Kültür, bireylerin inançlarını, değerlerini, davranış biçimlerini ve sağlık algılarını şekillendiren temel bir unsurdur. Günümüzde artan göç hareketleri, sağlık hizmetlerinde kültürel çeşitliliği beraberinde getirmiştir. Bu durum, özellikle üreme sağlığı ve ebelik hizmetlerinde kültürel farkındalığın, duyarlılığın ve yeterliliğin önemini artırmıştır. Bu derleme, ebelik bakımında kültürel farklılıklara yönelik yaklaşımları din, dil, ırk, değer ve normlar ekseninde ele alarak transkültürel bakımın önemini vurgulamayı amaçlamaktadır. Literatür doğrultusunda; göçmen kadınların dil engeli, dini ve kültürel uyumsuzluk, ırksal önyargılar ve toplumsal normlara bağlı farklılıklar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişimde güçlük yaşadıkları, bu durumun gebelik ve doğum sonuçlarını olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca ebelerin kültüre duyarlı bakım modellerini uygulamada sınırlı oldukları, manevi bakımın ve kültürel iletişimin yeterince bütünleştirilemediği görülmektedir. Sonuç olarak, ebelik mesleği kültürel çeşitliliğe duyarlı, bütüncül ve eşitlik temelli bir bakım anlayışını benimsemelidir. Ebelerin kültürel farkındalık, iletişim ve empati becerilerinin güçlendirilmesi, doğum deneyimini iyileştirmek ve sağlık alanındaki eşitsizliklerin azaltılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, kültüre duyarlı bakım modellerinin ebelik uygulamalarına entegrasyonunu destekleyen daha fazla araştırmaya gereksinim duyulmaktadır.
Culture is a fundamental element that shapes individuals’ beliefs, values, behaviors, and perceptions of health. Increasing global migration has brought cultural diversity to healthcare services. This diversity has heightened the importance of cultural awareness, sensitivity, and competence, particularly in reproductive health and midwifery care. This review aims to emphasize the importance of transcultural care by examining approaches to cultural differences in midwifery practice through the dimensions of religion, language, race, values, and norms. According to the literature, migrant women experience difficulties in accessing healthcare services due to language barriers, religious and cultural incongruities, racial prejudice, and variations in social norms, all of which negatively affect pregnancy and birth outcomes. It has also been observed that midwives have limited implementation of culturally sensitive care models, and spiritual care and cultural communication are not sufficiently integrated into practice. In conclusion, midwifery should adopt a holistic, equality-oriented, and culturally sensitive approach to care. Strengthening midwives’ cultural awareness, communication, and empathy skills is crucial to improving birth experiences and reducing health inequalities. Therefore, further research is needed to support the integration of culturally sensitive care models into midwifery practice.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Ebelik (Diğer) |
| Bölüm | Derleme |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 8 Ocak 2025 |
| Kabul Tarihi | 27 Ocak 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 12 Şubat 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.17942/sted.1615611 |
| IZ | https://izlik.org/JA26BT54GA |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 34 Sayı: 6 |