Jeanette Winterson’ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi (2019) adlı romanı, Mary Shelley’nin Frankenstein (1818) eserini teknoloji odaklı bir dünyada cinsiyet, kimlik ve bedenleşmeye ilişkin yirmi birinci yüzyıl kaygıları üzerinden çağdaş okurlar için yeniden kurgular. Tarihsel, spekülatif ve çağdaş anlatıları harmanlayan roman, bilimsel ilerlemeler karşısında öznelliğin akışkanlığını ve dönüşümünü çoklu bakış açılarıyla incelemektedir. Bu çalışma, Frankissstein’ı Rosi Braidotti’nin göçebe öznellik kuramı üzerinden okuyarak, toplumsal cinsiyet, öznellik ve insan deneyiminin geleneksel sınırlarının yerinden edildiği posthüman bir bağlamda kimliğin nasıl inşa edildiğini araştırmayı amaçlamaktadır. Melezlik, hareketlilik ve özcü kategorilere direniş ile tanımlanan Braidotti’nin göçebe özne kavramı, romanda temsil edilen geçişken kimlikleri anlamak için eleştirel bir çerçeve sunmaktadır. Bu çalışma aynı zamanda edebiyatın posthüman öznelliği kuramsallaştırma ve bu bağlamdaki çağdaş kültürel kaygılarla etkileşim kurma kapasitesini vurgular. Böylece, hızlı teknolojik değişimin doğurduğu etik, felsefi ve varoluşsal sorulara yön vermede ve bu sorular üzerine eleştirel düşünme süreçlerinde edebi metinlerin süreğen önemini vurgulamayı amaçlar.
Göçebe Öznellik Cinsiyet Kimlik Bedenleşme Frankissstein Frankenstein
Jeanette Winterson’s Frankissstein: A Love Story (2019) reimagines Mary Shelley’s Frankenstein (1818) for contemporary readers by addressing twenty-first-century anxieties about gender, identity, and embodiment in a technologically driven world. Blending historical, speculative, and contemporary narratives, the novel offers multiple perspectives that explore the fluidity and transformation of subjectivity in the face of scientific advancement. This study aims to read Frankissstein through Rosi Braidotti’s theory of nomadic subjectivity to explore how identity is constructed in a posthuman context where traditional boundaries of gender, subjectivity, and the human experience are destabilised. Braidotti’s notion of the nomadic subject, which is characterised by hybridity, mobility, and resistance to essentialist categorisations, provides a critical framework for understanding the transitional identities portrayed in the novel. Ultimately, this study foregrounds literature’s capacity to theorise posthuman subjectivity and engage with contemporary cultural anxieties related to this condition. In doing so, it aims to foreground the continued relevance of literary texts in navigating and critically reflecting upon the ethical, philosophical, and existential questions arising from rapid technological change.
Nomadic subjectivity Gender Identity Embodiment Frankissstein Frankenstein
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | İngiliz ve İrlanda Dili, Edebiyatı ve Kültürü, Modern ve Postmodern Edebiyat |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 1 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 5 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 2 Mart 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.30794/pausbed.1731780 |
| IZ | https://izlik.org/JA47MF66PX |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Sayı: 73 |
Bu dergide yer alan çalışmalar Creative Commons Atıf 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.