7 Ekim 2023 tarihinden itibaren, İsrail’in Gazze Şeridi’ne başlattığı yoğun ve süreklilik arz eden askeri operasyonlar, uluslararası toplum nezdinde ciddi tartışmalara yol açmış; bu süreçte, uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk normlarının ağır ve yaygın biçimde ihlal edildiğine dair kuvvetli emareler ortaya çıkmıştır. Söz konusu ihlaller, yalnızca orantısız güç kullanımıyla sınırlı kalmayıp; sivillerin ayrım gözetilmeksizin hedef alınması, zorla yerinden edilmeleri kolaylaştıran sistematik altyapı yıkımı, sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi, açlık ve susuzluk koşullarının kasten yaratılması gibi çok boyutlu eylemleri içermektedir. Bu bağlamda Gazze, devlet dışı silahlı aktörlerin saldırılarının ötesinde, bir devletin yürüttüğü geniş çaplı askerî harekâtın sivil nüfus üzerinde nasıl bir yıkım yaratabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek haline gelmiş; uluslararası hukukun temel ilkeleri olan insan onuru, sivil dokunulmazlığı ve orantılılık ilkesi ağır biçimde ihlal edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’de meydana gelen olayları, uluslararası insan hakları hukuku, insancıl hukuk ve uluslararası ceza hukuku bağlamında bütüncül ve disiplinler arası bir yaklaşımla analiz etmektir. Bu çerçevede, özellikle İsrail’in eylemlerinin soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları kapsamına girip girmediği sorusu, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü, 1948 tarihli Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi, ve Cenevre Sözleşmeleri ışığında hukuki temellere dayalı olarak incelenmektedir. Çalışma kapsamında ayrıca, Birleşmiş Milletler raportörlerinin açıklamaları, Uluslararası Ceza Mahkemesinin yetki alanı ve önceki içtihatları, ilgili devletlerin sorumlulukları ve ceza yargılamasına elverişlilik ilkeleri de değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, Gazze’de yürütülen askeri faaliyetlerin yalnızca ağır insan hakları ihlalleriyle sınırlı kalmadığı; sistematik, planlı ve kasıtlı eylemlerle, soykırım suçunun oluşmasına ilişkin hukuki eşiklerin birçoğunun aşılmış olabileceği kanaatine varılmıştır. Buna rağmen, uluslararası toplumun tepkisinin büyük ölçüde siyasal ve seçici olduğu, hukuki yükümlülüklerin gerektirdiği düzeyde etkili önleme, soruşturma ve yargılama mekanizmalarının işletilmediği; cezasızlık pratiğinin ise yerleşik bir uluslararası sorun olarak yeniden görünürlük kazandığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda
çalışma, sadece bir durum tespiti değil; aynı zamanda uluslararası hukuk düzeninin krizler karşısındaki etkinliğine dair normatif bir sorgulama niteliği de taşımaktadır.
İnsan Hakları Soykırım İnsancıl Hukuk Uluslararası Adalet Divanı
Since October 7, 2023, the intensive and sustained military operations launched by Israel in the Gaza Strip have provoked serious debates within the international community. During this period, strong indications have emerged suggesting grave and widespread violations of international human rights and humanitarian law. These violations are not limited to the disproportionate use of force; they also encompass multidimensional acts such as the deliberate targeting of civilians without distinction, the systematic destruction of infrastructure facilitating forced displacement, obstruction of access to healthcare, and the intentional creation of conditions of famine and thirst. In this context, Gaza has become a striking illustration of the extent of devastation that a large-scale military campaign conducted by a state can inflict upon a civilian population, going beyond the attacks of non-state armed actors. Fundamental principles of international law including human dignity, the inviolability of civilians, and the principle of proportionality have been severely breached. The primary objective of this study is to analyze the events that have unfolded in Gaza since October 7, 2023, through a comprehensive and interdisciplinary lens, situated within the frameworks of international human rights law, international humanitarian law, and international criminal law. In this regard, particular attention is devoted to assessing whether Israel’s conduct may fall within the legal definitions of genocide, crimes against humanity, and war crimes, based on the Rome Statute of the International Criminal Court, the 1948 Genocide Convention, and the Geneva Conventions. The study further engages with statements issued by United Nations special rapporteurs, the jurisdiction and relevant jurisprudence of the International Criminal Court, the responsibilities of states, and the principles governing the admissibility of criminal proceedings. The findings of the research indicate that the military operations conducted in Gaza have not merely resulted in severe human rights violations, but may also fulfill numerous legal thresholds for the commission of genocide through systematic, deliberate, and premeditated acts. Nevertheless, it is concluded that the response of the international community has remained predominantly political and selective; that effective mechanisms of prevention, investigation, and prosecution, as mandated by legal obligations, have not been meaningfully activated; and that the practice of impunity has once again resurfaced as a deeply entrenched problem within the international legal order. In this regard, the study does not merely offer a situational assessment, but simultaneously constitutes a normative inquiry into the efficacy and resilience of the international legal framework in the face of profound crises.
Human Rights Genocide Humanitarian Law International Court of Justice
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Anayasa Hukuku, Yurtiçi İnsan Hakları Hukuku, Kamu Hukuku (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 25 Mart 2025 |
| Kabul Tarihi | 14 Temmuz 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| DOI | https://doi.org/10.59162/tihek.1665087 |
| IZ | https://izlik.org/JA78SB46WJ |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 8 Sayı: 14-15 |