Osmanlı’nın Kuruluş Sürecinde Selçuklularla İlişkileri
Öz
Bu makalede Osmanlı Beyliği’nin kuruluş sürecinde Selçuklu Devleti ile münasebetleri ve Selçuklu tevarüsü tetkik edilmekte ve Türk Devlet geleneğinin sürekliliğine vurgu yapılmaktadır. Anadolu, Sultan Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferiyle Türk yurdu olmaya başlamıştır. Bu zaferin ürünü olarak Türkiye Selçuklu Devleti, 1040 yılında Horasan’da kurulan Büyük Selçuklu Devleti’nin bir şubesi ve devamı olarak 1075 yılında Arslan Yabgu’nun torunu Kutalmışoğlu Süleymanşah tarafından İznik’te varlığını ilan etmiştir. Oğuzların Kayı boyuna mensup Ertuğrul Gâzi’nin ataları da Anadolu’nun ilk fethi sırasında Sultan Tuğrul Bey ve Alparslan’ın emirleriyle Ahlat’a gelmiştir. Ertuğrul Gâzi, 1230 Yassıçemen Savaşında Selçuklu saflarında yer almış, I. Alâeddin Keykubad tarafından Ankara civarındaki Karacadağ kendisine yurt olarak verilmiştir. Ertuğrul Gâzî, Selçuklu sultanı adına Karacahisar’ı fethedince uç beyi olarak Söğüt’e görevlendirilmiştir. Ertuğrul Gâzi’nin vefatından sonra bu görev oğlu Osman Gâzi’ye tevarüs etmiştir. Bu gelişme Osmanlı Beyliğine siyasi meşruiyet bahşederek genişleme fırsatı tanımıştır. Selçuklu Devleti’nin 1243 Kösedağ Savaşı sonrası zayıflaması ile II. Mesud ve III. Alâeddin Keykubad’ın Moğollarca tahtan indirilmesi, Anadolu’da merkezi otoritenin çözülmesine ve beylerin fiilen bağımsız hareket etmesine sebep olmuştur. Bu ortamda Osmanlı Beyliği, uç beyliği geleneği ve gazâ ülküsünü kullanarak Bizans sınırında etkin bir güç hâline gelmiştir. Hutbe okutma ve menşur alma gibi sembolik uygulamalar, Osmanlıların Selçuklu otoritesine bağlılık göstermesine rağmen fiilen bağımsız olduklarını ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler
Ottoman–Seljuk Relations in the Process of Ottoman Foundation
Öz
This article examines the relations between the Ottoman Beylik and the Seljuk State during the Ottoman foundation period and explores the Seljuk legacy inherited by the Ottomans, thereby emphasizing the continuity of the Turkish state tradition. Anatolia began to transform into a Turkish homeland after Sultan Alp Arslan’s victory at Manzikert in 1071. As a consequence of this victory, the Sultanate of Rum—founded in 1075 in İznik by Süleymanşah, the grandson of Arslan Yabghu—emerged as a branch and continuation of the Great Seljuk Empire, which had been established in 1040 in Khurasan. The ancestors of Ertuğrul Gazi, of the Kayı branch of the Oghuz Turks, also came to Anatolia during the first wave of conquests under Sultan Tughril Beg and Alp Arslan, settling around Ahlat. Ertuğrul Gazi took part in the Seljuk ranks in the Battle of Yassıçemen in 1230, and Sultan Alaeddin Keykubad I granted him the region of Karacadağ near Ankara as a yurt. After Ertuğrul Gazi conquered Karacahisar on behalf of the Seljuk sultan, he was appointed as an uç beyi in Söğüt. Upon his death, this post passed to his son Osman Gazi, thereby giving the nascent Ottoman Beylik political legitimacy and an opportunity to expand. Following the weakening of the Seljuk State after the Battle of Köse Dağ in 1243 and the Mongol deposition of Sultan Mesud II and Alaeddin Keykubad III, central authority in Anatolia collapsed, enabling local beys to act autonomously. In this environment, the Ottoman Beylik rose as a significant frontier power by drawing on the tradition of the uç beyliği and the ideal of ghaza along the Byzantine border. Symbolic practices such as delivering the Friday sermon (khutba) in the Seljuk sultan’s name and receiving a manshur demonstrated nominal Seljuk suzerainty, yet in practice the Ottomans exercised de facto independence.
Anahtar Kelimeler
Yazarlar bu çalışma için finansal destek almadığını beyan etmiştir.
Bu çalışmanın, özgün bir çalışma olduğunu; çalışmanın hazırlık, veri toplama, analiz ve bilgilerin sunumu olmak üzere tüm aşamalarından bilimsel etik ilke ve kurallarına uygun davrandığımı; bu çalışma kapsamında elde edilmeyen tüm veri ve bilgiler için kaynak gösterdiğimi ve bu kaynaklara kaynakçada yer verdiğimi; kullanılan verilerde herhangi bir değişiklik yapmadığımı, çalışmanın Committee on Publication Ethics (COPE)' in tüm şartlarını ve koşullarını kabul ederek etik görev ve sorumluluklara riayet ettiğimi beyan ederim. Herhangi bir zamanda, çalışmayla ilgili yaptığım bu beyana aykırı bir durumun saptanması durumunda, ortaya çıkacak tüm ahlaki ve hukuki sonuçlara razı olduğumu bildiririm.