplatonic system, the relationship between the soul and body, the temporary status of the body, and the soul’s desire to attain the divine one, sought to demonstrate the necessity of humankind's avoidance of pursuit of everyday pleasures within the framework of the soul-body relationship, the body’s temporary status, and the soul’s desire to attain the divine. A similar systematization is also seen among Alexandrian Christian saints. Saints Clement and Origen attempted to reconcile and even unite Christian thought with Platonic philosophy. Their fundamental aim was similar to Neoplatonic thought. Plato’s descriptions of the soul, body, and god were applicable to Christian philosophy. In this context, in their eyes, Plato, like a Christian theologian, heralded the triumph of the soul and its perfect union with God. The primary purpose of our study is to understand the historical reasons why Plato’s philosophy (despite the knowledge of other ancient Greek philosophers) became a focus of interest among Alexandrian pagan and Christian scholars.
History of Religions Church Fathers Neoplatonic Philosophy Plague Epidemic Christianity in Antiquity Theory of Procession in Antiquity Alexandria
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Dinler Tarihi, Hrıstiyanlık Araştırmaları |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 13 Nisan 2025 |
| Kabul Tarihi | 2 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 7 Sayı: 2 |