Canlıların dünyevi yaşantısını yitirdiği gerçeklerden biri, ölümdür. Pek çok kültürde ölen kişilerin anısına yaptırılan mezar taşları dini, kültürel, sanatsal ve sosyal aidiyetin güçlü bir sembolüdür. Yaşam ile ölüm arasındaki bağın çeşitli yazı ve bezemeler ile anlatı diline dönüştüğü mezar taşları aynı zamanda ölen kişilerin cinsiyeti, mesleği ve ailesi gibi özellikler hakkında bilgi veren belgelerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da günümüze ulaşan mezar taşları hem tarihin yazıyla desteklendiği somut bir kanıt hem de yapıldıkları devrin sanatsal anlayışını biçim ve süslemeleriyle aktaran sanat eserleridir. Osmanlı toplumunda gelir düzeyi yüksek şahsiyetlerin kentin çeşitli bölgelerine yaptırdıkları sosyal karakterli yapılar işlevlerinin yanı sıra gerek hayırseverlik arzusu gerekse de banilerinin prestij yapıları olarak günümüze ulaşan örnekleriyle dikkat çeker. Sultan 3. Ahmet döneminde tersane eminliği görevinde bulunan Hacı Hüseyin Ağa ve oğlu Sipahi Ağası Mehmet Emin Ağa imar faaliyetlerini kuşaklar boyunca devam ettiren aileler arasındadır. Mehmet Emin Ağa’nın Dolmabahçe semtinde kendi arazileri üzerine 1741 yılında yaptırdığı sebil ve çeşmenin bir parçası olarak yerleştirilen haziresi bu makalenin konusunu oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle mezar taşları üzerindeki kitabeler okunarak mezarların kimlere ait olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda haziredeki 26 mezara Mehmet Emin Ağa, ailesi ve bu aileyle bağlantısı olan kişilerin defnedildiği saptanmıştır. Daha sonra 18. ve 19. yüzyıla ait olan mezarların tipleri, baş-ayak şahidelerinin formları ve başlık stilleri tipolojik olarak sınıflandırılmıştır. Mezar taşlarının süsleme programı geometrik, bitkisel ve nesneli olmak üzere üç ana başlıkta incelenerek detaylandırılmıştır. Bu incelemede Lale Devri ve sonrasında ağırlıklı olarak Batı etkili Rokoko ve Barok üsluplarıyla biçimlenen motif dağarcığına odaklanılmıştır. Bununla birlikte Mehmet Emin Ağa Haziresi mezar taşları hem tipolojik hem de süsleme özellikleri açısından İstanbul ve Anadolu örnekleriyle karşılaştırılarak devir içerisindeki yeri ve önemi sorgulanmıştır.
Yazarlar, çıkar çatışması olmadığını beyan etmiştir.
Makalede yer alan mezar taşlarının kitabelerinin okunmasındaki katkılarından dolayı Öğr. Gör. Muhammet Güray BİZKEVELCİ'ye teşekkür ederiz.
Death is one of the realities through which living beings lose their earthly life. In many cultures, tombstones, erected in memory of the deceased, are powerful symbols of religious, cultural, artistic, and social support. Transforming the bond between life and death into a narrative language through various inscriptions and ornaments, tombstones also serve as documents providing information about the deceased's gender, occupation, and family. The tombstones decaying in Istanbul, the capital of the Ottoman Empire, are both concrete evidence that history is supported by writing and works of art that, through their form and features, convey the artistic understanding of the era in which they were built. In Ottoman society, high-income individuals may have built structures of a social character in various parts of the city, but they also stand out as examples of both charitable donations and the prestige structures of their benefactors. Hacı Hüseyin Agha, who served as the Shipyard Superintendent during the reign of Sultan Ahmet III, and his son, Sipahi Agha Mehmet Emin Agha, were among the families whose construction activities continued for generations. The graveyard, which was placed as a part of the fountain built by Mehmet Emin Ağa on her own land in the Dolmabahçe district in 1741, is the subject of this article.
The study first identified the graves by reading the inscriptions on the gravestones. It was determined that Mehmet Emin Agha, his family, and individuals connected to this family were buried in the 26 graves in the cemetery. The types of graves, the forms of their head and foot panels, and the styles of their capitals, dating from the 18th and 19th centuries, were then typologically classified. The ornamental program of the gravestones was examined and detailed under three main headings: geometric, floral, and object-based. This study focused on the motif repertoire shaped by Western-influenced Rococo and Baroque styles from the Tulip Period and beyond. Furthermore, the Mehmet Emin Agha Cemetery gravestones were compared with examples from Istanbul and Anatolia in terms of both typology and decorative features, and their place and significance within the period were investigated.
The authors have stated that there is no conflict of interest.
We would like to thank Lecturer Muhammet Güray BIZKEVELCİ for his contributions in deciphering the inscriptions on the tombstones included in this article.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Görsel Sanatlar (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 1 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 13 Ocak 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 19 Mart 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.47571/sanatyorum.1776353 |
| IZ | https://izlik.org/JA66TW54HD |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Sayı: 47 |
Bu eser Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.