5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun benimsediği kusura dayalı modern ceza dogmatiği ile çocuk adalet sisteminin sosyal koruma odaklı yaklaşımı arasında ortaya çıkan uyumsuzluk, teorik tutarlılık açısından ciddi problemler yaratmaktadır. Karşılaştırmalı hukuk perspektifi ile, uluslararası alanda ‘hukukla ihtilaf halindeki çocuk’ veya ‘çocuk suçlu’ gibi terimlerin tercih edildiğini, ancak Türk hukukundaki ‘sürüklenme’ ifadesinin kusur teorisini doğrudan sorgulatan özgün bir nitelik taşıdığı görülmektedir. Çalışma, öncelikle ceza hukukunun, sorumluluğu failin iradi ve kınanabilir eylemine dayandıran normatif kusur esasını ele almaktadır. Ardından, ‘suça sürüklenme’ kavramının, suçu bireyin kontrolü dışındaki sosyolojik, çevresel ve psikolojik faktörlere bağlayan deterministik doğasını kriminolojik perspektiften incelemektedir. Bu iki farklı paradigmanın; iradenin muğlaklaştırılması, sorumluluğun bireyden sisteme kaydırılması ve normatif-deskriptif anlam çatışması gibi temel noktalarda birbiriyle çeliştiği savunulmaktadır. Sonuç olarak, ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramının koruyucu felsefesi değerli olmakla birlikte, ceza dogmatiğiyle olan uyumsuzluğunun hukuki belirsizlik yarattığı ve bu gerilimin giderilmesi için ‘muhakeme sürecindeki çocuk’ gibi daha nötr ve teknik bir terminolojinin benimsenmesi gerektiği önerilmektedir.
Çocuk çocuk suçlu suça sürüklenen çocuk kusurluluk irade yeteneği
Bu makale Etik Kurul iznine tabi değildir
The incompatibility between the modern criminal dogma based on culpability adopted by the Turkish Criminal Code No. 5237 and the social protection-oriented approach of the juvenile justice system creates serious problems in terms of theoretical consistency. From a comparative law perspective, it is observed that terms such as ‘juvenile in conflict with the law’ or ‘juvenile delinquent’ are preferred internationally, but the term ‘being pushed’ in Turkish law has a unique quality that directly questions the theory of culpability. The study first examines the normative culpability principle of criminal law, which bases responsibility on the perpetrator’s intentional and blameworthy act. It then examines the deterministic nature of the concept of ‘being pushed to crime,’ which links crime to sociological, environmental, and psychological factors beyond the individual’s control, from a criminological perspective. It is argued that these two different paradigms contradict each other on fundamental points such as the obscuring of will, the shift of responsibility from the individual to the system, and the normative-descriptive meaning conflict. In conclusion, while the protective philosophy of the concept of ‘juvenile pushed to crime’ is valuable, its incompatibility with criminal dogma creates legal uncertainty, and it is suggested that a more neutral and technical terminology such as ‘juvenile in the judicial process’ should be adopted to resolve this tension.
Juvenile juvenile delinquent children pushed to crime culpability willpower
This article is not subject to Ethics Committee permission.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Hukuk (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 26 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 13 Ocak 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 20 Ocak 2026 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Sayı: 65 |