Dijital çağ, devletlerin iradelerini uluslararası topluma duyurma biçimlerini köklü biçimde değiştirmiştir. Diplomatik notalar ve resmî demeçler gibi klasik araçların yanı sıra artık sosyal medya, devletlerin en üst düzey temsilcileri tarafından doğrudan kullanılan bir iletişim alanı hâline gelmiştir. Devlet başkanları, hükümet başkanları ve dışişleri bakanlarının sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları açıklamalar, bu paylaşımların uluslararası hukuk bakımından tek taraflı beyan sayılıp sayılamayacağı sorusunu gündeme taşımaktadır.
Tek taraflı beyanların bağlayıcılığına ilişkin ölçütler uzun süredir uluslararası yargı kararları ve doktrinle belirlenmiş durumdadır. Sürekli Uluslararası Adalet Divanı’nın Doğu Grönland kararı ile Uluslararası Adalet Divanı’nın Nükleer Denemeler davası, bu konuda yön verici içtihatlar oluşturmuştur. Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun 2006 tarihli Rehber İlkeleri ise bu ölçütleri sistematik bir çerçeveye oturtarak, bağlayıcılığın istisnai fakat mümkün olduğunu ortaya koymuştur.
Bu makale, söz konusu kriterlerin sosyal medya beyanlarına nasıl uygulanabileceğini incelemektedir. Çalışmanın temel iddiası, açıklamanın yapıldığı platformun niteliğinin belirleyici olmadığı; bağlayıcılığın esasen yetki, açıklık, niyet, aleniyet ve güven ilkeleri çerçevesinde belirlendiğidir. Trump’ın Kudüs açıklaması, Biden’ın Tayvan beyanları, Macron’un Lübnan’a ilişkin paylaşımı ve 2017 Katar Haber Ajansı krizi gibi örnekler bu bağlamda değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, sosyal medya beyanlarının da belirli koşullar altında uluslararası hukukta tek taraflı beyan niteliği kazanabileceği ileri sürülmektedir.
Tek taraflı beyan Sosyal Medya Bağlayıcılık Ahde Vefa Uluslararası Adalet Divanı
The digital age has radically changed the way states communicate their intentions to the international community. In addition to traditional tools such as diplomatic notes and official statements, social media has become a communication channel used directly by the highest-level representatives of states. Statements made by heads of state, heads of government, and foreign ministers through their social media accounts raise the question of whether such posts can be considered unilateral declarations under international law.
The criteria for the binding nature of unilateral declarations have long been established by international judicial decisions and doctrine. The Permanent Court of International Justice's East Greenland decision and the International Court of Justice's Nuclear Tests case have established guiding precedents in this regard. The International Law Commission's 2006 Guiding Principles have systematised these criteria, establishing that bindingness is exceptional but possible.
This article examines how these criteria can be applied to social media statements. The main argument of the study is that the nature of the platform on which the statement is made is not decisive; bindingness is essentially determined within the framework of the principles of authority, transparency, intention, publicity and trust. Examples such as Trump's Jerusalem statement, Biden's statements on Taiwan, Macron's post on Lebanon, and the 2017 Qatar News Agency crisis are evaluated in this context. Ultimately, it is argued that social media statements can also acquire the status of unilateral statements under international law under certain conditions.
Unilateral declaration Social Media Binding Nature Pacta Sunt Servanda International Court of Justice
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Uluslararası ve Karşılaştırmalı Hukuk (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 24 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 14 Ekim 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| DOI | https://doi.org/10.52273/sduhfd..1771555 |
| IZ | https://izlik.org/JA62NR65MA |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 15 Sayı: 2 |